Madde bağımlılığı, sadece kişinin beden ve ruh sağlığını bozan ve zedeleyen bir alışkanlık değildir; aynı zamanda toplumsal ahlaki yapıyı bozan ve zedeleyen önemli bir problemdir. Gün geçtikçe gençler arasında -hatta ortaokul öğrencisine kadar varan boyutlarda- uyuşturucu kullanımının normalleşmesi; alkol, uyuşturucu ve teknoloji bağımlılığının artması; insanın yaratılış gayesi ve kulluk vazifesinden, değer kaybına, bireysel yıpranmaya ve toplumsal çözülmeye yol açmaktadır. Uyuşturucu ve diğer bağımlılıklar; İslam ahlakı açısından değerlendirildiğinde bağımlılığın insanın iradesini zayıflattığı, akli melekelerini örttüğü ve insanı kendisine ve çevresine karşı sorumsuz hale getirdiği bilinen bir durumdur. Bu nedenle uyuşturucu bağımlılığı yalnızca bir sağlık problemi olarak değerlendirilmemelidir; çünkü bu meselenin ahlaki ve manevi boyutları da vardır.
Uyuşturucu alışkanlığı, 20. ve 21. yüzyıl insanı için en üst düzeyde tehlike sinyalleri verdiği gibi toplumsal dinamiklerin her yönüyle dinamitlenmesi demektir. Uyuşturucu bağımlılığı, bu çerçevede en büyük sosyal problem ve toplumsal çözülme sayılabilir. Bu çözülme; Materyalist, Ateist ve Kapitalist toplumlarda sistemsel çarpıklıklar, sosyal çöküş ve ahlaki yozlaşma sebebiyle insanı haz, zevk, şehvet ve maddenin karşı konulamaz birer tutsağı haline getirmektedir.
Esrar, eroin, kokain, metafetamin ve morfin gibi uyuşturucu maddeler arasında en yaygın olarak kullanılan uyuşturucu maddeler, alkol içeren içki türleridir. Bu uyuşturucu türü, gayr-i İslami toplumlarda yaşamın bir parçası olarak kabul edilmektedir. Maalesef birçok Müslüman ülkede de bu uyuşturucu maddeleri yasal olarak üretilmekte, satılmakta ve teşvik edilmektedir. Hatta kendine Müslüman’ım diyen bazı insanlar arasında da alkol tüketmek modern yaşamın bir gereği addedilerek normalleşmiş durumdadır. Diğer uyuşturucu maddelerin satışı ve kullanımı ise dünyanın hemen her yerinde suç kabul edilir ve cezalandırılır. Oysa haram haramdır, zarar veren, zarar vericidir, uyuşturan, uyuşturur. Azı çoğu, büyüğü küçüğü, yasalı yasal olmayanı, sahtesi gerçeği birdir.
Yüce Allah, insanı akıl ve irade sahibi bir varlık olarak yaratmıştır. Beden, ruh, akıl ve irade insana emanet olarak verilmiştir. Emanete sahip çıkmak, onu korumak ve günü gelince asıl sahibine teslim etmek insanın sorumluluğu ve şanındandır. Emanete sahip çıkmamak, zarar vermek ise sorumsuzluk ve ihanettir. Beden, akıl ve ruh sağlığına uyuşturucu kullanarak zarar vermek bu minvaldedir. Aklı örten, zihni uyuşturan ve gönlü bulanıklaştıran her madde, kişinin iradesini ipotek altına alır. Onun doğruyu yanlıştan ayırma yetisini zayıflatır. Bu sebeple İslam; akıl, zihin, beden ve ruhu uyuşturan her türlü sarhoş edici ve uyuşturucu maddeyi yasaklamış, haram kılmış ve Allah’a isyan saymıştır. Çünkü bütün bu maddeler, insanı hem kişisel hem de toplumsal açıdan felakete sürükler. Sağlıklı düşünme, dengeli hareket etme ve doğruyu yanlıştan ayırma melekesini dumura uğratan insan, sorumluluklarını yerine getiremez; ailesine, toplumuna ve Rabbine karşı görevlerini ihmal eder.
İslâm, adı ve üretim maddesi ne olursa olsun aklı uyuşturan ve insanı sarhoş eden her maddeyi yasaklamıştır; çünkü bu maddelerde “illet” sarhoş etmesi ve uyuşturmasıdır:
"Ey inananlar! İçki, kumar, putlar ve fal okları şüphesiz, şeytan işi pisliklerdir. Bunlardan kaçının ki, kurtuluşa eresiniz." (Mâide: 90)
"Her sarhoşluk veren fey içki (hamr) hükmündedir ve her sarhoşluk veren fey(içki) haramdır." ((Müslim, “Eşribe”, 73)
"Çoğu sarhoşluk veren şeyin azı da haramdır." (Ebû Dâvûd, “Eşribe”, 5; Tirmizî, “Eşribe”, 3)
Modern toplumlarda alınan tedbirler, konulan yasaklar, biçilen cezalar ve yapılan bilgilendirmeler bir türlü uyuşturucu maddelerin kullanımının yaygınlaşmasını ve sosyal bir felaket haline gelmesini engelleyememektedir. Çünkü uyuşturucu maddeler ile ilgili “tanımlama, teşhis, tedbir ve tedavi” şekilleri yüzeysel kalmaktadır. Sorunu üreten sebepler, gerekçeler ve problemler izale edilememektedir. Çağdaşlık adına sunulan yaşam tarzı, ideolojik olarak tavsiye edilen hayat felsefeleri, bu tür alışkanlıkları engelleyen bir çerçeveden ziyade uyuşturucu maddelere bağımlı yapacak ortamları elverişli, meşru ve hazır hale getirmektedir.
