Toplumu yönlendirmeye, toplumu istendik ahlaka ve dosdoğru inanca sevk etmeye dair bir iddiası olanların, savaş veya seçim kazanıp iktidarı ele geçirmeye çalışmaktan ziyade, “kavramlara” ve “sanata” hükmetmeyi öğrenmeleri gerekir. Çünkü askeri zaferlerin yegâne görevi kültürel çalışmaların önünü açmaktadır. Mutlak zafer hiçbir zaman askeri başarıyla veya seçim zaferi ile kazanılmamıştır. Sonrasında yapılan kültürel devrimle kazanılmıştır. Nice büyük askeri başarılar çok kısa süre sonra tarihin sahnesinden silinmişlerdir. Moğol istilası bunun en büyük örneğidir. Ama İslam hep kalmıştır. Çünkü Allah Kur'an-ı Kerim'de kavramlarımızı belirlemiş ve sanatın şahı olan söz’de zirveye vararak silinmez bir insanlık karakteri inşa etmiştir.
Bundan iki bin beş yüz yıl önce Konfüçyüs de (MÖ 551-479) kavramlara anlam yüklemenin gücünü fark etmiş ve; "Bir devleti yönetecek olsaydım, yapacağım ilk iş, kelimeleri (isimleri) düzene koymak olurdu." demiştir.
Aynı şekilde İskoç filozof Andrew Fletcher (1655–1716); “Bir milletin şarkılarını yapmama izin verin, yasalarını kimin yaptığı umurumda değil” derken, sanatı şekillendirmenin insan eğitimi ve yönelimlerinin sabitlenmesi bakımından, yasaları belirleme gücünden (yani devlete şeriat getirmekten bile) çok daha etkili olduğu vurgusunu yapmak istemiştir.
Batı uygarlığı karşısında beş yüz yıldır gerileyen ve iki yüz yıldır yenik olan medeniyetimizin insana veremediği azık sadece bilim değildir. Çünkü bilim, genelde hayatın yarısını kapsayan aktivitelere, yani mideyi doyurmaya yönelik çalışmalara yönelmiştir. Ama bilimciliği ideolojiye dönüştüren irade ile beynimizin enerjisini, kalbin ruhunu besleyen sanatı tamamen gündemimizden çıkararak özgürlüğümüzü aldılar. Böylece yenildik.
Özgürlük zihnimizin karşısında en çok zorlandığı eylemdir. İçinde doğup büyüdüğümüz toplumun fikirleri, gelenek- görenekleri, inançları, alışkanlıkları ve kendini gerçekleştirme kapasitesi zihnimizin kalıplarını oluşturmada oldukça etkilidir. Doğa, başlı başına zihnimizde aşılmaz duvarlar inşa edebilir. Tarih algısı bizi, zihin zindanımızın derinliklerine itebilir. Egolarımız bizi, kapısız ve penceresiz sıkışık dört duvarın içine hapsedebilir. Ve dil, yani kavramsal sefaletimiz, bizi yenilmiş medeniyetler mezarlığına gömebilir. Zihinsel özgürlüğümüzün ruhsal duyguların doymuşluk derecesi ile de ilintisi vardır. “Kavram” ve “Sanat” üretmeliyiz. Yoksa öğrenilmiş bir çaresizlik içinde ve çözüm üretmeyen döngüde, çarkı döndüren deney farelerine dönüşür kalırız.
Batı bugün kavramlara ve sanata hükmediyor. Böylece düşmanlarını bile kendine dönüştürerek yok ediyor. Batı, tarihte kendisini işgal etmeye gelen her gücü kendine dönüştürmekle meşhur olan Çin’i bile kendine dönüştürme başarısı gösterdi. Bunu tiyatrosu, sinemasıyla, müziğiyle gerçekleştirdi. Hindistan gibi özgün bir medeniyeti, dev bir nüfus coğrafyasını Hollywood benzeri Bollywood kurarak, müzikte milyarlarca sosyal medya verisi hazırlayarak dönüştürmeye devam ediyor. Kısa süre sonra da bunu başaracak gibi görünüyor. Bir iradenin çıkması varsayımında bile, bu kültürel eğitimin kalıcılığı göz önüne alındığında bunun etkilerini silmenin uzun yıllar alacağı da aşikar.
