Arapça bir kelime olan miraç, sözlükte merdiven, yukarı çıkmak, yükselmek anlamlarına gelir. İslami ıstılahta ise, Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem)’in gecenin bir vaktinde göğe yükselerek Allah'ın huzuruna kabul edilişi ve oradan bir takım emirlerle dönüşü olayının gerçekleşmesidir.
Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem)’in yegâne hamisi olan amcası Ebu Talip ve ardından sevgili zevcesi validemiz Hz. Hatice'nin vefatı Onu büyük bir hüzne boğmuştu; iki büyük dayanağı birden yıkılmıştı. Dahası onu korumasız bulan Müşrikler de fırsatını bulup ona saldırılarını artırdıkça artırmışlardı.
İşte bunun üzerine Allah'u Teâla, onun hüznünü hafifletmek, teselli edip moralini düzeltmek, asla sahipsiz olmadığı konusunda iman ve yakinini güçlendirmek için yüce huzura çağırdı. Arada hiçbir engel ve aracı olmaksızın yanına yaklaştırdı. Habibini teselli etti ve yeni birtakım emirlerle donatıp görevinin başına gönderdi.
Mirac olayı, hicretten bir yıl ya da on yedi ay önce Receb ayının yirmi yedinci gecesinde meydana gelmiştir. Kur'an-ı Kerim, bu gecede meydana gelen hadisenin sadece İsra boyutuna değinir. Miraç kısmı ise hadisi şeriflerle uzun uzadıya "isra" ile birlikte anlatılmaktadır. Bu hadislerin rivayet şekli, "haberi Ahad" ise de çokluğu onu mütevatir derecesinde güçlü kılmaktadır.
Hadislerde verilen bilgiye göre Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem), Kâbe'de “Hatim” denilen yerde ya da amcasının kızı Ümmü Hani'nin evinde yatarken Cebrail (aleyhisselam) gelip göğsünü yardı, kalbini Zemzem ile yıkadıktan sonra içine iman ve hikmet doldurdu. Burak adı verilen bir bineğe bindirilerek Beytü'l-Makdis'e yani Mescid-i Aksaya getirildi. Burada birçok peygambere imamlık ederek iki rekât namaz kıldırdıktan sonra büyük yolculuk başladı.
Hadislerin ortak mefhumunu özetlemeye çalışırsak; Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem), Cebrail (aleyhisselam) ile birlikte göklere yükselmeye başladı. Göğün birinci katında insanlık atası Âdem (aleyhisselam), ikinci katında İsa ve Yahya (aleyhisselam), üçüncü katında Yusuf (aleyhisselam), dördüncü katında İdris (aleyhisselam), beşinci katında Harun (aleyhisselam), altıncı katında Musa (aleyhisselam)ve yedinci katında İbrahim (aleyhisselam)ile karşılaştı.
Bu büyük peygamberlerin her biri ile selamlaştı. Cebrail (aleyhisselam) aracılığıyla tanıştı ve tebriklerini aldı. Cebrail ile birlikte yükseliş Sidretü'l-Münteha'ya kadar sürdü. Cebrail, "Buradan bir parmak ucu ileri geçecek olursam yanarım" diyerek orada kaldı. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem) buradan itibaren Refref adı verilen bir binekle yükselişini sürdürdü. Bu yükseliş sırasında cennet ve nimetlerini, cehennem ve azabını müşahede etti. Sonunda Allah'ın huzuruna kabul edildi.
Kendisine ümmetinden Allah'a şirk koşmayanların cennete gireceği müjdelendi, Bakara suresinin son ayetleri verildi ve günde beş vakit namaz kendisine ve ümmetine farz kılındı. Nihayet yeniden Refref ile Sidretü'l-Münteha'ya, oradan Cebrail (aleyhisselam) ile birlikte Beytülmakdis'e (Mescid-i Aksa’ya) ve oradan da Burak ile Mekke'ye döndürüldü.
