Salih Aruri, Yahya Ayyaş,
İbrahim Hoca, Küçük Ali ve Kerbelaî
Şehadet, tüm çağlar ve nesiller için ‘bir ölümsüzlük’ çağrısıdır.
Şehadet; adalet, mücadele, fedakârlık, hak ve teslimiyet adına öncülü şahitlik ardılı şehitlik olan bir taltiftir.
Şehadete şehitlik payesiyle erişen her şehidin hayatı zamanı, zemini, şartları, çevresi, mücadelesi ve kararlılığıyla bir şahitliktir.
“Allah’a ve peygamberlerine iman edenler, Rableri katında özü sözü doğru, bu konudaki hassasiyetleri sebebiyle doğruluk kendilerinde seciye hâline gelmiş kimseler ve hayatlarıyla gerçeğe ŞÂHİTLİK EDENLER olarak yazılacak ve öyle muamele göreceklerdir. Onlar için, kendilerine has mükâfat ve nur vardır...” (Hadid, 19)
İman, doğruluk, ihlas ve cesaretle hakka şahitlik eden ve izzetli duruşlarına herkesin şahitlik ettiği bu adanmışlar, cennette mükâfat ve nurun kazananları olacaklar.
Ne de gıpta edilesi ve uğruna can, mal, imkân ve makamın rahatlıkla feda edileceği yüce bir makamdır, şehadet…
Ocak ayının soğuk bir gününde bu satırları okuyan yazar, ümmet coğrafyasında Ocak Ayaz’ında şehit olan şehitleri merak etti. Bu merakla yaptığı yarım saatlik bir araştırma sonrası karşısına birçok farklı beldelerden, zamandan ve zeminden çokça şehit çıktı:
Hz. Ali, Sarıkamış Şehitleri, Yahya Ayyaş, 2025’te 2 bin Gazze şehidi ve daha niceleri…
Her ne hikmetse iki Filistinli Şehit Yahya Ayyaş, Şehit Hüseyin, Salih Aruri; Şehit İbrahim Kızmaz, Küçük Ali ve Salih Kavak(Kerbelaî) isimleriyle gelip yazarın gönlüne ve diline misafir oldu. Ve yazar, bu şehitlere dair, gönlünden geçenleri kaleme almaya başladı:
“Bir direniş komutanı olan Salih El-Aruri, Filistin’in bağrında yetişmiş adı gibi salih bir öncüdür. Gittiği, dolaştığı ve bulunduğu her yer onun direniş ruhundan etkilenmiş; görüştüğü, iletişim kurduğu ve arkadaşlık yaptığı her kişi ona hayran kalmış, direniş arzusuyla bilenmiş ve bir mücahit olarak Kudüs mücadelesine bir dinamizm katmıştır. O; dava bilinci, cihad tutkusu ve komutan şuuruyla etkileyen olmuş, aktif bir pozisyon almış ve cümle öğeleri harekete geçiren bir özne/fail olmuştur. Aruri, ayak bastığı yeri direniş ruhuyla canlandırmış, dokunduğu yürekleri aşka getirmiş ve bedenleri ataletten silkmiş dinamik bir dava adamıdır.
1966’da Ramallah’ta dünyaya gelen ve Batı Şeria’da büyüyen Aruri, her zaman Kudüs davasının gönüllü, yürekli, korkusuz ve aktif bir parçası olmuştur. Stratejik bir lider olan Aruri, HAMAS, Kassam Tugayları ve Aksa Tufan’ının öncü, diplomatik, siyasi ve taktiksel mimarlarından biridir. “Ne Şii ne Sünni, ne Arap ne Fars” sloganını mücadele merkezine koyan Aruri, ümmetin birliği ve kardeşliğin tesisini bir harç görevi gördüğü gibi izzetli ve cesaretli kişiliğiyle siyonistlerin korkulu rüyası olmuştur. Gazze’deki silahlar, Batı Şeria'daki örgütlü direniş ve düşmanı aciz bırakan tünel eylemlerinin mimarı olan Aruri aynı zamanda Kudüs ve Aksa’nın kan, gözyaşı, acı, hüzün, hicret, sabır, direniş, zindan, kahramanlık ve şehadetle mezc olmuş bir portresi ve fotoğrafıdır.
Salih Aruri; 2 Ocak 2024’te Lübnan’daki evine yapılan hava saldırısında altı silah ve mücadele arkadaşıyla şehadet mertebesine erişti.
…
Filistin’de cihad, direniş, taktik, eylem ve hayranlık efsanesinin akla gelen ilk ismi şanlı komutan Yahya Ayyaş’tır.
Ona ‘direniş destanı mı strateji dehası mı görünmez eylemci mi Siyonistlere ölüm kusan korku mu diyelim. Belki bu güzel ve yetkin vasıflar onu anlatmakta yetersiz kalır. Pusu, tedbir, temkin ve tevekkül ehli olan Yahya Ayyaş, 1966’da Filistin’in Rafat köyünde dünyaya gelir. 30 yıllık kısa bir ömre izzetli bir duruş, hafız ve muhafız bir kişilik ve destansı eylemler sığdıran Ayyaş, istişhadi eylem grubunun komutanı olur. Bir başına 340 siyonisti cehenneme yakıt olarak sunan Mühendis lakaplı Yahya, diğer taraftan ihlaslı bir duruş, güvenli bir liman ve merhametli bir adresti.
