İslam’da eğitim, sadece bireyin bilgi edinmesi için değil, aynı zamanda bireyin ahlaki olgunluğa, iman kuvvetine ve toplumsal sorumluluk bilincine ulaşması için temel bir yapı taşı görevi görür. Nitekim vahiy olunan ilk ayetin “Oku” (Alak 1) olması İslam’ın ilme verdiği öneme işaret etmektedir. Ayrıca Kur’an’da “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer 9) ayeti ilim sahibi olmanın faziletine delalet eder. “Eğer bilmiyorsanız, zikir (ilim) ehline sorun.” (Nahl 43) ayeti de öğrenmeye teşvik etmektedir. Bununla birlikte “Allah, hak ve adaleti ayakta tutarak, kendinden başka ilah olmadığını bildirdi; melekler ve ilim sahipleri de bunu ikrar ettiler.” (Âl-i İmran 18) ayetinden alimlerin tevhit hususunda ikrarda bulundukları ve bu durumun onların manevi konumlarına ışık tuttuğu anlaşılmaktadır.Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem); “İlim talep etmek / öğrenmek her Müslümana farzdır.” (İbn Mace, Mukaddime, 17), “Beşikten mezara kadar ilim tahsil ediniz.”, “Her şeyin bir yolu var. Cennetin yolu ilimdir.”, “İlim Çin’de bile olsa, gidiniz, alınız, tahsil ediniz.” (Beyhaki, Şuabu’l-İman, 254) buyurmuştur. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem); Mekke ve Medine dönemlerinde hem erkeklere hem kadınlara eğitim imkânı sağlamış, Suffe Ashabı gibi ilim meclisleri oluşturmuştur. Bedir Savaşı’nda esirlerin serbest kalma şartı olarak Müslümanlara okuma-yazma öğretmeleri istenmiştir.
Hem ayetlerden hem de hadislerden anlaşılacağı üzeri İslam ilme önem vermiş ilim öğrenmenin faziletine dikkat çekmiş, ilim yolunda verilen mücadele takdir edilmiştir. Ayrıca İslam’da eğitimin kapsamı oldukça geniş tutulmuş en geniş kapsama ulaşılacak tarzda bir çerçeve çizilmiştir. Yani sadece dini ilimler değil fen ve sosyal bilimler de bu çerçeveye dahil edilerek hem dünyevî ilimler hem de uhrevî ilimlerin tahsiline değer verilmiştir. Dolayısıyla ilim tahsilinde bu dünyada fayda sağlamak gözetildiği gibi diğer dünyada da kurtuluş hedeflenmiştir.
İslam’da eğitimin temel hedefi, bireyin Yüce Allah’a kulluk bilincini / ubudiyetini güçlendirmektir. Bu, yalnızca ibadetlerin şeklen öğrenilmesi değil; ibadetlerin anlamını idrak ederek yaşanmasını içerir. Yüce Allah Kur’an’da, “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zâriyât 56) buyurmaktadır. Dolayısıyla eğitim, insanın yaratılış gayesini kavramasına hizmet etmektedir. Eğitim ile elde edilen ilmin seviyesi artıkça kulluk bilincinin de pekişmesi beklenmektedir. Eğer aksi bir durum söz konusu ise eğitimin içeriği ve sistemi gözden geçirilmelidir.
İslam’da eğitimin bir diğer hedefi de ahlakî olgunluğu sağlamaktır. Kur’ân, ilmi tek başına yeterli görmez. İlim, ahlâkla birlikte olmalıdır. “İçinizden hayra çağıran, iyiliği emreden, kötülükten sakındıran bir topluluk bulunsun.” (Âl-i İmrân, 104) ayeti, eğitimin ahlakî ve toplumsal boyutunu ortaya koyar. Hz. Peygamber’in (sallallahu aleyhi vesellem), “Ben, güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” (Muvatta, Hüsnü’l-Huluk, 8) hadisi, ahlak eğitiminin İslam’da merkezî bir konumda olduğunu gösterir. Ahlak olmadan elde edilen ilim, kişiyi kibre ve inkara götürür. Ahlaki sisteme sahip olunan ilim ile kişi hem bireysel hem de toplumsal anlamda faydalı bir birey olup hem dünyevî hem de uhrevî kazanca nail olur. İlmin hem başı hem de sonu edeptir. Edepsiz ilim bir hiç hükmündedir.
