İslam’da Kur’an-ı Kerim’den sonra ikinci ana kaynak, yol ve ittiba noktası sünnettir.
Sünnet, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (Sallallahu Aleyhi Vesellem) söz, davranış, takrir ve tasdiklerinden oluşan bir yaşam pratiği ve nebevî sirettir.
Kur’an-ı Kerim, inanç ve amel dünyamızın bilgi, sunum, nasihat ve telkin boyutunu Sünnet ise bu dünyanın pratik ve yaşanabilir yönünü teşkil eder.
Sünnet, ilahî kelâm Kur’an-ı Kerim’in hayata geçirilmiş biçimi; söz, amel ve onay ile somutlaşmış halidir. Bu somutlaşma ve tezahür de alemlere rahmet Hz. Muhammed’in (Sallallahu Aleyhi Vesellem) hayatıyla bir yaşam pratiğine dönüşmüştür.
Öz anlamıyla sünnet, adatları (günlük hayatı) ibadete dönüştüren ahlak ve hikmet bütünlüğüdür.
Kur’ân-ı Kerim’i sünnetsiz, Sünnet’i Kur’an-ı Kerim’siz değerlendiremeyeceğimiz gibi ele alıp bir davranış sergileyemeyiz, sergilememeliyiz; çünkü Kur’an-ı Kerim ile Sünnet arasındaki ilişki, ruh ile beden arasındaki ilişki gibidir. Ruhsuz bir beden ancak bir et yığını, bir ceset olduğu gibi, bedensiz bir ruh da şekil bulmamış ve kendini ifade edemeyen bir soyutluktur. Bu sebeple Kur’ân-ı Kerim ve Sünnet, birbirinden tefrik edilemez, ayrı düşünülemez.
Kur’an-ı Kerim’e uymak, nasıl iman ve teslimiyet göstergesi ise Sünnet-i Seniyye’ye uymak da öyledir:
“…Peygamber size neyi verdiyse onu alın ve size neyi yasakladıysa ondan kaçının…” (Haşr Suresi: 7)
“(Peygamber) Kişisel arzularına göre de konuşmamaktadır. O (size ne okuyor, söylüyor ve yapıyorsa), kendisine indirilmiş vahiyden (beslenenden) başka bir şey değildir.” (Necm Suresi: 3-4)
İslam’a göre Sünnet, vahyin yaşamla somutlaştırılmış halidir. Bu bağlamda Sünnet’i öğrenmek ve anlamak sadece bir davranış taklidi değil; bir hayat ve davranışın özündeki bilgi, merhamet, denge, tutum ve mütevazı ruhu kavramaktır.
Peygamberimizin (Sallallahu Aleyhi Vesellem) siyeri, ibadetlerin nasıl yapılacağı ve Allah’a kulluğun nasıl olacağı ile sınırlı değildir. Onun Sünnet-i Seniyye’si yemeden içmeye, konuşmadan yürümeye, aile yaşamından ticarete, ekonomik tutumdan yöneticilik boyutuna kadar küçük büyük, az çok demeden hayatın her anını, alanını ve insanlarla olan ilişki boyutunu kuşatan bir ahlak, denge ve hikmet sistemidir.
Sünnetin günlük hayatı şekillendiren yönünü öğrenmek, bilmek ve uygulamak mümin bir şahsiyet inşası ve salim bir toplumun ihyası için önemlidir.
Günlük hayatın temel alanlarında Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem)’in tavsiyeleri, tutumları ve uygulamaları adatın ibadete çevrilmesi için ana eşiktir.
*Yeme, içme ve temizlik üçlü sacayağı insan hayatının ritmidir. Beden, insanın sahip olduğu bir mülk ve tasarrufundaki bir meta değildir; Allah’ın her bir insana verdiği özel ve kıymetli bir emanetidir. Bu nedenle insan bu emanete sahip çıkmalı, sağlıklı ve dengeli bir yaşam için bedenine yeme-içme ve temizlik alışkanlıkları yönünden dikkat etmelidir. İslam, bu dikkati her konuda olduğu gibi ibadet bilinciyle düzenler:
“Yiyiniz ve içiniz; fakat israf etmeyiniz. Çünkü Allah israf edenleri sevmez.” (A‘râf Suresi: 31)
“İnsanoğlu, midesinden daha kötü bir kap doldurmamıştır. Halbuki birkaç lokma insanın belini doğrultmasına yeter. Eğer mutlaka dolduracaksa (midesinin) üçte birini yemeğe, üçte birini içeceğe ayırsın ve üçte birini de nefes alıp vermek için boş bıraksın.” (Tirmizî, Zühd, 47)
Bu ayet ve hadis, beden sıhhati bağlamında ölçülü bir yaşamın temel prensibini ortaya koyar. Bu bağlamda Peygamberimiz Hz. Muhammed (Sallallahu Aleyhi Vesellem) sofraya oturunca besmele ile başlar, sağ eliyle ve önünden yer ve sofradan doymadan kalkardı. Tabağında kalan kırıntıları israf etmezdi. Onun buyurduğu gibi “Bereket, yemeğin sonunda olandır.”
*İslam, temizliği (taharet) imanın yarısı sayar. Maddi çerçevede beden, elbise ve çevre temizliğini önemser ve tavsiye eder. Manevi çerçevede kalbi, zihni ve ruhi temizliği, arınmayı över ve öne çıkarır. "Allah temizdir, temizliği sever." (Tirmizî, Edeb, 41) hadisiyle namaz başta olmak üzere birçok farz ve nafile ibadetin kabul şartı olarak abdest, gusül ve misvak gibi temizlik vasıtalarını ön şart sayar.
