Bugün hiç yaramazlık yapmadım öğretmenim. Öyleyse neden körpecik ellerimi Tomahawk füzesi ile vurdular? Eğer kurşun kalemler de patlamıyorsa neden kopmuş bu parmaklarım öğretmenim?
Bütün defterlerim paramparça, oysa daha ilk sayfalarını yazıyordum hayatımın. Yazmak istiyorum ama ellerimi, ellerimi geri verirler mi öğretmenim? Biraz önce sekiz gül resmi çizmiştim resim defterimin yedinci yedibeyza sayfasına. Çünkü ömrümün her bir yılı için bir gül verecektim anneme, bir tanesi de sana. Artık hiç gül boyayamayacağım öğretmenim. Lanetli karanlık gelip hepsini kırmızıya boyadı kanımla. Cahiliye beni diri diri gömdü ama ben daha küçücüğüm öğretmenim, onun için bilmiyorum, sen bana öğret; hangi silgi bir defterin üzerine dökülmüş çocuk kanını silebilir? Hangi vicdan, hangi inanç, hangi ahlak, hangi insan!..
Su verme bana, içemem öğretmenim. Çünkü yedi yaşındayım ve aylardan Ramazan. Ben oruçluyum, annemi çağırın çabuk gelsin, dün tuttuğum orucuma diksin bu orucumu. Zamanım kalmadı. Zaten o elindeki su, onursuzluğun alnından temizleyemez çocuk kanını öğretmenim.
Ben öleceğim ama sen öğretmenim, “Müslümanım” diyenlerin alınlarının tahtına şunu yaz! Bu suskunlukları eğer bir suskunluk orucu değilse; “korkaklığın ömrü hiçbir zaman uzun olmadı ve korkaklık, şerefli bir yaşamda asla dikiş tutmaz!”
……………….000……………..
Ders zili çaldı Zehra, ders zili çaldı Fatime nerdesiniz? Ders zili çaldı Hanieh, Arya, Mahsa, Nergiz nerdesiniz? Ders zili çaldı Leyla, Nazenin, Seher, Nida, Meryem… Hawaaar, Hawar! Ders zili çaldı ama ıssız kalmış bütün sınıflarım.
Yine kirli günah, tertemiz masumiyeti hedef almış, sınıflarım boş kalmış. Yavrularım, ah yavrularım, yine diri diri toprağa gömülmüş kızlarım! İçinde siz olmayınca tanımladığım bütün kavramların karnı ağrıyor, yazdığım bütün harflerin canı acıyor artık! Yoklama alamıyorum çünkü tam yüz altmış sekiz defa ağzım cayır cayır yanıyor. Yine zil çaldı işte, öğretmeniniz kurban olsun size, saydıkça bitmiyor, bitmiyor yüreğimdeki bu yangın.
Evet, ben bir öğretmenim ve biliyorum ölümlerin hiç bitmediğini. Ama öğretmenler, çocuklarının ölümünü bilmez ki yavrularım! Daha tazecik çiçeklerin gözlerinde ölümü göremez ki! Zaten öldürülmek çocuklara yakışmıyor ve çocuklar öğretmeninden daha çok yaşamalı yavrum! Etrafında kokmalı çiçekler, kuş sesleri ile karışmalı kokuları. İnsan olan hiç koparabilir miydi yüz altmış sekiz masumiyetin güzelliğini?
Hawaaar, Hawar yüreğim yanıyor, bütün kızlarımı paramparça etmişler, gözleri yuvasından fırlamış, kopmuş minik ellerinde boş kalan sayfalarla dolu defterler kaldı. Ama siz susuyorsunuz. Tomahawklar vahşice patlıyor ve anneler etrafımda acıyla çığlıklar koparıyor, ama siz susuyorsunuz. Bugün Minab’ta, Şeceretü’t-Tayyibe Kız İlkokulu’nda felsefenin en kadim sorusu olan, “kötülük nedir?” sorusu apaçık cevap buldu, cahiliyenin şeceresi çıkarıldı. Oysa daha önce yalvarıyordunuz, “Hakk ile Batıl arasındaki çizgi az daha net olsun” diye. İşte apaçık oldu, kalın çizgilerle yüz altmış sekiz defa altı çizildi, ama yine susuyorsunuz!
