“Tâlût ve beraberindeki mü’minler ırmağı geçince geride kalanlar: “Bugün bizim Câlût ve ordusuyla savaşacak gücümüz kalmadı” dediler. Allah’ın huzuruna çıkacaklarını kesin olarak bilenler ise: “Az sayıdaki nice topluluk, çok sayıdaki nice kalabalığı Allah’ın izniyle yenmiştir. Allah, sabredenlerle beraberdir” dediler.” (Bakara: 249)
Dinle evlat!
Biliyorum küçüksün ama çocuk olarak kalacak zamanımız yok. Erken büyümek zorundasın. Çünkü sen Kudüs, sen Gazze, sen Mezopotamyasın. Sen Anadolu, Aryan, Kara Afrika, Kocaman bir Asya’sın. Sen onuru hala nefes alan bütün dünyasın. Birkaç kulaç ötede, annesinin ve babasının işgal ettiği evde oturan bazı çocukların, sahillerde eğlenip pasta yiyorken attıkları kahkahalara bakmadan büyü! Bir an bile beklemeden büyü! Çünkü aynı sahilin kumlarına döküyorlar senin gibi çocukların kanını. Parçalanmış o on binlerce çocuğa bak ve büyü! Yani başını okşayacak, yanaklarından makas alacak, saçlarını sevgiyle tarayacak çok fazla zamanımız yok evlat! Bomba yağmuru altında oyuncaklarla oynayamazsın, çocuksun ama yiyecek yemek, içecek su yokken bir şeker için çocuk gibi mızmız olamazsın, buna zamanımız yok. Hadi kalk artık yıkılmış evinin eşiğinden, hatta kaldır kardeşini beşiğinden! Çünkü gidip beraber dünyayı kurtaracağız ve tüm insanlığın kirlenmiş onurunu temizleyeceğiz faşist bir siyonizm'in lanetinden. Ey sırtında dünyayı taşıyan evlat, büyü! Erkenden büyü!
Şimdi dinle evlat!
Gitmeden önce sana bir şeyler de söylemem lazım. Direnişin o yüce dünyasına varınca, sabırla küçük ökçelerini dağların yüreğine kadar göm ve sakın ama sakın korkma! Çünkü orada korkunç canavarlarla karşılaşacaksın. Allah'ın lanetleyip defalarca sürdüğü zihin, dünyanın sözde dev güçlerini dikecek karşına. O vahşi barbarlarla beraber küçük gözlerinin önünde taze bedenlere kurşunlar sıkarken vahşi kahkahalar atacaklar. Minik kafalarına misket bombaları yağdıracaklar, gözlerinin önünde tonluk tomahawklarla etrafındaki binaları yıkacaklar ama sen oradan gerisin geri dönemezsin evlat, buna hakkın yok. Sonra ateşler etrafını saracak ve yeni doğmuş bebek kardeşin, abilerin, ablaların ateşler içinde kavrulacak. Anneni onlara doğru koşarken göreceksin ama az sonra ona da başörtüsünün üstünden sızan mübarek kanlar içinde uzanmış halde bakacaksın. Ancak sana attığı son bakış ebediyen donacak gözlerinde ve sen o bakışın acısı altında dağların ezdiğinden daha çok ezileceksin ama diz çökemezsin evlat, ağlayıp ökçelerini gerisin geri döndüremezsin evlat! Yani annedir sonuçta, belki saygıyla bir an ama sadece bir an, bir dizini dayarsın mübarek toprağının göğsüne ve yine mübarek ama tozlanmış anne elinden öpersin, tam üç kere. Uzun uzun oturup yas tutamazsın, orada bekleyip ağlayamazsın, buna zaman yok. İçini o acının öfkesi ile iyice doyur çünkü düşmanın ensesine o öfkenin acısını indireceksin. Zaten annenin gözlerinde donmuş o bakışın ateşinde, birden saçların ağaracak, bir annenin gözlerinde donmuş bakışı sırtlayan sırtın, dağların yüklenemediği yükü rahatça kaldıracak ve bir anda büyüyeceksin orada.
Hadi, şimdi hem yürüyüp hem de beraberce düşünelim evlat! Zaman artık bize emanet verildi ve dünyanın sorumluluğu artık bizim sırtımızda. Unutma! Bu dünya, “güç” ile ‘sabır” savaşının bir arenasıdır sadece. Onun için çoban peygamberler şu dağlarımızdan, ovalarımızdan şehirlerimize inip, önce direnişte sabrı öğretiler bize.
