Beş nehir anlamına gelen Pencap eyaletinde dünyaya gelmesi, Muhammed İkbal’in zihin dünyasındaki İbn-i Haldun’un “coğrafya kaderdir” ifadesinin bir yansıması olarak okunabilir. Meslek olarak avukatlık, toplumsal meselelerdeki duruş sahibi oluşu, inanç noktasındaki net tutumu, Doğu ve Batı’yı bilip olaylara geniş perspektiften bakması farklı nehirlerden beslendiğinin birer kanıtıdır
İfadelerindeki bazı sivri çıkışları şairlik yönüyle değerlendirmek gerekir. Dertlidir ve derdini ifade etmekte kelimeler kifayetsiz kalınca mübalağa sanatının zırhına sığınmış kimi zaman.
1930’da Allahâbâd’da gerçekleştirilen Hindistan Müslümanları Birliği’nin yıllık toplantısına başkanlık etti. Bağımsız Pakistan Devleti’nin kuruluşu yönünde ilk ciddi adım, İkbal’in bu toplantının açılış konuşmasında ortaya koyduğu düşüncelerle atıldı. 1931 yılında yapılan II. Milletlerarası İslâm Konferansı’nda Dünya İslâm Kongresi’nin başkan yardımcılığına getirildi. Burada liderlik yönü ön plana çıkmakla birlikte bir hareket öncüsü olarak görülmez. Hareketlere ufuk açacak bir vizyona sahip olan İkbal’i bir hareketin fikir babası olarak görmek onu dört duvar arasına hapsetmek olur.
1934’te gırtlak kanserine yakalanması ve sesini kaybetmesi aslında iç dünyasının biraz daha açılmasına yaradı. Sesiyle ifade edemediğini sözlere dökmeye başlayan İkbal, şiirleriyle mesajını bir “Avaze-i Davut” gibi İslam dünyasına aktardı.
“Göğsümde sevinç nedir bilmeyen bir gönül var.” dizesinde içinde bulunduğu ruh hâlini, “Yetişip serpilip bir gülistan olmayan gonca benim baharıma layık değildir.” dizesinde estetikten ziyade toplumsal faydayı öncelediğini görmekteyiz.
Sesini kaybettikten sonra mesajını yazıya dökmeye başlayan İkbal’in bir süre sonra gözleri de iyice zayıflar, maddî problemler yaşamaya başlar. Buna rağmen gerek halkının gerekse İslâm âleminin meseleleri ve geleceğiyle ilgisini devam ettirmekten bir adım geri durmaz.
“Eğer din, ölümden önce bir işe yaramazsa ölümden sonra da bir hiçbir işe yaramayacaktır.” , “Senin dinin sadece seni kurtaracak bir dindir, ben ise insanlığı kurtaracak ve uğrunda fedâ olacağım bir dinin peşindeyim.”, “ Kur’an-ı Kerim fikirden daha çok amele vurgu yapan bir kitaptır.”, “Eğer bir din yetimi korumuyor, kimsesize sahip çıkmıyor, ezilenlerin sesi ve soluğu olmuyorsa yalandır ve afyondur; bunlar olmadan kılınan namaz, tutulan oruç gidilen hac, kesilen kurban, ihya edilen kandil geceleri, ziyaret edilen türbeler Ebu Cehil’in hacılara su verip de yetimi ve yoksulu görmemesi gibi yalandır, afyondur.” sözleriyle aksiyoner olan İkbal “Allah vazgeçenlerin değil sabredenlerin yanındadır.” sözünde belirttiği üzere fikirde sebatı düstur edinmiştir. Bu sözlerde Ebu Zer’ce bir duruşu görmek mümkündür.
Sanata bakışında “sanat için sanat” anlayışına karşıdır. Sanatın toplumun yararına sunulması ve sanatın bir işlevinin olması gerektiğini düşündüğü için sanat anlayışı “fonsiyonalizm” olarak ifade edilmiştir. Sanata bakışını şu sözüyle özetlemektedir: “Sanat insana ve topluma hayat vermeli, benliği güçlendirmeli, Mûsâ’nın elindeki asâ gibi bâtılı yok edip gerçeği ortaya çıkarmalıdır.” dolayısıyla sanatçı ona göre bir hakikat arayıcısıdır.
“Çocuklarınızı terbiye etmeye çalışmayın zira size benzeyeceklerdir, kendinizi terbiye edin yeter. “ ifadesiyle eğitime bakışını, “Zenci Bilal’in kalbinin fethi Endülüs kıyılarının fethiyle yan yana düşünülemeyecek kadar büyüktür.” ifadesinde de bir gönül fethinin bir kara parçasını fetihten daha büyük olduğunu ifade ederek iktidar olmaktansa ihya hareketi olmanın önemine dikkat çeker.
