“Onlar ki emanetlerini ve sözlerini gözetirler” (Mü’minun: 8)
Enes bin Malik’ten (Radiyallahu Anh) rivayet edilmiştir: Dedi ki; Resulullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem) bize hutbe verdi ve şöyle buyurdu: “Emaneti (güvenilirliği) olmayanın imanı yoktur. Sözüne sadık olmayanın dini yoktur.” (Ahmed: Müsned 12567, Beyhaki: Şuabü’l İman 4045)
Emanet, güven ve dürüstlük Müslümanın şahsiyetini oluşturan temel vasıflardandır. Allah Teâlâ buyuruyor: “Onlar ki emanetlerini ve sözlerini gözetirler” (Mü’minun: 8)
Bu nedenle Allah Teâla emanete hıyanet etmekten ve onu korumamaktan nehyetmiştir: “Ey iman edenler emanetlerinize hıyanet ederek Allah’a ve Resulüne ihanet etmeyin” (Enfal: 27) hadis-i şerifte; sözüne, diline ve emanetine sahip çıkmayanın -namaz kılsa, oruç tutsa ve ben Müslümanım dese dahi- münafıklık alametlerini taşıdığı ifade edilmiştir.
Hadis-i şerifin Arapça metninde geçen “emanet” sözlükte güvenilirlik, dürüstlük, sadakat ve samimiyet manalarına gelir. Burada genel yönleri ile güven ve dürüstlük kast edilmiştir. Emn, emân, emanet ve iman aynı köklerden “e, m, n = أ، م، ن” gelir.
Can, ırz, ehil ve mal konularında ya da emin kılındığı ve üzerine mükellef olduğu Allah ve kulların hukukunda kendisine güvenilmeyenin imanı yoktur. Zira emân ve güvenin olmayışıyla başkalarının ırzlarını, mallarını, nefislerini kendine mübah sayar. Bu da imandan çok az bırakacak kadar imanı azaltan ve ona galip gelen sapıklıktır. Bazen küfre bile sebebiyet verir. Bu nedenledir ki: “Günahlar küfrün postasıdır.” denilmiştir. (Mirkatu’l Mefatih)
Allah Teâlâ buyuruyor: “Biz emaneti, göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, (sorumluluğundan) korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim, çok cahildir.” (Ahzab: 72)
Alimler şu hadis-i şerifi iki şekilde te’vil etmişler:
Biri; hadis-i şerifteki ifade, “Kişi mü’min olarak zina etmez, çalmaz, içki içmez” (Buhari, Esribe, 1) hadis-i şerifinde olduğu gibi her ne kadar haber şeklinde ise de manası (nehy) yasaklamadır. Yani imanı olan emaneti zayi etmesin, dini olan sözünü yemesin! Çünkü bu işler iman vasfıyla bağdaşmaz, imanı olan kişi için uygun olmaz.
Diğeri; bu söz “Müslüman, diğer Müslümanların onun dilinden ve elinden zarar görmediği kimsedir” (Tirmizî, Îmân, 12) ve “Komşusu zulüm ve zararından emin olmayan kişi Müslüman değildir” (Buhari, Edeb 29; Müslim, İman 73) hadislerde olduğu gibi bir korkutma ve tehdittir. Vazgeçirme ve sakındırma kastedilmiştir veya fazilet ve mükemmelliğin gitmesini beyan etmek içindir. İmanın tamamen gitmesi, geçersiz olması manasında değildir. Allah daha iyi bilir.
Bununla hakiki manası kast edilir de denilmiştir. Zira bu gibi işleri adet ve alışkanlık edinen kişinin daha sonra küfre girmesinden emin olunmaz. Buhari’de “Girilmesi yasak arazinin kenarında otlayan hayvanın her an o arazinin içine girme tehlikesi vardır.” hadis-i şerifinde geçtiği gibi.
Demek gerçek mü’min o kimsedir ki insanlar, nefisleri, ırzları ve malları konusunda ona güvenir. Bu nedenle ihanet eden ve haksızlık eden gerçek manada mümin değildir.
Hâkim şöyle demiştir: Ahd (söz) Allah’ın kul için ondan söz aldığı günü hatırlatmasıdır. Düşmanlar onu unuttu muvahhitler ise onu korudu. Ancak bazen gaflet onlara musallat oluyor da Allah onlara hafıza ve hatırlamada bir pay veriyor. (Et-Teysir Şerhu Camiu’s Sağir)
Sünnet-i Seniyye’de güven ve dürüstlük ile ilgili birçok hadis-i şerif bulunur. Bazıları şunlardır:
“Bizi aldatan bizden değildir.” (Müslim; İman 102)
“…Din dürüst olmaktır…” (Ebû Dâvûd, Edeb 59)
“Konuştuğunuz zaman doğru söyleyin. Söz verdiğiniz zaman yerine getirin. Size güvenildiğinde hıyanet etmeyin. Harama karşı gözünüzü yumunuz. Harama elinizi uzatmayınız. İffetinizi koruyunuz. Sizin için cennete kefil olayım.” (Şuabu’l İman: 4464)
“Dürüst ve güvenilir tüccar Peygamberler, sıddıklar ve şehidlerle beraberdir.” (Tirmizi; 1209)
O halde gerçek bir Mü’minin özü ile sözü, görüntüsü ile davranışları uyumlu olmalıdır. Bugünkü Müslümanın en büyük problemi de özü ile sözünün, şekli ile yaşantısının ve davranışlarının bir olmamasıdır.
