(Gazze ve Sudan)
Dışarıda hazırlanıp ümmet içine sinsice gönderilen ve ene'lerin tek başına ürettiği, çıkar ve şöhretin beslediği ihtilaflar toplumda ve kalpte yer edinen tohumcuklar olur. Zamanla kök salacak zakkumlara dönüşen tohumlar... Sosyal ayrılıklar sürekli körüklenirken, bireysel aykırılıklar harlanır...
Çok kısa bir zamanda basit görünen her bir ihtilaf karmaşık bir tefrikaya dönüşür.
Tefrika girdi mi bir topluma veya bir kalbe işte o zaman çöküş başlar. Durmaksızın...
Birbirine kötülük etmeye, parçalayıp yok etmeye değin sürekli anlaşmazlık, ikiye-üçe, kesrete varacak ayrışmalar...
İhmal edilen ihtilaflardan ihlal eden tefrikaya, sonra da imha eden kesrete...
Birliği, dayanışmayı, cemaati, ümmeti etkisizleştiren kesret... Çok başlılık, az birlik ve hızlı yokluk.
Şecere-i izzet olan vahdetten gaye-i zillet olan kesrete..
Uhuvvet ve vahdet gibi âli bir nimet dururken tefrika ve kesret gibi âdi bir vesveseyi nefse iltica etmek elbette ki eblehliktir, kanmışlıktır...
Vahdet, metodik tüm farklılıklarla birlikte müşterek gaye için bir ve beraber olmak. Esası ihlal etmeden usul kesretine ehemmiyet vermeden hedef-i asıl olan Rıza-ı Rahman için cem olabilmek...
Vahdetin hakikati anlaşılsa görülecektir ki Ümmet coğrafyamızın içinde ne ihtilafa ne de tefrikaya yer yoktur. Hakiki manada kesret olmayan ancak kesrete sebep olan yüzlerce zakkum hep diğerlerinin beslediğidir. Bizden olmayanların bize reva gördüğü çokluk...
Ahir zamanda uhuvvet ve vahdet şu sebeplerden dolayı nice yaralar almıştır.
Evvela bireysel çıkarlar ve toplumsal bağnazlıklar… Ferdiyetçilik ve hizipçilik çıbanını büyüten fikirsel irinler..
Ortak paydanın önemsizleştirilmesi… Vazgeçilemez ve müdahale edilemez emirlerin Kur’an-ı Mübarekte kıyamete kadar korunacağının teminatı verilmiş olmasına rağmen bu ziyayı görememek…
Müşterek noktaların gündem dışı bırakılarak ayrık teferruatların sürekli işlenir olması. İslam üniversitesi içinde birbirinden farklı, adeta birer fakülte hükmünde bulunan ancak aslen ve yalnız üniversiteye hizmet eden çalışmaların sanki bir birlerine muhalifmiş gibi bilinmesi, işlenmesi...
Gayeye ulaşmak için elzem olan uhuvvetin gerçek manada manasının bilinmemesi ve bu minvalde verilen uğraşların azlığı. Asıl gayeye eriştiren en mühim ve en bariz olanı uhuvvet ve vahdet iken basit, yapay ve alude olanlarla teşrik-i mesai etmek...
Bilinmelidir ki uhuvvet ve vahdet kalbi saran birer hakikat nurudur. Aklı kavileştiren bir bilgi değil. Özü besleyen bir nur-u ilahi, nimet-i Rahmanidir.
Tarafgirlik illetinin tekraren canlandırılması. Ben ve klik kalmış ‘biz'in Ümmet kavramından daha çok öncelenmesi. Tarafgirlik, kavmiyetçilik vb. çıkmazlar bilişsel bir sürecin ürünü değil psikolojik hastalığın sonucudur.
Hüsn-ü niyet yetersizliği ve bakış açısındaki tutarsız niyetler. Ehli dalaletin en küçük iyiliğini görebilirken ehli hakkın en büyük ihsanına burun kıvırmak.
Binlerce ortak noktaları görememezlik ve üç beş tane olan ayrıklara takılıp kalmak. İşin aslı, gerçeğin kendisi daha farklı.
Câfer-i Sâdık Hazretleri niyet konusunda ne büyük bir tespit ve ne mühim bir ikaz ile bizi biz yapmak istemiş:
“Bir mü’min kardeşine âit, hoş olmayan bir şey duyarsan, onun için birden yetmişe kadar mazeret kapısı araştır. Bulamazsan; 'Belki benim bilmediğim veya anlayamadığım bir mazereti vardır.' de, sonra da meseleyi kapat!”
Uhuvvet ve vahdet tam da böyle bir nurdur ehli iman için... Her bir ehli akıl için ise böyle bir ziya gerektirir. Bu ziya, yetmişten öte bilemediğin mazeretin ziyasıdır.
Bize uhuvvet ve vahdet nurundan binler icaz sunan Gazze'nin kahraman muallimleri güneş misal dururken; tefrika ve kesret zakkumunun zehirli neticesini Alem-i İslam’ın ve insanın müşahedesine aynel yakin derecesinde sunan Sudan varken;
Hiç mümkün müdür ki ehl-i iman ve ehl-i izan olan hiçbir camianın ve dahi hiçbir Müslümanın vahdete, uhuvvete canla başla sarılmaması?
Hiç ihtimal var mıdır ki Sudan çıkmazını görüp de ihtilaf, tefrika yılanlarına sarılanların ehl-i akıl oldukları kabul edile?
Eğer her bir Müslüman, Ümmet bütünlüğünün birer nüvesi, birer neferi olduğunu beyan ve kabul ediyor ise en evvela ihtilaflardan, tefrikadan, kesretten kurtulmalı ve vahdete, cemaate, uhuvvete sarılmalıdır.
Yoksa ferdiyetçilik veya hizipçilik diye bilinen, Ümmet bilincini sinsice törpüleyen tehlikeli bir hastalığa müptela olmuş acınası bir zavallıdan öteye geçemeyecek.
Gelin hep beraber rahle-i tedrisatında oturalım HAMAS'ın.
Asrımızın ders-i azamı olan uhuvvet ve vahdet derslerini hem kalben hem aklen tedris edelim. Bu esnada tüm çağların en dehşetli hastalığı olan kesret ve tefrika hastalığının acınası sonuçlarını Sudanlı kardeşlerimizden tecrübe edinelim.
Ve bilelim ki tek kurutuluşumuz Ümmet olmaktan geçiyor. Ümmet olmak, ümmet kalmak, fenafil ümmet olabilmek duasıyla...