“Ey Muhammed! Onları, yüreklerin ağıza geleceği, tasadan yutkunacakları, yaklaşan kıyamet günü ile uyar. Zâlimlerin hiçbir dostu ve sözü dinlenecek şefaatçisi yoktur.” (Mü’min: 18)
Ebû Zer (Radıyallahu Anh) Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem)’den; o da Allah (Tebâreke ve Teâlâ) Hazretlerinden rivayet etmiştir. Allah Teâlâ şöyle buyurdu:
“Ey kullarım! Ben zulmetmeyi kendime haram kıldım. Onu sizin aranızda da haram kıldım. Artık birbirinize zulmetmeyiniz…” (Müslim, Birr 55)
Zulüm, bir şeyin gereğini değil de zıddını yapmak, hakkı yerli yerine koymamak diye tarif edilir. Zulüm, başkasının hakkı üzerinde haksız bir tasarrufta bulunmak, herhangi bir konuda haddi aşmaktır. Haksız yere başkasının canına zarar vermek, malını almak, ırzına, namusuna sataşmak gibi uygunsuz davranışlar, zulüm diye adlandırılır. İslam’da zulmün her çeşidi haramdır, yasaktır.
Zulüm, adâletin zıddıdır. Adâlet bir fazilet, zulüm ise bir zillet, gayr-i ahlâkîlik ve haysiyetsizliktir. İslâm, yeryüzünde adâleti hâkim kılmayı, zulmün her çeşidini ortadan kaldırmayı hedefler, mensuplarını, özenle zulümden sakındırır.
Allah âdildir, zulmetmez. Zulme razı olmaz. Kullarına zulmetmeyeceğini bildirmiştir. Kullarının da birbirlerine zulmetmesini istemez. Bütün âlem O’nun mülküdür. Gerçekte Allah’tan başka bir mâlik yoktur. Dolayısıyla tecâvüz ve zulüm de söz konusu değildir. Yani Allah Teâlâ zulümden münezzehtir. O, bu durumu “Zulmü kendime haram kıldım” diye ifade buyurmuştur.
Zulüm ve haksızlık yapanlar, dünyada, bu zulümlerine yardımcı olan birtakım bayağı kişiler bulabilirler. Zulümlerini de belli bir süre devam ettirmeleri mümkün olabilir. Fakat zulüm ebedî olmaz. Zâlimler, yaptıkları zulüm ve haksızlıkların cezasını Allah’ın huzurunda mutlaka görürler. Bu cezaya bazen dünyada da çarptırıldıkları olur. Onların bu hali başkalarına ibret olmaları içindir. Âhirette/hesabın görüleceği günde, zâlimlerin ne bir dostu ne de Allah’ın huzurunda kendilerine şefaatçi olacak bir yardımcısı bulunacaktır.
“Zulmedenlerin hiçbir yardımcısı yoktur.” (Hac: 71)
Allah, zâlimleri kıyamet gününde dostsuz ve yardımcısız azap içinde bırakacaktır. Dünyada yaptıkları zulüm ve haksızlıkların cezasını orada misliyle çekecekler ve kendilerine merhamet olunmayacaktır. Çünkü onlar, Allah’ın kullarının haklarına acımasızca tecâvüz etmişler ve Allah’ın emirlerini dinlememişlerdir.
Zulüm, çoğunlukla Allah’tan başka dostu ve yardımcısı olmayan zayıflara, biçarelere yapılır. Bunu yapanlar ise kalpleri katılaşmış, kararmış, Allah korkusundan mahrum kimselerdir. Çünkü kalplerinde Allah korkusu olsa ve hidâyet nurundan nasipleri bulunsa yaptıklarının sonunu düşünürler. İşte böyle kimselerin kıyamet günündeki cezaları, dünyada yaptıklarının karşılığıdır.
Zâlimle dost olmak ve zulmüne göz yummak da zulümdür
“Zulmedenlere meyletmeyin; sonra size ateş dokunur (cehennemde yanarsınız). Sizin Allah'tan başka dostlarınız yoktur. Sonra (O'ndan da) yardım göremezsiniz!” (Hud: 113)
Ebû Bekir es-Sıddîk (Radiyallahu Anh) Resulullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem)’in şöyle buyurduğunu söyledi:
“Şüphesiz ki insanlar zâlimi görüp de onun zulmüne engel olmazlarsa, Allah’ın kendi katından göndereceği bir azabı hepsine umumileştirmesi yakındır.” (Ebû Dâvûd, Melâhim 17; Tirmizî, Fiten 8)
Müslüman olmanın, hak yolda bulunmanın gereklerinden biri de gücünün yettiği kadar ma’rûfu emir ve münkerden nehiy vazifesini yerine getirmektir.