Eğitim; sadece bireysel gelişim için değil, toplumsal düzenin ıslahı için de gereklidir. Âlimler, “Bir toplum ilimden uzaklaştığında, adalet zayıflar” ilkesine temas eder. Medine’deki Suffe uygulaması, bireylerin hem dinî hem sosyal bilgilerle donatılmasını amaçlamıştır. Yani toplumsal gelişim için bireysel gelişimler desteklenmelidir ya da toplu ilmî programlar gerçekleştirilmelidir. Forum, sempozyum, panel, konferans, seminer, sohbet halkaları, ilim meclisleri, atölyeler vb. ilmî programlar önemsenmelidir. Ayrıca ailenin hedefe alındığı 21. Asırda bu tarz programlara oldukça ihtiyaç vardır.
İslam’da bilgi, uygulamayla anlam kazanır. Kur’an, “Kitap yüklü merkepler gibi olanlar…” (Cuma 5) benzetmesiyle, bilgiyi uygulamayanların sorumluluğunu hatırlatır. Eğitimin hedefi, kişinin öğrendiğini hayatına yansıtmasıdır. Hayata yansıtılmayan ilmin kişiye hiçbir faydası yoktur. Nitekim İblis ilmî açıdan meleklerin kendisine soru sordukları bir kişiydi. İblis Yüce Allah’ın ezeli ve ebedi olduğunu, alim olup mutlak güç ve kudret sahibi olduğunu, vaadinden asla dönmeyeceğini en iyi bilenlerdendi. Bunca bilgiye rağmen nefsine yenik düşüp ilahi emre itaat etmek yerine isyan ve inkara düştüğü için şeytan olarak anılmakta ve cehennem ehli olarak müjdelenmektedir. Eğer amelsiz ilim kişiyi necata ulaştıracak olsaydı o vakit İblis de cennet ehlinden olurdu. Dolayısıyla amel edilmeyen bir ilmin kişiye hiçbir faydası yoktur.
İslam’da eğitimin birçok hedefi bulunmaktadır. Bizler başlıcalarına temas etmeye gayret gösterdik. Sonuç itibariyle İslam’da eğitim, bireyin imanını sağlamlaştıran, ahlakını güzelleştiren, bilgisini amele dönüştüren, topluma fayda sağlayan ve dünya-ahiret dengesini kuran bir süreçtir. Nihai hedef hem ferdin hem toplumun Allah’ın rızasına uygun bir hayat yaşamasıdır. Bu yönüyle eğitim, İslam medeniyetinin temel direğidir.
İslam’da eğitimin asli fonksiyonu, bireyin yaratılış gayesini kavramasına ve bu gayeye uygun bir yaşam sürmesine yardımcı olmak olduğunu ifade etmiştik. Bu bağlamda eğitim, kulluk bilincini geliştirmek, ahlaki erdemleri pekiştirmek, toplumsal adalet ve ıslahı sağlamak amacıyla bir vasıta olarak değerlendirilir. Yüce Allah Kur’an’da, ilmi “takva” ile birlikte ele alır: “Allah’tan ancak âlim olanlar hakkıyla korkar.” (Fâtır 28). Bu ayet, ilmin Yüce Allah’a yakınlık için bir araç olduğunu göstermektedir. Yine Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem), “Allah’ım! Faydasız ilimden sana sığınırım” (Müslim, Zikir, 73) diyerek, ilmin tek başına yeterli olmadığını, faydalı amelle birleşmesi gerektiğini ifade etmiştir. Yani ilim bireysel anlamda Marifetullah ve Muhabbetullahı elde etmek için bir araçtır.
Daha önce de ifade ettiğimiz gibi İslam’da eğitim, tek başına bilgi depolamak veya diploma elde etmek için değil; insanın iman, ahlak ve toplumsal sorumluluk açısından olgunlaşması için bir araçtır. Ancak bu araç, Allah katında yüksek bir değer taşıdığı için, aynı zamanda bir nihai hedef olarak da kabul edilir. Dolayısıyla İslam’da eğitim, amaç ve araç boyutlarının iç içe geçtiği bir anlayışa sahiptir. Örneğin İmam Gazâlî, İhyâ’sında eğitimi “ahiret yolculuğunun azığı” olarak tanımlar; bu ifade eğitimin araç yönünü öne çıkarır. İbn Haldun, Mukaddime’de eğitimi “medeniyetin devamı” için zorunlu görür; burada ise toplumsal amaç boyutu vurgulanır. Fahreddîn er-Râzî ise ilmin hem dünyada hem ahirette mutluluğa götüren “en yüce nimet” olduğunu belirterek, eğitim-amaç bütünlüğünü ortaya koymaktadır.
İslam’da eğitim, özünde Allah’ın rızasını kazanma yolunda bir araç olarak konumlanırken, ilmin bizzat değerli bir ibadet olması nedeniyle aynı zamanda bir amaç olarak da değerlendirilir. Bu ikili perspektif, İslam eğitim anlayışının hem bireysel gelişimi hem toplumsal ıslahı hedefleyen bütüncül bir yapıya sahip olduğunu göstermektedir.