Gazze için öngörülen anlaşma neredeyse hiç hayata geçmedi.
Anlaşma öncesi ve sonrası arasındaki tek fark; katledilen insan sayısında bir azalmanın olmasıdır. Ama her gün insanlar yine öldürülüyor. Düşük yoğunluklu öldürme vahşeti, temel bir politikaya dönüştürüldü. HAMAS'ın eli kolu bağlandı. Ama israil kaldığı yerden soykırıma devam ediyor. Göreceli olarak Gazze'de yoğunlukğu düşen soykırım ve katlima farklı şekillerde Batı Şeria'da devam ediyor. İşgal programı adım adım devam ediyor. Ama başta garantör ülkeler olmak üzere bütün dünya sanki sorun sona ermiş gibi davranmaktadır.
Protesto ve küresel direnç kırıldı. ABD'nin öncülük ettiği şeytani olan, insanlığı esir aldı.
Bu anlamda bu oyunu bozma adına; daha gerçekliğinin tüm dünyaya durulması için, herkes sorumluluk almalıdır. Tutsak dünyada özgür kalabilmiş vicdan sahibi cesur yürekli insanlar, tarihi bir hamle yapmalıdır.
Terör örgütü israil, tarihinde hiç bir anlaşmaya sadık kalmadığı gibi bu anlaşmaya da uymadı.
Gazze bu hâlde iken Batı Şeria'da yıkım, katliam, işgal, talan ve bilhassa tutuklama son hız devam ediyor. Özellikle bu vahşetten en fazla çocuklar nasibini almaktadır.
İnsanlık onuru adına ve tarihe not düşmek adına yeniden ve daha güçlü bir şekilde ayağa kalkmak ve zulmün karşısında onur ve adalet seddini oluşturmak durumundayız. Terör örgütü israil tüm insanlığa meydan okumakta ve adeta tüm insanlık ile dalga geçmektedir. Dolayısıyla mesele bir insanlık meselesi olmuştur. Siyonizme insanlık adına karşı durmak, insanlığın geleceği adına hayati bir önem taşımaktadır.
Küresel ve bölgesel aktörler siyasi şovlarını yapıp kenara çekildiler ve Filistinliler kendi kaderleri ile baş başa kaldı. Filistin davasına çözüm adına eğilmek yerine bunu siyasi bir konuya dönüştürdüler. Hatta Filistin davasını, bölgesel ve küresel çekişmelerde biri birlerine karşı siyasi ve stratejik üstünlük kurma aracına dönüştürdüler.
Samimiyetten ve bedel ödeme iradesinden fersah fersah uzak bu siyasi tutumu bütün halklar görmekte ve tarihe bir kayıt olarak düşmektedir.
Böyle iki yüzlü bir siyasetin hiçbir karşılığı yoktur.
Oysa Gazze anlaşması imzalandıktan sonra, dünyanın bu anlaşmayı denetlemesi ve terör çetesi israil üzerinde bir baskı kurması bekleniyordu. Siyonist bakanlar, hiç çekinmeden anlaşmayı uygulamayacaklarını ve Filistinlileri Gazze'den süreceklerini açık bir şekilde ifade etmektedir.
Batı Şeria'da ise her gün onlarca Filistinlinin evi yıkılmakta, araziler talan edilmekte ve buralara Yahudi yerleşim birimleri inşa edilmektedir.
Yani işgal programı kaldığı yerden devam ederken, biz hangi anlaşma ve barıştan söz edebiliriz?
Küresel medyanın ve Batılı başkentlerin sanki Filistin sorunu çözülmüş, silahlar susmuş ve bölgeye nihai bir huzur gelmiş gibi oluşturduğu pembe illüzyon, sahada yaşanan kanlı gerçeklikle çelişiyor.
Ortada ne uygulanmış bir anlaşma ne durdurulmuş bir işgal ne de sağlanan bir barış var. Karşımızda duran acı tablo; israilin hiçbir taahhüdünü yerine getirmediği, ateşkesi yalnızca bir propaganda aracına dönüştürdüğü ve Gazze’den Batı Şeria’ya uzanan hatta şiddet, katliam ve gasp politikasını kesintisiz sürdürdüğü bir cehennem gerçeğidir.
1. Kağıt Üstündeki İmzalar ve Sahadaki Bombalar: Anlaşma Kimin İçin?
Uluslararası kamuoyuna "diplomatik başarı" olarak sunulan metinler, Gazze’de toprağa düşen çocukların hayatını kurtarmaya yetmiyor. Anlaşmanın imzalandığı günün ertesi sabahında dahi işgalci rejim savaş uçaklarının mülteci kamplarını vurmaya devam ettiği, insani koridorların bizzat saldırı noktalarına dönüştürüldüğü bir ortamda barıştan bahsetmek, açıkça insanlığın aklıyla alay etmektir.
İşgalci rejim yönetimi, tarihsel alışkanlığını bir kez daha tekrarlayarak uluslararası toplumun baskısını hafifletmek ve zamana oynamak adına diplomatik metinlere imza atmış, ancak sahadaki askeri varlığını ve imha konseptini bir milim dahi geriye çekmemiştir:
* İnsani Yardım Engelasyonu: Anlaşma uyarınca Gazze'ye girmesi gereken yüzlerce yardım tırı, sınır kapılarında bürokratik engeller ve kasıtlı güvenlik gerekçeleriyle çürümeye terk edilmektedir.
* Ateşkes İhlalleri: "Nokta operasyon" veya "meşru müdafaa" kılıfı altında sivillerin sığındığı çadır kentler, okullar ve hastane çevreleri hedef alınmaya devam etmektedir.
