Nafaka, kelime olarak bir kimsenin geçindirmekle, bakıp gözetmekle yükümlü bulunduğu kimseye ya da kimselere mahkeme kararıyla verdiği aylık olarak geçiyor resmi ağızdan. Burada en dikkat edilmesi gereken kısım, sanırım yükümlü bulunduğu ifadesidir. Peki, bu yükümlülüğün kalkma süresi yok mu? İşte tam da üzerinde duracağımız nokta burasıdır. Nifak da ikilik çıkarmak anlamına gelse de Süryanice’de her türlü çıkıntı nifak olarak adlandırılır. Vücuttaki bir sivilce bile nifak sayılmakta. Çünkü temel yapının olağan şeklini bozuyor. Aileyi bir vücuda benzetirsek süresiz nafaka bu aileyi temelden bozan bir çıkıntı olabilir mi?
Neyse buraya bir daha döneceğiz.
Kelimenin anlamından da anlaşıldığı üzere herhangi birine değil bakmakla yükümlü olduğu kimse veya kimselere, ihtiyacını karşılamak üzere verilen metadır nafaka. Bu, geçim ve ihtiyaca binaen belirlenen bir değer olarak geçer. Amaç mağdur olanın mağduriyetini gidermektir. Mağdur olanın mağduriyeti söz konusu ise burada cinsiyet ayırımı yapılamaz. Çalışmada kadını dışa bağımlı hale getiren anlayışın burada münafıklık yapmasına gerek yok. Eşitliği esas alıp uygulamada birini kayırmaya çalışmak seküler münafıklık olarak tanımlanabilir.
Evlilikte eğer daha önce belirlenmiş şartname veya mihir yoksa, yasalar boşanma durumlarında bir nafaka belirler; o nafakayla kişiler geçimlerini sağlar. Seküler veya Batı boyasıyla boyanmış sistemlerde, siz buna beşeri nizamlar da diyebilirsiniz, kadın – erkek ilişkileri nasıl tanımlanırsa boşanma hukukunda da bu durum geçerli olmalıdır. Sosyal yaşamda eşitlik esas alınıyorsa boşanma durumunda da eşitlik ilkesiyle muamele, adalet esas alınıyorsa sosyal ve içtimai hayatta da adalet ilkesi esas alınmalıdır.
Günümüz seküler bakış açısında din, sosyal yaşamın dışına atıldığından adalet değil eşitlik esas alınır ve eşitliğin esas alındığı her yerde maalesef adaletsizlik başlar. Çünkü bu sistemlerde vicdana yer yoktur, irfan ve ahlak mevzi kaybetmiş, ölçülerde belirleyici olan da ne yazık ki gözdür. İnsanlar insan olarak tanımlanmıyor, sayı olarak tanımlanmaya başlamıştır. Kişilerin hikâyeleri değil sayıları önemlidir. Bu bakış açısıyla vücut yapıları, kas yapıları, duygu dünyaları farklı olan iki insan arasındaki hakemlikte eşit davranmanız birinin aleyhinde birinin lehinde işe başlamanız demektir ki orada adaleti tesis etmek mümkün değildir. Yani adil olmayan bir sistemden adil bir sonuç çıkaramazsınız. Bozuk bir terazide doğru bir sonuç çıkarmak ne kadar mümkün olabilir ki?
Bu girizgâhtan sonra seküler bir hukuk sisteminde birkaç ihtimalli boşanma davalarına bakalım:
Birinci ailemiz tam anlamıyla seküler. Aynı anlayışta bir kadınla erkek evleniyorlar. Aynı iş yeri olmasa da aynı nitelikte bir işte çalışıyorlar, eşit miktarda maaş alıyorlar ve boşanıyorlar. Hukuk burada nafakayı kime verecek veya vermeli? İki soruyu bilerek birlikte soruyorum, çünkü ikisinin cevabı aynı olmuyor. Vermeli sorunuzun cevabında adalet duygusu varken “verecek” sorunun cevabı ne yazık ki vicdanlara hançer olarak saplanmakta çoğu zaman.
İkinci ailede tabloyu değiştirelim: Aile aynı tip bir aile olsun. Erkek çalışıyor, kadın çalışmıyor ve boşanıyorlar. Nafakayı kim, kime verecek? Hep bir ağızdan “tabi ki erkek verecek” sözlerinizi duyar gibi oluyorum. Eyvallah!..