Manevi boşluk, ideal yoksunluğu ve zevk/eğlence türü etkenler; bireysel sapmaya ve sosyal felaketlere yol açan, bağımlılarını bir çeşit delirten, saldırganlaştıran, hatta intihara sürükleyen uyuşturucu alışkanlığını gün geçtikçe yaygınlaştırmaktadır. İçki ile ilgili kısıtlamalarda veya yasal düzenlemelerde laik dinozorların ciyak ciyak bağırması bu durumun fecaatini ortaya koymaktadır.
Uyuşturucu kullanımının gençler arasında normalleşmesi, çocuklara kadar sirayet etmesi, uyuşturucu bağımlılık kültürünün yayılmasının en tehlikeli boyutudur. Normalleşme, haram olanın sıradanlaşması ve günahın hafife alınması anlamına gelmektedir. “Herkes yapıyor”, “Bir kereden bir şey olmaz.”, “Beni hayatın dertlerinden uzaklaştırıyor.”, “Kendimi değerli buluyorum.” gibi savunmalar, ahlaki sınırları bulanıklaştırıp tarumar etmektedir.
İslam ahlakına göre çoğunluğun kabul ettiği, yaptığı ve yasal yönü var diye kötülük meşrulaşmaz, göz yumulur konuma gelmez. Bir söz, davranış veya eylem yaygındır diye doğrudur anlamına gelmez. Aksine yaygınlaşan her kötülük, çoğalan her günah ve meşru görülen her haram toplumsal yıkımın, ahlaki çöküşün birer göstergesidir.
Alkol ve uyuşturucu bağımlısı olan kişi, sadece kendisine zarar vermekle sınırlı kalmaz. Etrafına zarar verir, agresif olur, sağlıklı düşünemez, eşyayı kırıp döker, arkadaşlık ilişkilerini bozar ve ailesini dağıtır. İslam’a göre insan varlığın en kıymetlisidir. Aile de bu değerin somut şekil almış halidir. Aile, toplumun temel yapı taşıdır, nesil emniyetidir. Ahlaksızlığın engellenmesinin teminatıdır. Aile içindeki sevgi, güven ve sorumluluk duygusu zedelenirse toplumsal bağ zayıflar, sosyal değerler yozlaşır.
İslam ahlakına göre, insan arkadaşlık ilişkilerinde, ailevi ve toplumsal münasebetlerde merhamet, sevgi, sorumluluk, yardımlaşma, empati ve fedakârlık esaslarına bağlı bir tutum ve duruş sergilemelidir. Bağımlı her kişide bu mümkün değildir; çünkü bağımlı her kişi arkadaşına karşı seviyesiz ve hesapsız, ailesine karşı ilgisiz ve suiistimalci, topluma karşı güvensiz ve agresif olur. Bu durum, arkadaşlar, anne-baba ile çocuklar arasındaki sevgi bağını koparır, huzursuzluğa neden olur ve toplumu ahlaki ve manevi açıdan çökertir.
Uyuşturucu bağımlılığı, bir yönüyle nimete karşı nankörlük, zaman ve para israfı, yalnızlaşma ve gaflete sürüklenmektir. Bağımlılık kültürünün yayılmasında ahlaki değerlerin zayıflaması da önemli bir etkendir. Sabır, kanaat, sorumluluk ve edep gibi yüce değerler uyuşturucu bağımlığıyla yerini anlık haz, hep hız, her gün zevk, dinmeyen şehvet ve sınırsız özgürlük anlayışına bırakır. Oysa İslam, nefsin kontrol altına alınmasını ve kişinin arzularına sınır koyabilmesini öğütler. Nefsini kontrol edemeyen birey, bağımlılıklara daha kolay teslim olur. Bağımlılık, insanın nefsine esir olmasıdır ve bu esaret, özgürlük değil tam aksine bir köleliktir:
“(Hz. Yusuf) Ben kendimi temize çıkarmam (dedi); çünkü Rabbimin rahmet ettiği kimse hariç nefis her zaman kötülüğü ister…” (Yusuf Suresi: 53)
Netice olarak uyuşturucu bağımlılığı ve bağımlılık kültürü; insani, İslami ve ahlaki açıdan ciddi bir yozlaşmadır. Uyuşturucu kullanımının normalleşmesi, bağımlılığının hayatın merkezine yerleşmesi; insanı yaratılış amacından uzaklaştırır, aile yapısını zayıflatır, toplumsal ahlakı tahrip eder. İslam ise, insanı korur, aklı muhafaza eder ve toplumu ifsattan uzak tutar. Bu nedenle bağımlılıkla mücadele, sadece yasaklar ve cezalarla değil; ahlaki bilinç, manevi değerler ve sorumluluk duygusunun yeniden inşa edilmesiyle mümkün olacaktır.