İnzar Dergisi - Mücahid Haksever
Allah (Celle Celalühü) Kur’an’da insanlığa imam olarak gösterdiği tek peygamber İbrahim (Aleyhisselam)’dır. İbrahim (Aleyhisselam), insanlığa imam olduğu gibi, İslam’ın son peygamberi Hz. Muhammed (Sallallahu Aleyhi Vesellem) ve O’nun ümmetine de bir örnektir. Nitekim günde 5 vakit kıldığımız namazda kendi Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem)’i andığımız gibi O’nu da anıyor, O’na da salavat getiriyoruz.
İbrahim (Aleyhisselam)’ın imamlığında bize kalan bir miras da Kurban ibadetidir. Kurban salt olarak bir hayvanın boğazlanmasından ibaret değildir. O bir vazgeçiş ve fedakârlık seremonisidir. Halilullah’ın yani Allah’ın dostunun, Yüce Dost için vazgeçiş eyleminin adıdır Kurban… Çünkü en büyük bedeller, muhabbet duyulan varlıklar için ödenir. Gerçek muhabbetin kantarı, fedakârlıktır. Fedakârlık imtihanından geçmemiş bir muhabbet, kuru bir iddiadan ibaret kalır. Fedakârlık yapan kişinin amacı kendi değildir. Uğruna fedakârlık yaptığı zattır. Onun memnuniyeti ve rızasıdır. O razı olduktan sonra feda edilen hiçbir şeyin önemi yoktur.
İbrahim (Aleyhisselam)’ın fedakârlığı, zirvedir. Tevhid peygamberi İbrahim (Aleyhisselam)’ın fedakârlığını hayatının her alanında görmek mümkündür. Canı, malı, ailesi… Rivayet edildiğine göre, Nemrud’un yaktırdığı ateşe atılan İbrahim (Aleyhisselam)’a melekler yardım etmek istediler. İbrahim (Aleyhisselam) bu teklifi kabul etmedi. Çünkü O, ateşe yanma kabiliyetini veren zatın bu kabiliyeti almaya da güç yetireceğini biliyordu. Ve nitekim öyle de oldu. Cenab-ı Allah ateşe hitaben “Ey ateş! İbrahim’e serin ve selâmet ol!” talimatını vermek suretiyle O’nu yanmaktan korudu. O’nu yanmaktan koruduğu gibi, aşırı serinlikten dolayı zarar görmemesi için de selametli ol emrini verdi. Çünkü aşırı sıcak yaktığı gibi, aşırı soğuk da yakar. İbrahim (Aleyhisselam)’ın malı konusundaki fedakârlığı, “Halil İbrahim bereketi” diye darbı mesel olmuştur.
Onun hayatında fedakârlığının zirve noktası hiç şüphesiz oğlu İsmail’i kurban etme hadisesidir. Bir hocam demişti: “Eğer bu olayı Kur’an anlatmasaydı inanmazdım. Bir baba oğlunu nasıl kurban edebilir?” diye. Aslında kurban diğer tüm fedakârlıkları da bünyesinde barındırıyor. Çünkü kurban bir semboldür. Allah (Celle Celalühü) Kur’an’da bir tek hac ibadeti için “Şeair” yani şiarlar/semboller tabirini kullanmıştır. Kurban da bir semboldür. Fedakârlığın, nefsin arzu ve heveslerine karşı başkaldırının, direnişinin sembolü… Merhum Ali Şeriati’nin Kurban’ın bir fedakârlık sembolü olduğunu söylediği şu sözleri ne muhteşem! “Sen de İbrahim gibi kendi İsmail’ini getirmelisin Mina’ya. Senin İsmail’in kim? Ancak sen bilebilirsin, başkası değil. Belki eşin, işin, yeteneğin, gücün, cinsiyetin, statün vs. ne olduğunu bilmiyorum, ama İbrahim’in İsmail’i sevdiği kadar sevdiğin bir şey olmalı. Senin özgürlüğünden çalan, görevlerini yerine getirmeni engelleyen, seni eğlendiren, hakikati duymaktan ve bilmekten alıkoyan, sorumluluk kabul etmektense meşrulaştırıcı sebepler ürettiren ve seni sadece gelecekte senden gelecek yardım için destekleyen ne varsa; işte bunlar onun işaretlerindendir. Onu arayıp bulmalısın. Eğer Allah’a yaklaşmak istiyorsan, İsmail’i Mina’da kurban etmen gerek.”
Çelik iradeli İbrahim, bu defa erimişti. Ateşlerin eritemediği o iradeyi İsmail eritmişti. Ama geri dönüş yoktu. Çünkü fedakârlık kelime olarak da bireylerin başkaları için kendi çıkarlarından vazgeçişidir. O halde burada da amaç kendi değil O’dur. Lailahe illa HU (O). Bu fedakârlık o kadar zordu ki… Eğer Allah (Celle Celalühü) İsmail’e babanı kurban et deseydi bu İbrahim (Aleyhisselam) için daha kolay olacaktı. Bundan dolayıdır ki, göz göze gelmesin diye babalık merhameti kabarmasın diye ayeti kerimenin tabiriyle “İbrahim oğlunu sağ şakağı üzerine yere yatırdı.” yan tarafı üzerine yatırdı. Cizreli Şehid Yusuf, şehid olduğunda kendisi için yazılan şiirde: “Ey melayé Cezeri, ger aşıq û şairî/Rabe ser Yûsûf beje wî zaré xwey şekirî; Ey büyük şair Mela Cezeri, içimdeki bu acıyı anlatacak, içimdeki bu yangını söndürecek bir şiir yazmak istiyorum. Ama ne yazık ki, bu acımı ifade edecek kelime bulmaktan aciz kaldım. Bu acımı ifade etmem için mezarından uyan da sen bir şiir yaz benim için” denilmesi gibi, bu acıyı bu ızdırabı anlatmaya kelimeler kifayetsiz, kalemler aciz kalır.
Bugün diğer ibadetlerde olduğu gibi, Kurban ibadetinin de içi boşaltıldı. Bir fedakârlık ve başkaldırı eylemi olan kurban ibadeti, Müslümanların yıllık et ihtiyaçlarını karşıladığı, hayvan kesme şenliğine döndü. Bir kurban arifesinde Gazzeli yiğitler, içi boşaltılan kurbanın ne olduğunu ölü toprağı serpilmiş ümmete gösterdiler. İbrahim (Aleyhisselam)’ın yaşadığı bu topraklarda O’nun torunları, Nemrud’un torunlarına karşı, ateşlerde yanma pahasına direniyor, başkaldırıyor, en sevdikleri varlıkların/İsmaillerini Allah’a kurban ediyorlar. Çünkü onlar da biliyor ki Allah’a ulaşacak olan bu kurbanın eti ve kanı değil, ayeti kerimede takva olarak ifade edilen, bu fedakârlık ve başkaldırıdır. Mevlânâ’nın dediği gibi, “Aşk öyle bir alevdir ki parlayınca, sevgiliden başka ne varsa her şeyi yakar.” Rabbim bizlere de o şuur ve bilinçle kurban ibadetini yerine getirmeyi nasip etsin.
Bir dahaki yazımızda buluşuncaya dek, dualarınızda bizleri de anmanız dileğiyle, Allah’a emanet olun.