Şimdi de üçüncü aileye geçelim: Aile aynı anlayışta ancak erkek işsiz iken kadın çalışıyor ve boşanıyorlar. Erkeğe nafaka var mı? Varsa bunun süresi ve miktarı? Ha bu arada kadını büyük bir firmanın sahibi olarak da düşünelim. Hani erkeğin bir olasılığı vardı ya! Erkeğe süresiz nafaka verilmesi gerekmez mi bu eşitlik ilkesiyle kurgulanmış hukuk sisteminde? Peki, veriyor mu?
Tüh!... Yine helva – put metaforu…
Boşanmak Allah’ın izin verdiği ancak istemediği bir durum, elhakk! Kaderde bazen kaçınılmaz olur. Bu kapının açık bırakılmasında da bir rahmet vardır. Elbette Katolik nikâhı gibi bir nikâhı insani görmediğimiz gibi doğru da bulmuyoruz. Hayat iki taraf için de çekilmez olmuşsa yolların ayrılması nesillerin selameti için daha hayırlıdır diye düşünüyorum. Bununla birlikte kadının beyanının esas alındığı, bir aylık bir birliktelikten sonra erkeğin süresiz nafakaya bağlandığı bir sistemde süresiz nafaka, aile düzeninin altına yerleştirilmiş bir dinamittir. Hem de fitili ateşlenmiş bir dinamit. Süresiz bir nafaka yerine miktarı belirlenmiş, iki tarafın mutabık olduğu bir mihrin aile düzeni için daha sağlıklı olduğunu günümüz mahkeme koridorlarında anlayabilirsiniz. İki üç ay önce çiçek adlarıyla başlayan birliktelik, üç ay gibi kısa bir süre sonra mahkeme koridorlarında hayvanat bahçesindeki hayvanların yoklaması yapılırcasına noktalanıyorsa bir kere daha düşünmek gerekir bu hatanın sebebi nedir diye.
Kadı’nın bile kendi başına hüküm vermekten kaçındığı bir dönemden kadın’ın beyanının esas alındığı, nafakada süre belirlenmediği durumlarda ailenin dağılması kaçınılmaz olur. Burada bir yaraya neşter vururken yanlış anlaşılmasın, erkeğin beyanının esas alındığı, erkeğe de sürekli nafaka bağlandığı bir sistemde de sonuç aynıdır. Birinin beyanının esas alındığı yerde hukuk çiğneniyor demektir. O zaman adaletsizliğin olmaması, adil bir hukuk sisteminin olması için iki tarafın ifadesinin alınması ve iki tarafın ifadesinin akil ve adaletli insanlar tarafından bir sonuca bağlanması gerekir
Erkeği süresiz nafakaya mahkûm eden sistem kadına da aynı muamelede -bulunmuyorsa ki bulunmuyor- eşitlik Mekkeli putperestlerin helvadan yaptıkları, sonra taptıkları acıkınca da mideye attıkları bir put gibidir. Kadın çalışır pozisyonda iken erkeğe süresiz nafakayı doğru bulmayan kişiler adalet terazilerini gözden geçirmelidir. Kadın erkeğe bir ömür boyunca nafaka öder mi, olacak şey mi? Eeee hani eşittiler ya! Bu, bir hukuk değil toplumun yapıtaşlarından olan aileyi kökünden dinamitlemektir. Aile dağılınca birey yalnızlaşır. Sosyolojik bir olgudur bu. Yalnızlaşan bireyi ehlîleştirmek daha kolay. Yalnızlaşan bireyi kullanmak daha kolay. Yalnızlaşan bireyi sürü gibi gütmek de oldukça kolay. Yalnızlaşan birey, yeme, içme, barınma gereksinimleri dışında bir şeye ihtiyaç duymaz. Yalnızlaşan birey küresel kapitalizmin kullanacağı bir organizmadan başka bir şey değildir. Bu organizmanın görevi daha çok tüketmektir. Tükettikçe haz hormonları gelişecek ve hedonist bir organizmadan öteye gidemeyecektir.
Önce zihinler iğdiş edildi. Sonra insanları bir araya getiren din ve kültür olgusuna savaş açıldı. En son insanları bir araya getiren aile, dinamitlenecek. Böylelikle özgür öküzler üretilecek. Boynundaki boyunduruğu aksesuar sanan ve özgür olduğunu zanneden öküzler.