Eğri oturup doğru konuşalım ve şu soruları cevaplamaya çalışalım: Bizler Batıya alternatif olacak ve insanlığı dosdoğru istikamet üzere eğitecek kavramlar ve sanat üretme konusunda neredeyiz? Hatta böyle bir irade geliştirme isteği konusunda ne kadar istekliyiz? Bilincimiz, yaşamın kılcal damarlarını içeren sanatın gerekliliğini içselleştirebiliyor mu? Pek iç açıcı bir manzara karşısında olduğumuz söylenemez.
Toplum artık kendini sosyal medya ve dizi-sinema ile var ediyor. Bunu görüyoruz. Peki, elimizde ne var? Dönüp dolaşıp yıllar önce yapılmış bir Çağrı filmini izlemeye devam ediyoruz! Sinemaya, tiyatroya, müziğe… dair verilerimiz yok. Oysa seküler zihniyet Yeşilçam sektörü ile on binlerce içerik üretti. Hollywood dünyayı kasıp kavuruyor. Algıları yöneterek iyi ve kötüyü kendisi belirliyor. Bir zamanlar Kızılderilileri vahşi ilan etmişti. Sonra Vietnam’ı, Rusya’yı Hollywood ile yendi. Şimdi Müslümanları terörist olarak dünyaya kabul ettirdi. Bizler ise hala sanatın insan eğitimi üzerindeki bu gücünün farkına bile varamadık.
Oysa hakikat kendini en güzel şekilde sanat üzerinden ifade eder. “Sanat” hakikati, adaleti, ahlâkı, özgürlüğü, direnişi, inancı, varoluşsal acıyı, umudu “güzel” üzerinden yansıtır. Batı, sanatı ticari bir pazara da dönüştürdü. Eğlenceyi sanatın merkezine yerleştirerek anlamsız biz boşlukta sürüklenen ruhlar kalabalığına dönüştürdü. Ama bunu da askeri ve teknolojik üstünlüğü ile değil sanatla başardı.
Sanatın özellikle bazı dallarını kendimize ait olmayan bir kültür biçimi olarak algılayabiliriz. Bu bizde muhalefet algısı oluşturabilir. Belki haksız da sayılmayız. Sonuçta roman yazımını, deneme türünü, sinemayı, birçok müzik şeklini ve enstrümanını bulanlar bizler değiliz. Eskiden, şiir, minyatür, hat sanatlarında zirveyi gördük. Ama bunlar oldukça statik sanatlar ve bu çağ toplumu olabilecek en dinamik halde bulunuyor.
Bugün insanlığa hakikati söyleme sorumluluğumuz var. Ve bu sorumluluğu da çağın ruhuna göre öylemeyi öğrenmeliyiz. Bunun için ya var olan ve var oluşuyla cahilleştiren sanat şekillerini terbiye edip toplumda reform hareketleri başlatmalıyız. Ya da alternatif sanat türleri üretmeliyiz. Ki bu oldukça zor bir seçenek. Yoksa kendi çocuklarımızı bile ikna ve muhafaza edemeyeceğiz.
Zulüm ve zevkperest küfür, insanı özgür kılan arayışların merkezindeki sanattan korkar. İnsanları sürüleştirmeyen ve birbirinin benzeri yığınlara dönüştürmeyen sanat türleri, amaçsızlığa karşı direniş, sadece zevk peşinde koşan zamana isyan ve ölmüş ruhların dirilişidir. Ruhunu doyuramadığımız nesil bizden kaçacaktır. İnsan incelmiş ruhuyla, başkasının acısından acı duyan empatisiyle ve maddeye dair her tür zindandan kurtulup sadece Allah'a bağlılığıyla özgürlüğünü kazanabilir. İyi bilelim ki sanata sırtımızı döndüğümüzde insanlığa sırtımızı dönmüş oluyoruz.
Rabbimiz güzeldir ve güzel olanı sever. Yaratığı kuşu, böceği, çiçeği balığı rengarenk yaratmış, sayısız melodi ile ritmler oluşturmuş güzel yaratmış. Öyle ise Rabbimizin mesajını insanlara en güzel şekilde ulaştırmak için üretelim.