İnsana güç ve irade verilmiştir. Güç, ona yapabilme imkânı verirken irade, ona gücünü dilediği yönde kullanma imkânı vermektedir.
Bununla birlikte insan, farklı güçlerde yaratılmıştır ve insanlar, kendilerine verilen gücü, geliştirerek diğer insanlarının önüne geçmek ya da gücünü geliştirmeyerek onların gerisinde kalmak iradesine de sahiptir.
İnsanla güç ve irade arasındaki bu ilişki, onun için güç ve iradeyi imtihan aracı kılmaktadır. İnsan, iradesini; gücü yerinde kullanmamaktan yana kullanınca kendisine ve başkasına zulmetmiş olur.
Zulmün tarihi, insanlığın tarihi kadar eskidir. İnsanın ilk zulmü kendisine yöneliktir. Babamız Hz. Adem aleyhisselam ve hanımı Hz. Hava validemiz, cennette kendilerine yasak edileni yemekle kendilerine zulmettiler.
İnsanın ikinci zulmü ise kardeşine yöneliktir. Hz. Adem’in büyük oğlu Kabil, kardeşi Habil’i kıskanmak ve onu haksız yere öldürmekle yeryüzünde ilk zulmü işledi.
O gün bugündür insanlık zulümle imtihan olmaktadır. İmtihanın bir yanı güç sahibine bakar: Kişi güç elde edince onu nerede ve nasıl kullanacak? Adilce mi, zalimce mi? Zulmünü fark edince tövbe edecek mi, zulümde ısrar mı edecek?
İmtihanın diğer yanı, mazluma bakar: Mazlum, zulmü kabullenecek mi yoksa ona karşı direnişi mi seçecek?
Zulümle imtihanın üst mertebesi ise kişinin doğrudan kendisiyle ilgili olmayan bir zulme karşı tutumudur: Zulüm doğrudan kendisine dokunmadığında kişi, zulmü alkışlayacak mı, ona karşı mı çıkacak?
Aynı bağlamda kişi zulmü, normal bir insanî etkinlik mi görecek yoksa zulmün karşı çıkılması gereken arızi bir durum olduğunu kabul edip ona karşı kıyama mı seçecek?
İslam’dan önce Araplar arasında zulüm normal görülmeye başlanmıştı. Abbâsî dönemi şairi Mütenebbî bu durumu şu dizelerle anlatır:
Yüksek şerefler eziyetten kurtulamaz
Uğruna kanlar akıtılmadıkça
Zalimlik insanların karakterinde vardır; şayet görürsen
Bir ağır başlı adamın bilesin ki
Bir engel yüzündendir zulmetmemesi
Yine cahiliye döneminde zulüm algısı ve zulme karşı çıkış tamamen kabile algısıyla ilgilidir. Kişiler, kabilelerinden yana olmayı doğru, kabilelerinin karşısında olmayı zulüm olarak görmüşlerdir.
Şair Züheyr b. Ebû Sülmâ, bunu şöyle anlatır:
Kabilesini silâhıyla savunmayan kişi zillete uğratılır
Ve insanlara zulmetmeyen zulme muz kalır
Dikkat edilirse bu dizelerde zulüm, aynı zamanda normalleştirilmiştir. Zulüm, her insanın hâli gibi gösterilmiş, zalim bir tür masumlaştırılmıştır.
Buna karşı, İslam’ın tarihi, gerek muvahidlerin tarihi olarak gerek Hz. Muhammed Mustafa salallahü aleyhi vesellem’in Ümmetinin tarihi olarak, aynı zamanda zulme karşı mücadelenintarihidir.
Her peygamber, Allah’a kulluğa çağırırken aynı zamanda zulme karşı çıkamaya davet eden bir önderdir. Peygamberler, zulme karşı çıkınca zulme maruz kalmışlar ve buna rağmen hakkı seslendirmekten, mazlumlara umut olmaktan vazgeçmemişlerdir.
Nemrut ve Firavun’u hatırlayın… Onlar zalimdiler; Hz. İbrahim ve Hz. Musa ise mazlumları zulümden kurtarmaya çalışan önderler idiler.
Peygamberler, sadece şirk zulmüne karşı çıkmadılar, haksız yere cana kıymaya, eksik tartmaya, iftiraya, emanete ihanet de karşı çıktılar.