Hawaaar, Hawar! Gözlerimdeki yağmurlar kurumuyor. Paramparça olmuş kızlarımın gözleri gündüzümün ve uykumun avucunda, içine içine bakıyorum. Ve masumiyetin not defterine çocuk ölümünün alfabesiyle, taze kan kırmızısı renginde “neden?” diye yazıyorum. Cevap: Siz sustunuz!. Artık “Yüz altmış sekiz ilkokul öğrencisi kız çocuğunu ne öldürdü?” sorusunun cevabı “En kötü kötülük nedir?” sorusunun cevabı olamaz. Yanlış cevap, hepimize sıfır! “En kötü kötülük nedir” sorusunun cevabı, cevapsız bıraktığımız; “Ey Müslüman! Katıksız kötülüğe karşı hala neden susuyor ve neden oturuyorsun?” sorusuna karşılık ölü suskunluğumuzun ta kendisidir. Hepimize sıfır! Çünkü vahşi kötüler kötü olunca, buna kötülüğün tanımı denemez. Asıl, “iyilik ideasının iddiasında olan biz gafiller, vahşi kötülüğe karşı sessiz bir şekilde oturunca” işte o zaman kötülük, kötülüğün ta kendisi olur! Ey Suskunlar yığını, ey sokağın köşesinden sıvışanlar ordusu, ey zevk, mezhep ve ırkçılık batağının çamuruna bulanmış korkak kirliler! Hepimize sıfır!
Bugün sınıflarımızın üstünde Barbar Haçlı Çanları çaldı, Lanetlenmiş Şofarların borusu öttü. Ama bir gün halkların suskunluğunu parayla satan petrol kokulu saraylar yıkılacak, kardeş komşularının evleri yakılıp, çocukları öldürülürken; zulme isyan etmiş başkaldırının inancında olması gereken başları, yastığa gömüp rahatça uyutma derdinde olanların evleri de yakılacak yavrum! Yüreğinde kardeş sevgili güçlü iman, aklında Batıl Batı'nın menfaatperestliğinden, aşırı milliyetçiliğinden azad olmuş izan olanlar, vahşiler ve barbarlar kardeşlerinin çocuklarını öldürüp evlerini yakarken, “şükür benim evim yanmadı!” demez! Derse de mazlumların Rabbi zaten o şükrü kabul etmez!
Rolls-Royce’lerin küllüğünü, Allah'ın kulluğuna tercih eden sultan, kral, prens adlı uşakların burunları utancın duvarına asılacak, o barbar çanlar susacak, o lanetlenmiş vahşetin şofarları kırılacak yavrum. Siz üzmeyin tazecik canınızı! Çünkü eninde sonunda Rabbiniz hepsinin boğazından tutup onları öldürecek ve toptan cehennemin ateşine sürecek yavrularım!
Rabbimiz, medyanın, lağım kokulu kanalların köşe başlarını işgal etmiş vicdan körleştirici satılık kalemleri de unutmayacaktır! Söyleyin, gözlerinizin önünde yüz altmış sekiz tazecik yaban çiçeğinin tüm yapraklarını yolup, kökünden sökmediler mi? Sıralara oturmuş yüz altmış sekiz çocuk, sıra sıra kazılmış mezarlara gömülmediler mi? Siz ey yüz yüzlü kirli ilişkililer! O yüz altmış sekizin altmışını atın, hatta yüzünü de atın. Eğer Barbar Batı ve lanetlenmiş vahşetin çocuğu olsaydılar, geriye kalan sekiz için etrafımızda aylarca lağım fareleri gibi ciyaklayacaktınız! Benim çocuklarımın adı ise siz de sadece birkaç saniye!
Çünkü Ey Esmer Çiçeklerim! Sizi uzak yamaçların yontulmamış kayalarının üstündeki yaban otları gibi görüyorlar. Ama olsun, ey benim mazlum yaban çiçeklerim! Ey güzellerim, güzellerim, yanakları şarapnel parçaları ile gamzelilerim! Kan çanağı, parçalanmış gözlülerim! Rabbime and olsun ki; siz güzelsiniz! Hem de çok güzelsiniz! Ey öğretmeninin öğretmenleri! Öğretmeninize “Hakk ile Batılın farkını” ne güzel öğrettiniz. Siz üzülmeyin, zaten renk körü satılık uşakların gözleri beyaz çiçekler dışında kalan rengarenk çiçeklere kördür! Artık ne mezhep ne ırk ne zevk-sefa ne mülk, artık benim hayatım sizsiniz. Siz benim üzerine doğduğum fıtratımsınız. Adalet idealim, tamamlanmış nimetten seçilmiş değerlilerim ve her biriniz teker teker öğretmenlerimsiniz!
Artık ders bitti. Güle güle gidin ve kendinizi üzmeyin yavrularım! İnanın bugün çok güzel bir gün. Çünkü hem onurlu ölümler, hep güzel günlerde olur hem de göğe gidiyorsunuz ve Gök, çocukları çok sever yavrularım!