“Mümkün özgürlük”, irade sahibi varlığın en temel sanatıdır. Ama “varlık” ve “yokluk” içinde bir dayanak noktasına ihtiyaç duymayan, yani “sonsuz özgür” olan sadece ve sadece Allah'tır. Çünkü geri kalan yaratılmış alemin mutlaka bir dayanak noktasına dayanma zorunluluğu vardır. Dayanak noktası zorunluluğu olanın ise “mutlak özgür” olması mümkün değildir. Onun için temel dayanak noktası belirlemeden önce, dayanak noktasının zorunluluğunun kavranması zihnin temel dayanak noktası olacaktır. Arşimet’in (M.Ö: 287-212), “Bana bir dayanak noktası verin, dünyayı yerinden oynatayım” sözü günümüz kullanım amacından çok, dayanak noktasının zorunluluğunun itirafı olarak kullanılmaya uygundur. Mesela Descartes’in dayanak noktası “düşünüyorum” zorundalığıdır. “Zorunluluk” kavramı da anahtar kavramlardan biridir. Çünkü kibir hastalığına müsait bir bünyeyle yaratılmış insana, acziyetinin acısını en dip noktaya kadar yaşatır. Allah, tüm inkarlara rağmen nasıl varlığı “zorunlu” olan ise insan da tüm inkârına rağmen kesinlikle “zorunda” olan bir varlıktır.
“Mutlak acziyet” ve “İnsanın, dayanaksız sonsuz özgürlüğünün imkansızlığı” kimi insanlar tarafından şiddetle inkar ediliyor. “Dayanak noktasını” “önyargı” gibi sevimsizleştirdikleri bir kavramla eşleştirip inkar karakterini boşluğun üzerine inşaa etmeye çabalıyorlar. “Boşluk”, üzerinde düşünülmesi gereken bir başka kavramdır. Çünkü boşluk, (varlığı yokluğu ayrı bir felsefi tartışma konusu olsa bile) bugün “anlamsızlığı” ifade etmektedir. “Boşluğa düşmek” deyimi inkar karakterini oldukça iyi karşılar güçtedir. İnkar, boşlukta “düşünmemek üzerine sonsuz düşünme” mekanizmasıdır.
Bu inkar mekanizması bütün düşünce tarzlarına yansıtılıyor. Ne kadar farklı isimlerle isimlendirilmiş olsa bile tüm düşünsel çatışmalar gerçekte sadece iki kutupludur. (Allah için kullanılacak “varlık”, “yokluk”, “hiçlik” gibi kavramların uygunluğunun tartışılması haricinde) bir kutup “Allah vardır”, diğer kutup ise (haşa) “Allah yoktur” dayanak noktasına dayanır. Tümel-Tikel, Ruh-Madde, Vahiy-Akıl, Rasyonalizm-Empirizm ve diğer bütün zıt kutuplu düşünsel tartışmaların hepsi bu iki kutuplu düşüncenin farklı kavramlarla tartışılması dışında bir şey değildir..
Yine kibir köleliğine omuz dayayıp, karmaşık hale getirilmiş şüpheyi düşüncenin merkezine dayanak yapıp boşlukta asılı kalmak isteyenler, bu iki kutuplu tartışmanın üstüne gölge düşürüp ilgisizmişler gibi davranırken aslında (Haşa)“Allah yoktur” demek isteyenler safında yer alırlar.
Bize; “durmadan şüpheye düşün” ama sakın “durmadan şüphe etmekten şüpheye düşmeyin!” diyorlar.
Bize; “her şey görecelidir”, “değişmeyen tek şey değişimdir”! Öyleyse dayanak noktası edineceğiniz sabiteler edinmeyin! Sürekli bir anlamsızlık içinde boşlukta asılı kalın” diyorlar.
Bize; “anlam arayışıyla ilgili bütün sorulara “bilmiyorum” demeyi bilin. Düşünmemek üzerine düşünce üretmek için çok düşünün ve bu arada anlam üzerinde düşünenleri bol bol düşünmemekle suçlayın” diyorlar.
Bize; “ahlak, ödev olarak kurgulanabilir”! “(Haşa) Allah olmazsa da her şey mübah olmaz”! “İyi”, biri “bu iyidir” dediği için değil, “iyi” sadece iyi olduğu için iyidir!” diyorlar.