Dinle evlat!
Batıl, Hakk iri iken onunla asla savaşmaz. Batıl, hakkın gücünün hakk oluşundan ve direnişte sabırdan geldiğini anlayamaz. Onun için her zaman en zayıf görünen hakkı arar ve ancak onunla savaşır. Zayıf düştük ama bugün onlara günlerini göstereceğiz. Çünkü onlar ölünce cehenneme düşecek, biz ise cennete gideceğiz.
Biz zayıf düşünce kanunları, barbar bir ormanda “güç” belirliyor artık. Onlarda son teknolojiden güçler var evlat! Yani baştan aşağı direnişte sabır zırhını giyineceğiz. Çünkü Batıl güç, vahşidir ama korkaktır. Sefaya düşkündür ve bir hardal tanesi kadar onuru yoktur. Tek sermayesi dünyadır ve hayata ölümüne bağımlıdır. Evlat, öncelikle iman et ki en büyük güç Allah'tır! Allah'ın verdiği en büyük güç ise önce iman sonra direnişte sabırdır. Onlar sefihçe yaşamayı sevecek biz onurlu ölümü seveceğiz. Onlar zafer olarak daha çok bebek, kadın öldürmeyi, şehirleri harap etmeyi bilecek biz zaferi sabırla Allah yolunda yürümek olarak bileceğiz.
Evlat, Allah'ın yazdığının dışında kanun yoktur. İşte görüyoruz, gücü eline geçiren Batı’lı batıl insanlar, kanunları kendi dışında kalan insanları kendilerine kul edinmek için yazdılar. Sakın! Vahşi Batı'nın kanunlarına, adalet ismi ile isimlendirilmiş kurumlarına güvenme, gidip de onlara sığınma. Hakkın silahı adalet, adaletin yolu direniş ve direnişin evi sabırdır. Sabredeceğiz, iman evinde oturup direniş yolunda sabredeceğiz.
Onların gücü konuştuğunda, hakikatler susar, yalanları yılanlardan daha çok çatallanır. Unutma evlat! “Batı’lı batıl güç” konuştuğunda korkaklarımız, “Onurlu Sabrımız” konuştuğunda ise korkaklığımız susacak. Kimi korkaklarımızın ve kimi güce kul olmuş hain zevkperestlerimizin durmadan batılı kınadığını bile görebilirsin. Sakın ha evlat, oturup kınayana aldanmayasın! Çünkü yerinde oturup, durmadan şiddetle kınayanlar ve etrafa bağırıp destekliyormuş gibi yapanlar aslında batıl gücün zulmünün en büyük destekçileridirler. Aslında onlar zulme karşı boyun eğilsin, balonla şişirilmiş pazuların önünde secde edilsin, yapılacaklar yapılıyor sanılsın ve daha çok suskun kalınsın diye konuşanlardır.
Yani evlat!
Baktığında ruhunun boynuna urgan geçiren kimileri sana gelip “Akıllı ol! Kork! Dur!” diyecekler. O zaman direnişinin bükülmezliğiyle konuş, ölümünün cesareti ile anlat, imanın gücüyle vur utanmaz yüzlerine ve vururken sabrın dağlarına sırtını dayamaya devam et! Gözlerinin içine daha derin bak, büyü ve konuş! Bebek olduğuna bakmadan konuş! “Dünyaya getirildiğim gün de öleceğim gün de diri olarak kaldırılacağım gün de selâm benim üzerimdedir” de. “Çünkü ben annemi sevdim ve Rabbim’in öğrettiği tüm erdemlere iman ettim, imanımın emrettiği şekilde direndim ve direnişimin üzerinde sabrettim” de. Evlat, bakma sen boylarına poslarına! Hala küfrün ağızlarına verdiği emziği emiyor onlar, zulmün çizdiği çizgiler arasında seksek oynuyorlar, iman etmiş tepelere durmadan çelik çomak atıyorlar. Onlara bir bebeğe anlatır gibi “Asla ihanet etmeyin, birleşin, şahsi hesaplar, tahtlar, milli çıkarlar, mezhebi hezeyanlar peşinde koşmayın, hep ölecek yaştasınız öyleyse ölmekten korkmayın, uyanın, direnin, direnişte sabredin. Zafer, mutlaka yolun sonuna varıp kazanmak değildir, Allah'ın yolunda olan, yolun sonuna varsa da varmasa da zaten kazanandır” de!