Ertesi sabahı bu gece gördüğü ve yaşadığı hadiseleri bazı akrabalarına anlattı. Onlar “Aman ha bunları kimseye anlatma! Seninle alay ederler.” dediler. Aynen de öyle oldu. Ebu Cehil gibilerin eline koz geçmiş, gördüğü her Müslümanla da alay ederek: “Adamınız, bu gece yedi kat semalara çıktığını söylüyor! Buna inanıyor musunuz?” sorusu karşısında herkes susuyordu. Ancak biri vardı ki, O, "bunu Muhammed mi söylüyor?” Onlar “evet” dediler. “Eğer O söylüyorsa doğrudur; ben inanıyor ve tasdik ediyorum" dedi.
İşte o şahıs Ebu Bekir-i Sıddık idi. Bundan sonra onun ismine bir de Sıddık eklenecekti. Çünkü o, (radiyallahu anhu), büyük bir tehlikenin önüne geçmiş, ümmeti irtidâd uçurumunun ucundan kurtarmıştı. Nitekim birçokları buna inanmadıklarını açıklamıştı. Ebu Bekir (radiyallahu anh)ın, bu çıkışı üzerine diğerleri de toparlanıp yeniden iman tazelemişlerdir.
Ancak bunun arkasında gizli olan bir hakikat vardır. Miraç mucizesiyle birlikte birçok mucize ortaya çıkmıştır. Mesela müşrikler bunu duyunca hemen geldiler. Dediler k, biz gökleri bilmiyoruz, ama Beytülmakdis'i biliyoruz, öyleyse bize onun özelliklerini söyle. Allah'ın peygamberi gittiğinde geceydi, hiç de bakıp inceleme imkânı olmamıştı. Ama Allah'u Teâla o anda perdeyi kaldırdı, Beytülmakdis'i Onun gözleri önüne getirdi. O da bakarak sorduklarına bir bir cevap verdi.
İkincisi; dediler ki “Bizim Şam'dan dönmekte olan bir kervanımız var, onun halinden haber ver!” Allah'ın peygamberi “Evet, falan mevkide gördüm, kervanın önünde boz bir deve yürüyordu.” dedi. “Peki, bu kervan ne zaman Medine'ye varır?” dediklerinde ise, “Yarın gün batmadan Medine’ye varır” dedi. Tabi ikinci gün güneş batmak üzereyken kervan gelince her şey de söylendiği gibi çıkınca müşrikler susmak zorunda kaldılar. Müminlerin ise imanları artırıldı. Yani Miraç olayı aynı zamanda Resulullah'ın ve müminlerin bir zaferi oldu.
Bundan dolayı Müslümanlar her miraç gecesini bir zafer bilinciyle ihya ederek Rablarına şükreder ve bu geceyi zikir ve ibadetle geçirmeye çalışırlar. Özellikle bu gecenin bir hediyesi olan namazı çok kılarak bir nevi ruhen miracı idrak ederler. Çünkü peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem) öyle buyurmuştur: “Namaz müminin miracıdır.” (İbni Mace 1, 313)
Bu vesileyle müminler, "yalnızca Allah'a secde et ve yaklaş" şiarıyla yakınlaşmanın ve yüce ufuklara bağlanmanın yolu olarak secde ve namaz olduğunu bilirler. İnsanın Allah'a en yakın olduğu yer/an secde halindeki andır.
Sonuç olarak Mirac olayının gerçekleştiği gece, Müslümanlarca Kadir gecesinden sonra en kutsal gece sayılmış ve bu gecenin ibadetle ihyası gelenekleşmiştir. Osmanlılar döneminde, camiler kandillerle donatıldığı için Mirac kandili olarak anılan geceyi izleyen gün, cami ve tekkelerde Mirac olayını anlatan ve Miraciye adı verilen şiirlerin okunması, dinleyenlere süt ikram edilmesi de bir gelenektir.
Bu duygu ve düşüncelerle, tüm İslam ümmetimizin Miraç Kandilini tebrik ediyor, Miraç değerlerinin ümmetin tüm sathına yayılmasını, yükseliş ve yücelişimizin nefislerimizden başlayarak dalga dalga insanlığı kuşatmasını, ortak huzurumuzu tehdit eden savaş ve düşmanlığın yerini zafer ve huzura bırakmasını yüce Mevlâ'dan niyaz ediyorum.