Aslında Sumud, bir direniş felsefesinin adı ve meşhur Simurg efsanesinin günümüze taşınmış, ete kemiğe bürünmüş hâlidir.
Sumud Filosu, insanlık tarihine düşülmüş insanlık onuru ve insanlık konsensüsü notudur. Bu filo, siyonist soykırıma karşı yükseltilen insanlık itirazıdır. İnsanlık, cesur bir çıkış ile insanlığın ortak bir paydaya sahip olduğunu gösterdi. Bu kararlı hamle ile bütün dünya şu gerçeği gördü:
Bir yanda evrensel dayanışma ruhu ile bir araya gelen, yüreğinde insanlık onurunu taşıyan ve insan olmanın şuuruna varanlar; diğer tarafta ise başta soykırımcı siyonistler olmak üzere, şer eksenini oluşturan insanlık düşmanları...
Sumud Filosu, evrensel bir dile ve mesaja sahip idi. Yükü; insanlık onuru ve mazlumların umudu idi.
Her dinden, ırktan, mezhepten, milletten onurlu insanlar, evrensel bir vizyon ile insanlık tarihine bir not düştü. Çağımızda, yere düşen insanlığın onur bayrağını tutup kaldırdı. Bu filo, adı gibi öyle kararlı bir duruş ortaya koydu ki, ölümsüz bir çığır açtı. Zalimce uygulanan ambargoyu delme konusunda insanlık için örnek olacak bir yol ortaya koydu. İnsanlık daha fazla cesaretlendi. Zulmün kalesinde açılan büyük bir gediğin; zalimin yüzüne atılan güçlü bir tokadın adıdır Sumud.
Devletlerin sessiz kaldığı ve görevlerini yerine getirmediği yerde, halkların çaresiz olmadığını ve her zaman zulme karşı başkaldırının ve mazlumun yanında durmanın bir yolunun olduğunu kanıtladı. “Hedefe ulaşmak için ya bir yol bul ya da bir yol yap” felsefesinin gerçekliğini tüm insanlığa gösterdi ve tarihe ölümsüz bir not düştü.
Aslında devletlerin yapması gerekeni halklar yaptı. Tüm insanlığın gözleri önünde işlenen soykırım karşısında devlet adamları harekete geçmez iken, onurlu halklar tüm imkansızlıklara rağmen adeta canlarını ölüme yatırdılar. Tek sermayeleri umut ve cesaretleri olan insanlar, adeta kefenlerini boyunlarına sararak yola revan oldular.
O güzel insanlar, o güzel gemilere binerek, ufuklara yelken açtılar. Günlerce zulmün karanlığını yırtmak ve insanlığın kararan ufkunu aydınlatmak için denizde yol aldılar. Siyonist işgal rejiminin tehditlerine aldırmadan Gazze'ye yol aldılar. İşgal rejimi siyonistler, uluslararası sularda müdahalede bulunup Gazze'ye ulaşmak isteyen bu erdemli insanları durdurdu. Ama mesaj yerini buldu ve Sumud, Simurg’un sırrını tüm dünyanın hafızasına kazıdı.
Başarının formülünün, halkların sumudu olduğu bir kez daha görüldü. Simurg’un, Kaf Dağı’nın arkasındaki bir efsane olmadığı, insanlığın kararlılığının ta kendisi olduğunun sırrı, evrensel bir öğreti olarak halkların direnişi literatürüne kazındı.
Bu sayede, insanlık ailesi kavramının ve küresel intifada konseptinin, bir ütopya olmadığı hakikatin ta kendisi olduğu görüldü. İnsanlığa dair mazlumların umudu yeniden yeşerdi.
Belki bu küçük gemilerin taşıdığı oyuncak, mama, bebek bezi, çikolata, gıda malzemeleri gibi malzemeler Gazze'ye ulaşmadı ama Sumud’un mesajı ve ruhu tüm insanlığı kuşattı ve zulme karşı başkaldırı şuuruna dönüştü.
Siyonist rejim Gazze kıyılarında günlerce oyuncak ve gıda bekleyen çocuklara bunu bile çok gördü.
İnsanlık düşmanı vahşi varlıklar olduklarını ve insanlık ailesine ait olmadıklarını bir kez daha gösterdiler.
Belki oyuncaklar çocuklara ulaşmadı ama bu yola revan olan yiğitlerin kararlılığı, zulüm karşısında tüm insanlığı ayağa kaldırdı ve ateşkesin ilan edilmesinde büyük bir rol oynadı.
Bu çığır ile kendilerinden sonra bu yola revan olacak olanlara örnek oldular, motivasyon kaynağı oldular.