Bize; “Allah korkusu, özgür iradenin kendi kendine çizdiği sınırı, kendini bağladığı zinciridir”. “Allah korkusu, köle ahlakının, itaat kültürünün dayatmasıdır!” diyorlar.
Bize; “Allah korkusu sorumluluktan kaçıştır, kendi sorumluluklarını başkasına devretmektir!” diyorlar.
Bize; “(Haşa) Tanrı öldü. Ondan korkmayın, Ondan korku bağımlılık duygusunu besler. Ancak Allah korkusundan kurtulan bilinç özgürdür!” diyorlar.
Hatta; “Allah var olduğu müddetçe insan özgür olmayacaktır. Ancak (haşa) Allah yoksa insan özgürdür!” diyorlar.
Diyorlar ve Allah dışında yüzlerce korkunun kölesi, binlerce değersiz putun kulu oluyorlar. İlk önce ölüm korkusunun kölesine dönüşüyorlar. Sonra kendileri kadar aciz olan birçok insanın, zamanın, mekanın, doğanın, tarihin, iktidarın, kanunun, gücün, paranın, patronun, makamın, cehaletin babası kılan bilginin, resmi kılınmış eğitimin, zevkin, anlamsızlığın, amaçsızlığın, mutsuzluğun, kaygının, boşluğun, hiçliğin, egonun, toplumun, yalnızlığın, yabancılaşmanın, çelişkinin, belirsizliğin, bilinmeyenin, başkalarının, kendi kendilerinin ve korkunun korkusunun… kölesi oluyorlar.
Biz diyoruz ki; Ancak Allah'a kulluk varsa özgürlük vardır. “Dayanak noktası”, özgürlüğümüzün katili değildir. Aksine, Allah’a inanarak, varlığın içinde bulunma zorunluluğu bulunanların en özgürü oluyoruz. Çünkü sonsuz özgürlük sadece Allah olana özgüdür ve biz ilah olmadığımızın farkına varacak kadar özgürüz.
Diyoruz ki; “dayanak noktası” olmadan, doğruya-yanlışa, iyiye-kötüye, bilinecek bir bilgiye ulaşamazsınız. Fedakarlığı enayilikten ayıramaz, her kötülüğü mübah olmaktan kurtaramaz, ahlak oluşturamazsınız. Dayanak noktasına dayanmamayı dava edinenlerin tarifsiz çelişkilerinin aksine, kendinizi bir davaya adayamazsınız. Düşünmeden yapılanlar hariç, anlamlı şekilde çalışamaz, ilerleyemez, nefes alamazsınız. Dayanaksız yaşadığını iddia edenlerin aksine, gerçek anlamda yaşayamazsınız. Allah olmadan, “varlığının bilincine varılarak yaşanılan hayat” olamaz. Çünkü içinde bulunduğunuz boşluk, “yokluk” üzerine inşaa edilmiştir. İçinde hava yok, su yok, kara madde yok, hayat yok. Örnek vermekten hoşlandığınız uzayda, asılı bırakılacak bir astronotun, sonsuz süre boyunca tüm çırpınışlarına rağmen bir milim ilerleyemeyeceği gibi, boşlukta asılı ve yerinizde öylece çakılı kalırsınız.
Diyoruz ki; din dışında varlığın amacına ve anlamına cevap veren hiçbir düşünce olmamıştır ve uygarlığın ana kaynağını oluşturan soyut düşünce ancak Allah’a kulluk ile var olmaya başlamıştır.
Diyoruz ki; Allah'a kulluk, bizi varoluş hakikatine ulaştırıp Allah'a varana kadar olan her şeyin kulluğundan özgür kılar. Allah'a kulluk, değersiz değerlerin hepsinden ve kişiyi kendinden kurtarır. Egolarının esaretinden azade eder. Maddenin ve nefsin hükümranlığını bitirip insan olma evresine geçişi sağlar. Hz. Ali’nin öğrettiği gibi; “Allah’tan korkan kimse, başkasına karşı cesur olur”. Özgürleşir ve asla zalimlerin tahakkümünü kabul etmez.
Biz de Ebu’l Kasım El Hâkim’in (Ö: 953) dediği gibi diyoruz ki; “Bir şeyden korkan, ondan kaçar, Aziz ve Celil olan Allah’tan korkan ise O’na kaçar”. Kaynağı sevgi olan kulluk, özgürlüktür.
Allah'ım sana şükürler olsun ki bizi sadece kendine kul edinerek Senden başka her şeyin kulluğundan kurtardın.