* Çekilme Taahhütlerinin Reddi: israil ordusu, Gazze'nin iç kesimlerinden çekilmek bir yana, bölgeyi coğrafi olarak bölen koridorları kalıcı askeri üslere dönüştürmektedir.
Bu tablo gösteriyor ki; söz konusu anlaşma barışı inşa etmek için değil, işgalin ve yıkımın dozajını uluslararası kamuoyunun gözünden kaçırmak için tasarlanmış bir paravandan ibarettir.
2. Unutturulmak İstenen Madalyonun Diğer Yüzü: Batı Şeria’da Sessiz Kıyım
Dünya basını, dikkatlerini Gazze’deki sözde "anlaşma" haberlerine çevirmişken; işgalin ve şiddetin diğer ana merkezi olan Batı Şeria’da tarihin en karanlık sayfalarından biri yazılmaktadır. Filistin sorununun sanki sadece Gazze'deki bir "insani kriz"den ibaret olduğu algısı oluşturularak Batı Şeria'daki sistematik gasp ve katliamlar görünmez kılınmak istenmektedir.
Batı Şeria’da HAMAS bahanesi dahi yokken sürdürülen bu şiddet dalgası, rejimin asıl amacının güvenlik değil, topyekün toprak gaspı ve etnik temizlik olduğunu açıkça kanıtlamaktadır:
Yasa Dışı Yerleşimci Terörü
Devlet koruması ve teşviki altındaki silahlı fanatik yerleşimciler, Filistin köylerini basmakta, zeytinlikleri yakmakta ve sivilleri evlerinden silah zoruyla sürmektedir. Bu eylemler münferit değil, devlet politikasıyla organize edilmiş bir mülksüzleştirme hareketidir.
Askeri Baskınlar ve İdamlar
Cenin, Nablus ve Tulkarem başta olmak üzere Batı Şeria’daki mülteci kampları ve şehirler her gün ağır askeri araçlarla basılmakta; gençler, çocuklar ve gazeteciler yargısız infazlarla katledilmektedir.
İdari Tutuklamalar ve İşkence
Hiçbir suçlama ve yargılama olmaksızın zindanlara atılan binlerce Filistinli, insanlık dışı koşullarda tutulmakta ve sistematik işkenceye maruz kalmaktadır.
Batı Şeria’da her gün bir başka köy haritadan silinirken, Filistinlilerin zeytin ağaçları köklerinden sökülürken ve toprakları adım adım gasp edilirken, Gazze Anlaşması üzerinden "Orta Doğu’ya barış geliyor" masalı anlatmak büyük bir diplomatik sahtekarlıktır.
3. Küresel İkiyüzlülük: "Normalleşme" Masalı ve Vicdan Tutulması
Bugün uluslararası arenada sergilenen en tehlikeli tutum, Filistin meselesini "çözülmüş bir dosya" gibi rafa kaldırma telaşıdır. Bazı Batılı güçler ve bölgesel aktörler, masada atılan içi boş imzaları gerekçe göstererek israil ile ilişkileri "normalleştirme" yarışına kaldığı yerden devam etmek istemektedir.
Hangi normalleşme sorusunu sormak gerekir...
Yıkılmış yüz binlerce evin enkazı henüz kaldırılmamışken, tensel ve ruhsal bütünlüğünü kaybetmiş bir nesil ortadayken, işgal her gün Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te derinleşirken hangi normalleşmeden bahsedilmektedir?
Uluslararası hukuk kurumlarının, Birleşmiş Milletler kararlarının ve Uluslararası Ceza Mahkemesi adımlarının işgalcinin fütursuzluğu ve ABD’nin veto zırhı karşısında işlevsiz kılınması, küresel adalet sisteminin iflas ettiğinin resmidir. Barış anlaşması etiketi altında sunulan metinler, işgalciye suçlarını örtbas etmesi için verilen yeni bir zaman kredisinden başka bir şey değildir.
Sözde barış anlaşması yerine gerçek bir adalet lazımdır.
Gazze Anlaşması adı altında yürütülen diplomasi tiyatrosu, Filistin halkının özgürlük ve adalet arayışını boğmayı hedeflemektedir. Bir halkın vatanı işgal altındayken, evleri başlarına yıkılırken ve Batı Şeria’da her gün yeni bir katliam işlenirken, kağıt üzerindeki süslü cümlelerle dünyayı kandıramazsınız.
Gerçek bir barış;
* işgalcinin Gazze’deki katliamlarını ve Batı Şeria’daki işgalini derhal ve koşulsuz olarak durdurmasıyla,
* Yasa dışı tüm yerleşimlerin tasfiye edilmesiyle,
* Filistin dışındaki mültecilerin geri dönüşüyle,
* Başkenti Kudüs olan bağımsız ve egemen bir Filistin Devleti’nin tanınmasıyla mümkündür.
Bunun dışında, dostlar pazarda görsünler diye yapılan diplomatik tiyatroların ancak bir sirk gösterisi kadar değeri olabilir.
Somut adımlarla desteklenmeyen hiç bir anlaşma, Filistinlilerin derdine derman olmayacak ve siyonist terör ve soykırımı durdurmayacaktır.
Biz, diplomatik tiyatro gösterisi değil, siyonist teröristleri durduracak onurlu bir duruş istiyoruz.
Bugün Gazze'de durdurulamayan bir terör örgütü; Şam'ın, Beyrut’un ve başka ülkelerin başkentlerinin kapılarına dayanmayı temel bir hedef olarak belirleyecektir.
Harekete geçme, sadece imkan ve şartların oluşması meselesidir.
Siz meselenin sadece Gazze olmadığını hala anlamadınız mı?