Ortadoğu’nun kalbinde, dünyanın vicdanını her gün yeniden sınayan bir yerdir Gazze. Yalnızca coğrafi bir alan değil, bir direnişin adı, bir halkın onuru, insanlığın onur cephesidir. Medeniyet ve insanlık mirasının, insanlık düşmanları ile karşı karşıya geldiği bir arenadır. İnsanlığın kadim değerlerinin, insanlık düşmanları tarafından Gazze’nin kumlarına gömülmek istendiği; özgür dünyaya köleliğin dayatılmak istendiği bir arenadır. Aynı zamanda küresel şer güçlerin insanlığı teslim alma provasını yaptığı bir laboratuvarın adıdır Gazze… Ama aynı zamanda tarihin ve insanlığın zalimlere karşı kıyam ve sumudunun adıdır Gazze…
Sumud, Filistin’in yalnızca askeri ya da politik direnişinin değil; kültürel, insani ve ahlaki varoluşunun özüdür. Filistinli bir annenin çocuğunu bombaların altında hayata hazırlaması, bir öğretmenin yıkılmış okulun enkazında ders vermeye devam etmesi, yıkılan evlerin tekrar tekrar tamir edilmesi, evlerin enkazının üzerinde Yahya Sinwar oturuşu, sıfır mesafeden tanklara bombaların yerleştirilmesi, tank kokpitinin açılıp içerisine bombanın bırakılması, üzerine gelen tanktan kaçmak yerine yaralı hâli ile tanka roket atmaya çalışıp da ezilerek şehit olması… bunların hepsi sumudun birer tezahürüdür. Bu, teslim olmamanın, insan kalmanın, varlığını inatla sürdürmenin felsefesidir.
Gazze, dünyanın en yoğun nüfuslu ve aynı zamanda en uzun süredir abluka altında tutulan bölgesi... 2007’den bu yana kara, deniz ve hava yoluyla tamamen kapatılmış durumda. Dış dünya ile bağları kesilmiş, elektriği, suyu, ilaçları sınırlı; buna rağmen hayat devam ediyor. Her sabah yeniden doğan güneşle birlikte, bir halk yeniden yaşamaya karar veriyor.
Bu tablo, yalnızca bir trajedi değil, aynı zamanda insanlık tarihine kazınan onurlu bir direnişin hikâyesidir. İşgalci rejimin topyekûn kuşatmasına, yıkıcı bombardımanlarına ve sistematik izolasyon politikalarına rağmen Gazze halkı, “yaşamak direnmektir” ilkesini her gün yeniden ispatlıyor. Çünkü Filistin’de direnmek, sadece bir askeri strateji değil; bir varoluş biçimi, bir kimlik göstergesidir.
Bu direnişin simgelerinden biri, kuşkusuz Sumud Filosu. İlk bakışta bir yardım girişimi gibi görünse de, bu filo aslında insanlığın vicdan denizlerinde yüzen bir adalet çağrısıdır. 2010 yılında yaşanan Mavi Marmara hadisesiyle başlayan uluslararası dayanışma geleneği, yıllar içinde Sumud Filosu fikrine dönüştü. Gazze’ye uygulanan yasa dışı deniz ablukasına karşı, sivil inisiyatiflerle kurulan bir insanlık köprüsüdür.
Sumud Filosu, farklı milletlerden, dinlerden, kültürlerden gelen insanların ortak vicdanıyla oluşturuldu. Kimi bir doktor, kimi gazeteci, kimi rahip, kimi sanatçı… Onları birleştiren şey, “Filistinli çocukların hayatı bizimkilerden daha az değerli değil” diyen insani bir bakıştı. Gemilerde sadece yardım malzemesi değil, insanlık onuru taşınıyordu.
Bu girişim, savaş gemilerinin gölgesinde, büyük güçlerin sessizliğine rağmen, “adalet hâlâ var” diyenlerin küçük ama anlamlı bir direnişiydi. Sumud Filosu, Filistin halkının direncini temsil ederken, aynı zamanda uluslararası toplumun ahlaki sorumluluğunu da hatırlatıyordu.
İşgalci rejimin askeri gücü karşısında Filistinlilerin elinde çok az şey var; ama sahip oldukları en güçlü silah, kararlılıkları... Bu kararlılık, her saldırıdan sonra yeniden ayağa kalkmalarında, her yıkımdan sonra yeniden inşa etmelerinde kendini gösteriyor.
Ne yazık ki dünya, Gazze’de yaşanan trajediyi uzun süredir sessizlikle izliyor. İnsan hakları söylemleri, politik çıkarların gölgesinde kalıyor; Filistin söz konusu olduğunda sessizliğe gömülüyor. Bu sessizlik, sadece işgalrejiminin saldırılarını meşrulaştırmıyor; aynı zamanda insanlığın vicdanını da kirletiyor.
Sumud Filosu’nun önemi burada bir kez daha ortaya çıkıyor. Bu girişim, diplomatik dillerin soğukluğuna karşı insani bir dil kuruyor. “Gazze yalnız değil” demenin en güçlü yolu, oraya doğru yelken açmaktı. Bu filo, dünyanın dört bir yanındaki vicdan sahiplerinin ortak imzasıdır.
Bugün Gazze’de her şey yıkılmış gibi görünse de orada hâlâ umut var. Bu umut, her bombanın ardından yeniden doğan çocuklarda, her enkazdan çıkan bir defterde, her şehit cenazesinde yükselen dualarda yaşamaya devam ediyor. Gazze’nin sarsılmaz gücü, işte bu umuttan geliyor.
Sumud Filosu da bu umudu denizlere taşıyan bir sembol olarak kalacak. O gemiler belki limana varamadı, belki ablukayı kaldıramadı; ama dünya kamuoyuna bir gerçeği hatırlattı: Adalet, güçlülerin ayrıcalığı değil, insanlığın ortak hakkıdır.
Ne mutlu Sumuda ve yarenlerine.
Selam olsun Gazze’nin sumud sahibi sakinlerine...