Ben kötülük yapmıyorum ya, başkaları ne yaparsa yapsın diyerek, içinde yaşadığı toplumdan kopuk bir hayat süren ve onların dertleriyle ilgilenmeyenler, bizzat kendileri doğru yolu bulamamış, mes’uliyet hissine sahip olamamış sayılırlar. Neticede, toplumun yönetimini şerlilerin ve sapıkların ellerine teslim ederler. Bundan doğacak zararı da herkes çeker.
Allah Teâlâ’nın dünyada zalimlere fırsat ve mühlet vermesi bir imtihan gereğidir
“Hiç şüphesiz Allah zâlime mühlet verir. Onu yakalayınca da kaçmasına fırsat vermez.” (Buhârî, Tefsîr (11); Müslim, Birr 61)
Allah Teâlâ, suçluları cezalandırmada acele davranmaz. Onların suçlarından, zulümlerinden ve kötülüklerinden pişmanlık duyup tövbeye yönelmeleri için kendilerine mühlet verir; onlara süre tanır. Kâfirler imana; zâlimler adâlete, âsiler ibadete; günahkârlar tövbeye, sapıklar hidâyete yönelebilirler. Bu sebeple Allah Teâlâ cezaları tehir eder, hatta birçoğunu âhirete bırakır. İnsan, ömrünün sonuna kadar tövbe kapısının açık olduğunu bilir de bir gün bu kapıya gelirse, Allah tövbeleri kabul eder ve kullarına son derece merhametle muamele eder. Cenab-ı Hakk’ın mühlet vermesinin anlamı budur. Bu sebeple zâlimlere de rızık verir; onların dünyada yaşamasına, hatta uzun bir ömür sürmesine imkân tanır.
Zulmün cezası büyük ve dehşet vericidir
Câbir (Radıyallahu Anh)’den rivayet edilmiştir. Dedi ki: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem) şöyle buyurdu:
“Zulümden sakınıp kaçınınız. Çünkü zulüm, kıyamet gününde zâlime zifiri karanlık olacaktır…” (Müslim, Birr 56)
Zulmün kıyamet gününde karanlıklar olması, zâlimin o gün karanlıklar içinde kalarak yolunu bulamaması, zulmünün cezasının şiddetli ve dehşetli olacağı anlamındadır. Zâlimler, dünyada zulmettiklerinin hayatlarını karartmış, onlara âdeta dünyayı zindan etmişlerdir. Şimdi burada hesap gününde karşılaştıkları acıklı manzara, mazlumlara yaptıklarının kendi başlarına gelmesinden başka bir şey değildir.
“Sakın zâlimlerin yaptığından Allah’ı gafil sanma! O, sadece onları, gözlerin dehşetten donup kalacağı, bir noktaya dikilip bakacağı bir güne erteliyor.” (İbrahim: 42)
“Kim bir karış miktarı bir yere haksız olarak zulümle sahip olursa, o yerin yedi katı boynuna geçirilir.” (Buhârî, Mezâlim 13, Bed’ül-halk 2; Müslim, Müsâkât 139-142)
“Rabbin, zâlim bir kasaba halkını yakalarken işte böyle yakalar. O’nun yakalaması gerçekten çok acı ve çetindir.” (Hûd: 102)
Allah’ın zâlimleri yakalamasından maksat onları helâk etmesi, kahretmesi, işlerini bitirmesidir. Kur’an’ın birçok âyetinde, daha önce helâk olan ümmetlerin mâcerası anlatılır. Nuh (Aleyhisselâm)’ın kavmi, Âd ve Semûd’un, Lût (Aleyhisselâm)’ın kavminin, Medyen’in, Firavun’un ve Firavun’a inananların akıbetleri ne kadar acı, elem verici ve çetin olmuştur? Bunların her birinin oturduğu ülkeler, şehirler ve kasabalar, içlerindeki zâlimlerle birlikte helâk edilmiştir. Dünyada dolaşan zâlimlere Allah’ın mühlet vermesi, insanları aldatmamalıdır.
Hülasa:
- Zulümden sakınıp kaçınmak, başkalarını da bu yönde uyarmak önemli ve öncelikli görevlerimiz arasındadır. Bu, Allah ve Resûlü’nün emridir.
- Zulme sebep ve vasıta olmak ya da zalime destek olmak da aynı şekilde günahtır.
- Zulüm büyük günahlardandır. Çünkü her zulümde, kulların hakkına tecâvüz vardır. Kıyamet günündeki cezası da şiddetli olacaktır.
- Zulüm haksız yere kan dökmenin, Allah’ın haramlarını helâl saymanın, çeşitli büyük günahların ve dinden sapmaların önde gelen sebeplerindendir.
- Zalimlere mühlet verilmesi haklı olmaları ya da bunun onların yanına kâr kalacağı anlamına gelmez. Zulümlerinin cezasını kesinlikle göreceklerdir.
Allah (Celle Celaluh) başta büyük şeytan Amerika ve Siyonistler olmak üzere tüm zalimleri kahreylesin! Mazlumların intikamını bu dünyada da alsın! Mazlumları ve İslam ümmetini zafere ulaştırsın! Âmîn!..