Maddi temizlik ve manevi arınma, Müslüman yaşamının esasıdır. Bu bağlamda Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem) beden temizliği ve ağız sağlığına önem verirdi. Temiz ve güzel elbiseler giyer, saçını tarar, güzel koku sürünür, misvak kullanır ve tırnaklarını düzenli keserdi.
Bugün bedenle ilgili çeşitli hastalıkların tedavisinde doktorların ve beslenme uzmanlarının “ölçülü yemek, yavaş yemek, tıka basa yememek ve hijyene dikkat etmek” gibi birçok hususu Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem)1450 yıl evvel beden sağlığı ve ibadet bilincini birleştirerek yerine getirmiş ve ümmetine tavsiye etmiştir.
*Aile, komşu ve ticaret eksenli insani ilişkiler sosyal hayatın temel ihtiyacı ve ahlaki zeminini oluşturur. Ahlak, sadece bireysel tutum ve ibadetlerle sınırlanmamalı; aileden topluma doğru genişleyen insani ilişkilerde doğru ve adil olma bütünlüğüdür:
“Allah’a kulluk edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anne babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya, ellerinizin altında bulunanlara iyi davranın...” (Nisâ Suresi: 36)
"Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı (iyi, nazik, merhametli) davranandır. Ben de aileme karşı en hayırlı olanınızım." (Tirmizî, Menâkıb, 63; İbn Mâce, Nikâh, 50)
Bu ayet ve hadis İslam'ın aile içi ve toplumsal ilişkilere verdiği önemi vurgular. Bu ilişkilerde iyilik ölçüsü olarak güzel ahlak, adalet ve merhamet öne çıkar.
Resulullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem) ailesine şefkatli davranır, onlara ev işlerinde yardımcı olur, kendi işi için kimseyi koşturmaz ve kimseye yük olmazdı.
Akrabalık, komşuluk ve arkadaşlık ilişkilerinde “sevgi, kıymet, tevazu, adalet, hak ve merhamet” eksenli hareket ederdi.
Ticari ilişkilerde “hile, aldatma, ölçüsüzlük, tefe, faiz ve hak ihlali” gibi hususlardan men ederdi. Ticarette helal kazanç, girişimci cesaret ve dürüstlüğü merkeze alırdı.
Peygamberimizin (Sallallahu Aleyhi Vesellem) sünneti bu ilişkiler düzleminde “ailede merhamet, komşulukta dayanışma ve ticarette dürüstlük” olarak somutlaşmıştır.
*Peygamberimizin şahsında bir yaşam somutluğuna bürünen İslam ahlakı insani ilişkilerde doğru, zamanlı ve değerli davranışların yanı sıra nezaket ve edep kurallarına da önem verir.
“Yeryüzünde böbürlenerek yürüme!” (İsrâ Suresi: 37) ve “Kul, iyice düşünüp taşınmadan bir söz söyleyiverir de bu yüzden cehennemin doğu ile batı arasından daha uzak bir yerine düşer gider.” (Buhârî, Rikâk, 23) hadis-i şerifi Sünnet eksenli davranış tarzı için önemli ipuçları verir:
Peygamber Efendimizin konuşması son derece ölçülüydü. O, konuşunca dinleyenler sözlerini rahatlıkla anlayacağı şekilde tane tane konuşur, kimseyi incitmez, kahkaha ile gülmez ve insanlara tebessüm ederdi. Yürüyüşü ise vakarlı, canlı idi. Yürürken sanki bir yokuştan iner gibi hızlı yürürdü. O’nun konuşma, gülme ve yürüyüşü mükemmel bir şahsiyetin ruh inceliğiydi.
Günümüzde “sert ve kırıcı üslup, çokça ve gereksiz konuşma, kibirli davranışlar” gibi çirkin yaklaşımlar insani ilişkilerde sıklıkla sorun oluşturmaktadır. Sünnet-i Seniyye, bu problemli tutumlara karşı “dil terbiyesi ve nefis tezkiyesi” adını verdiği ölçülü ve zarif bir Nebevi iletişim modeli sunar.
Gıybeti yasaklayan, yalanı çirkin gören, iftirayı acizlik sayan, el ve dil eminliğini Müslüman olmanın önemli bir kriteri olarak belirleyen İslam, Sünnet-i Seniyye ile karşımıza “gıybetten kaçınan, faydasız sözlerden uzak duran, sürekli zikir ve dua ile meşgul olan” bir Peygamber örnekliği sunar.
Günlük hayatla ilgili Sünnet-i Seniyye örnekleri ve başlıkları çoktur. Bir yazının sınırları ancak örneklik çerçevesindedir. Bu bağlamda Peygamberimiz Efendimizin (Sallallahu Aleyhi Vesellem) şu on sünneti iyice bilinmeli ve günlük hayatın bir vazifesi olarak ifa edilmelidir:
“Güne şükürle başlamak, insanlara tebessüm etmek, selamı yaymak, her işe besmeleyle başlamak, israftan kaçınmak, sağ tarafı tercih etmek, aksırınca “Elhamdülillah” demek, yoldaki zararlı şeyi kaldırmak, sözünde durmak ve gün içinde istiğfar etmek.”
Sonuç olarak Sünnet geçmişle sınırlanacak bir siret ve hayat değildir.
Sünnet; her zaman ve zeminle alakalı “en güzel örnek” olan bir yaşamın anlaşılması ve uygulanmasıdır.
Resulullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem) insanlığı dengeli, merhametli, adil ve bilinçli bir hayata davet eden evrensel bir rehberdir.
Sünnet’i yaşamak; sadece bazı davranış tekrarları değildir.
Sünnet’i yaşamak; nebevi bir siyer ve ahlakı hayatın merkezine koymaktır.