Bu durumu Derviş Yunus da:
“Dervişlik olaydı aba ile hırka,
Biz de alırdık otuza kırka”
Dizeleriyle çok güzel bir şekilde açıklar.
Mü’minin özü ile sözünün doğru olmasına ve güvenilir olmasına dikkat çeken Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem) şöyle buyurur:
“Kişinin namazına, orucuna bakmayın; konuştuğunda, doğru konuşup konuşmadığına, kendisine emniyet edildiğinde, güvenilirliğini ortaya koyup koymadığına; dünya kendisine güldüğünde, takvayı elden bırakıp bırakmadığına (menfaat anındaki tavrına) bakıp öyle değerlendirin.” (Kenzu’l Ummal, 8435)
Yine Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem): “Vallahi mümin olamaz, vallahi mümin olamaz, vallahi mümin olamaz” buyurdu. Kendisine: “Ey Allah’ın Resulü, kim mümin olamaz?” denildi: “Zulüm ve şerrinden komşusu güven içerisinde olmayan kimse” buyurdu.” (Buhari, Edeb 29)
Bu hadisi şeriflerde de görüldüğü gibi mü’min her konuda kendisine güvenilen ve çevresine güven veren, özü ile sözü, şekli ile yaşantısı bir olmalıdır.
Yüce Allah; “Öyle ise emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tövbe edenler de dosdoğru olsunlar. Hak ve adalet ölçülerini aşmayın. Şüphesiz O, yaptıklarınızı hakkıyla görür” (Hud 112) buyurmaktadır.
Başka ayetlerde de doğruluğa dikkat çekilir: “Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve sıddıklarla/doğrularla beraber olun" (Tevbe 119).
Ebû Amr Süfyân bin Abdullah es-Sekafî (Radıyallahu Anh) diyor ki; “Yâ Resûlallah! Bana İslâm'ı öylesine tanıt ki, onu senden başkasına sorma ihtiyacı duymayayım,” dedim. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem): “Allah'a inandım de, sonra da dosdoğru ol!” buyurdu (Müslim, İmân 62; Nesâî, es-Sünenü'l-Kebir)
Peygamber Efendimiz’in (Sallallahu Aleyhi Vesellem) bu veciz cevabı, “Rabbimiz Allah’tır deyip sonra da dosdoğru yaşayanlara melekler gelerek; ‘Korkmayın, üzülmeyin, size va’dedilen cennetle sevinin. Biz, dünya hayatında da âhirette de sizlere dostuz. Esirgeyip bağışlayan Allah’ın ikrâmı olarak (cennette) canınızın çektiği ve dilediğiniz her şey sizindir’ derler.” (Fussilet Sûresi: 30-32) ve “Rabbimiz Allah’tır diyenler sonra da dosdoğru olanlar için ne korku vardır ne de hüzün. Onlar cennetliktir. İşlediklerinin karşılığı olarak cennette temelli kalacaklardır” (Ahkâf Sûresi: 13-14) âyetlerinde vurgulanan asıl noktanın özeti niteliğini taşımaktadır.
Hâsılı Mü’min, tıpkı sevgili peygamberimiz Muhammedü’l-Emin (Sallallahu Aleyhi Vesellem) gibi; çevresine emniyet, güven ve huzur veren, her hususta kendisine güvenilen, emrolunduğu gibi dosdoğru olan ve aynı zamanda sadıklarla/doğrularla bir ve beraber olan insan demektir.
“Kişiye din ve dünya işlerinde güven duyulması saadet olarak yeter.”
Son olarak Şeyh Ahmedê Xanî’nin (Quddise Sirruh) “Nubahar” adlı eserinde geçen şu veciz ve anlamlı nasihati ile bitirelim:
Ger te dıvêtın bıbi mîr u ser u mu’teber
Kizb u xilafê mebêj ger te bıkın ker bı ker
“Emir, baş ve güvenilir olmak istersen seni lime lime etseler yalan ve hilaf söyleme!..”
Allah bizi doğru ve güvenilir olan bahtiyarlardan eylesin!.. Âmîn!..