Resûl-i Ekrem Hz. Muhammed Mustafa salallahü aleyhi vesellem, henüz peygamberlikle görevlendirilmeden Hilfü’l-Fudûl teşkilatı içinde bulundu. Kendisiyle ilgili olmayan bir hususta zulme karşı çıkmıştır.
Kişinin kendisiyle ilgili zulme karşı çıkması fazilettir, kendisiyle ilgili olmayan bir zulme karşı çıkması ise daha da faziletli bir tutumdur. Hz. Peygamber salallahü aleyhi vesellem,Peygamberliğinden sonra da bu tutumu övmüş, yolumuzu aydınlatmıştır.
Onun torunu Hz. Hüseyin radiyallahü anh, zulümde bulunanın kendisine Müslüman dese de ona karşı çıkılması gerektiğini canı pahasını bize anlatmıştır.
Hakikatte Hz. Hüseyin, zulmün “Ben Müslümanım!” diyenler içinde meşrulaşmaması için, kendisini ve ailesini feda etmiştir. Onun pâk dedesi şirke karşı çıkmanın simgesi olduğu gibi o da zulme karşı çıkmanın simgesi oluvermiştir.
Bugün sadece İslam dünyası değil, bütün dünya baştan başa zulmün altında inim inim inliyor. Herhalde tarihte çok az kez zulüm, bu kadar yayılmış ve bu kadar kanunlara bağlanmıştır. Ama dünyada en çok zulüm görenler, gözler önündeki Filistin’de olduğu gibi Müslümanlardır.
Müslümanlara yönelik zulümler,
(1) Doğrudan kafirler tarafından yapılmakta.
(2) Bir de kafirlerin münafık vekilleri tarafından gerçekleştirilmektedir.
Çağın kafirleri, Fransız İhtilali ile “Adalet-Eşitlik-Hürriyet” derken “bir küresel işkence” dönemi başlattılar. İnsanlık tarihinin bütün işkence yöntemlerini araştırıp birleştirdiler; teknoloji ve tıbbı da kullanarak insanlığın hiç bilmediği işkence yöntemleri geliştirdiler.
Bununla birlikte “zulüm” ve “adalet” algısını da değiştirdiler. Kişi, neyle adil olur neyle zalim? Kavramları alt üst ettiler.
Nitekim, bugün günahları serbest bırakanlara özgürlükçü ve adil; günahları yasaklayanlara ise yasakçı ve zalim, diyorlar. Hakkını savunan Filistinliye terörist, siyonistlerin en alçakça zulümlerini ise “savunma hakkı” olarak niteliyorlar.
Buna karşı bugün hepimiz imtihandayız: Ya bu zulme sessiz kalacağız ya da onu izale için mücadele edeceğiz?
Ama onu izale etmeye çalışırken hangi yöntemi izleyeceğiz. Biraz kaba olacak ama zulmün karşısında Yahudice mi duracağız? Müslümanca mı?
Yahudi için “zulüm” sadece kendisinin tarif ettiğidir. Mazlum da öyle. Dolayısıyla o daha zulmü tarif ederken zalimce davranmaktadır. Müslümanın durumu ise bambaşkadır. O zulmü Vahiy’den öğrenmekte ve tavrını da Vahy’e uyanlara bakarak belirlemektedir.
Bu mahiyette gelin kendimizi “zulüm testi”ne tabi tutalım:
(1) Zulme sessiz mi kalıyoruz, direniyor muyuz?
(2) Hz. Peygamber, “En faziletli cihad, zalim sultanın yanında hakkı söylemektir.”buyurmuşlardır. Denir ki bunun hikmeti, hakkı söyleyenin de zulme uğrayacağını bilmesidir. Bu mahiyette, biz zulme karşı çıkmaktan zarar göreceğimizi bildiğimizde zulme karşı çıkıyor muyuz, yoksa boyun mu eğiyoruz?
(3) Zulüm bize yapılmadığında ona karşı çıkıyor muyuz?
(4) Zalim, bizim ırkımızdan/dinimizden/siyasi görüşümüzden biri olduğunda ona karşı duruyor muyuz?
(5) Zulüm, bizim ırkımızdan/dinimizden/siyasi görüşümüzden olmayan birine yapıldığında ona yardım ulaştırıyor muyuz?
Buradan alacağımız cevaplar, bizim konumumuzu ortaya çıkaracaktır. İmtihanı kazanıp kazanmadığımızı gözler önüne serecektir. Onunla beraber, kim zulme karşı, kim zulmü normalleştirmeye çalışıyor? Onu da bize gösterecektir.