“Modern insan acımasız egoizmini ve sonsuz açlığını kontrol etmekten acizdir.” sözü aslında modern insanın içinde bulunduğu açmazın göstergesidir. Modern insanın bütün dünyasını beş altı sözcükle ifade edebilmek ancak bir söz ustasının marifetiyle olur ki İkbal, Batı dünyasının da kabul ettiği büyük bir şair yani söz ustasıdır.
“Herkesin hakiki vatanı doğduğu yer değildir, kültürüdür. “ sözüyle de bireylerin içinde yaşadıkları kültürden bağımsız var olamayacağına vurgu vardır.
“Kişiyi sözünden değil işinden tanı, muhabbeti sözünden değil gözünden tanı.” ifadesinde eylem ve davranışın önemine vurgu yaparken “Eleştirinin olmadığı yerde putçuluk başlar.” sözüyle kuru itaatin vahametine dikkat çeken İkbal; “Ne ortaçağ mistisizmin tekniği, ne milliyetçilik ne de ateist sosyalizm, umutsuzluğa kapılan insanlığın hastalıklarına şifa olmaz.” sözüyle insanlık için İlahi mesajın reçete olabileceğine vurgu yapmıştır.
“Adalet değeri ölçülemeyecek bir hazinedir, ancak onu merhamet duygusunun çapulculuğundan korumak gerekir.” ifadesinde ifadesine başvurulacak hakimin nasıl davranması gerektiğini ifade etmiştir.
“Ey Muhammed, getirdiğin dini öylesine bozdular ki artık sen bile onu tanımakta zorlanırsın.” ifadesinde İslam dünyasına isyanın dile getiren İkbal’in şu veciz sözleri hafızalara kazınmayı hak ediyor:
“Fakirlik, yemeksiz geçirilen bir gece değildir; fakirlik, düşünmeden geçirilen bir gecedir.”
“Tribünlerden gelen sesler, savaşlardaki mazlumların sesini kısıyorsa futbol afyondur.”
“Bir kişi Allah’tan başkasına ihtiyacı olmadığına inanırsa Allah da onu başkalarına muhtaç etmez.”
“Zenginlik varlığından mutluluk duyabildiğin her şeydir.”
“Her kim din konusunda bana göre diye söze başlıyorsa gerisini dinlemeyiniz.”
“Açlığın haykırdığı bir yerde ruhani sofradan söz etmek, sadece maddi hayata değil ruhani maneviyatçılığa da ihanettir.”
“İnsan olmak bir niteliktir, azalıp çoğalabilir, kim daha fazla insansa daha fazla dertlidir.”
“Her derin mana kelimelerle izah edilemez, bunu anlamak için gönlünle yalnız kalmalısın.”
“Aklın ölümü ne dedi; düşüncenin terki dedim.
Kalbin ölümü ne dedi, zikrin terki dedim.”
“Senin bahar şeklinde gördüğün bir mevsim başkalarının nazarında sonbahar olabilir.”
“Şu hakir gördüğümüz karıncanın gözleri bizim görmediğimiz ne hakikatler görür.”
“Allah’tan gayrısını bir an önce kalbinden sil.”
“Kim ki alçaklarladır, alçak olur.”
“Hayatın sermayesi arzudur, akıl ise ondan doğmuştur.”
“Aşk tereddüt etmeden Nemrud’un ateşine atladı, akıl hâlâ çatı kenarından bakıyor.”
“Din, tek bir alan meselesi değildir, din ne sadece fikir ne sadece his ne de sadece ameldir, aksine insanın bütünün ifadesidir.”
“Dua âlemin can sıkıcı sessizliği karşısında insanın cevap özleminin bir ifadesidir.”
“İman kuş gibidir, aklın ihmal ettiği, izi sürülmez yolu görür.”
“Sufinin kitabı mürekkepten ve harflerden oluşmaz, o kar gibi beyaz bir kalptir ancak.”
“Ey sözde aydın kardeşim; Kur’an’ı avamın bildiği gibi bilmemeli, onların anladığı gibi anlamamalı; onu bir kitap gibi açmalı, okumalı, düşünmeli ve tarihteki etkileri araştırmalı; işte o zaman bu kitabın düşünce, özgürlük, adalet, güç ve kudret kitabı olduğu anlaşılacaktır. “
“Vücudunda uyanık bir can bulunmayan müminle, Allah meşgul olmaz.”
“Bir avuç topraktan başka bir şey olmayacak vücudumuzda bir gönül, o gönülde de ızdırap vardır.”