Şaşırtan taktikler, hareket kabiliyeti ve kamufle olma becerisi ile Siyonist hesapları her seferinde bozan, ihanet şebekesinin uykularına karabasan olarak çöken ve onların yüreklerini ağızlarına getiren yiğit ve korkusuz bir komutandı.
MOSSAD onu her yerde fellik fellik ararken o, o anda onlardan her zaman bir adım öndeydi. Onlara bir nefes kadar yakın olan Ayyaş, bazen yaşlı bir Filistinli, bazen dindar bir Yahudi, bazen silahlı bir yerleşimci kıyafetine bürünürdü. Yerini dolduracak yiğitler, yarınların Filistin’ini maddi manevi inşa edecek öncü erler yetiştirdiği ömrünün son yılında 5 Ocak 1996’da işbirlikçi hainlerin desteğiyle Siyonistler bir telefona bomba düzeneği yerleştirir. Telefonun aktif hale gelmesiyle korkunç bir patlama yaşanır ve Yahya Ayyaş çok arzuladığı şehadetle taçlanır.
…
Mamoste İbrahim Hoca, 90’lı yılların mücadele ortamının şehadet öğretmeni Şehit İbrahim Kızmaz mümin gönüllere aşkla kazınan yiğit bir davetçiydi…
Peygambere sevdalı bir hareketin gönül fatihi ve mümin bir coğrafyanın cesur ve örnek bir rehberiydi İbrahim Hoca…
1 Ocak 1956`nın Ocak ayının soğuk bir kış gününde Batman Gercüş’te dünyaya gözlerini açan İbrahim Hoca, yine kışın soğuk bir deminde 6 Ocak 1992’de öğretmen olarak görev yaptığı direniş kokan Nusaybin’de hain kurşunlarla şanlı ve imrenilesi bir şehadetle ruhunu Rabbine teslim eder.
Gençliğinin ilk dönemlerinde İslami bir bilince eren İbrahim Hoca, Akıncı Gençlik ve sonrasında İslam cemaati saflarında bilge bir duruş, salih bir portre, yoğun bir çaba ve aktif bir davetçidir. Cesaret, merhamet, güzel ahlak, tebliğ ve fedakârlık gibi yüce meziyetleri şahsında somutlaştıran İbrahim Hoca, görev yaptığı okulun önünde şehit olduğu ana kadar davet çalışmalarını ve tevhid mücadelesini gece gündüz, yaz kış, zor kolay demeden aşk ve şevkle sürdürür.
Dost düşmanın kişiliğine hayran kaldığı İbrahim Hoca, öğrencilerinin öğretmeni, gençlerin hocası, âlimlerin talebesi ve halkının dertdaşıydı. Dava arkadaşları, davet aşkını ve mücadele şevkini ondan miras aldılar. Şehadet, onun şehadetiyle daha aranır ve arzulanır olur.
…
İbrahim Hoca’nın şehadetinin hemen akabinde harekete geçen PKK’lı katiller, Nusaybin’i mümin yüreklere teslim etmemek için Müslüman her bireyi hedefe koyar. Küçük büyük, kadın erkek demeden vahşet çarkını çevirmeye devam ederler. İbrahim Hoca’nın dava arkadaşları, sevenleri hatta taziyesine katılanlar dahi günümüzün Dahhak’ı PKK’yı kudurtmaya yeter. İnkârcı ve İslam’a kindar bir ailenin içinde büyüyen Ali Karakaş –namı diğer Küçük Ali- daha delikanlılık çağının başındadır. İslami çalışmalara katılıyor, camiye gidiyor, gençlerle ilgileniyor ve İbrahim Hoca’nın taziyesinde hizmet ediyor diye babasının tehditlerine maruz kalır, dayak yer ve eve hapsedilir. Bunlarla oğlu Ali’yi izzet yolundan çeviremeyeceğini gören gaddar ve vahşi baba Şakıro, öz oğlu Ali’yi bir ananın ve iki küçük kardeşin gözleri önünde acımasızca katleder. Fazla değil, İbrahim Hoca’nın şehadetinden sadece iki gün sonra Küçük Ali de şehitler kervanına dâhil olur.
…
Nusaybin’in yaşlı yiğidi, aksakallı delikanlısı Salih Kavak, namı diğer Kerbelai’si 1928 Gercüş doğumludur. Ömrünün delikanlı çağlarında dindar bir yaşamın talibi olur. 50’li yaşlarda Nusaybin’e yerleşir. Geçimi elinin emeği, alnının teridir. Ömrünün son demlerinde İslam Cemaatiyle tanışır. İlerlemiş yaşına rağmen bir genç gibi davasının neferi olur, verimli bir mücadele verir. Cesareti Nusaybin’de dilden dile yayılır. Kerbelai, şehadet arzusuyla yaşamış ve bu arzusuyla dava gençlerine örnek olur. İslam cemaatinin izzetli ve kararlı bir ferdi olarak, PKK’lı hainlere boyun eğmez, onların baskılarına aldırmaz. Cesareti, saygınlığı ve fedakârlığı ile nam salan Kerbelai, İbrahim Hoca’nın şehadetinden 15 gün sonra 21 Ocak 1992’de PKK’lı katillerin eliyle evinin önünde şehit edilir. Şehit Kerbelai, iman ve azmin sembolü olur, mücadelesiyle unutulmaz bir iz bırakır.