Hem insanlık hem de İslam Ümmeti tarihi günler yaşamaktadır.
İnsanlık bir yol ayrımı ve tercih noktasındadır. İran-ABD savaşı, birçok gerçeği bütün çıplaklığı ile görme imkânı sağladı.
İnsanlık, artık aynı gemide olduğu gerçeğini bir kez daha bütün çıplaklığı ile idrak etmektedir.
Sorumsuz politikaların tüm dünya için bir felaket olduğunu herkes gördü.
Özellikle terör çetesi israilin sadece Müslümanlar için değil, tüm insanlık için büyük bir felaket olduğu net olarak ortaya çıktı.
Bu savaş bir yandan büyük bir kriz iken, diğer yandan insanlık için büyük bir fırsat anlamına gelmektedir.
Yeni bir dünya düzeninin kurulması ve tek kutuplu dünya düzeninin yıkılması için çok uygun şartlar oluşmuştur. İran halkının, sadece kendisi ve İslam Ümmeti için değil, aynı zamanda bütün insanlık adına, haydut Amerika ve terör çetesi israilin burnunu yere sürtmesi, tarihi bir fırsatın kapısını araladı.
Şimdiye kadar Amerika'nın ortaya koyduğu haydutça siyasetin, tüm insanlık için bir tehdit olduğunu ve bunun sürdürülebilir bir politika olmadığı açık bir şekilde ortaya çıktı. Yine terör devleti israilin ortaya koyduğu terör içeren hedef ve faaliyetinin insanlık için büyük bir tehdit ve tehlike olduğu ortaya çıktı. Artık insanlık ortak bir cephe oluşturmak zorundadır. Siyonizm mutlak bir kötülüktür ve mutlaka ortadan kaldırılması gerekir. Siyonizm var oldukça, gezegenimize barış ve huzur gelmeyecektir. Kendisi dışında tüm insanlığı köle olarak gören bir zihniyetin insanlık ailesinde yeri yoktur. Yaşanılabilir bir dünya için bu kanser urunun temizlenmesi gerekir.
Daha yaşanılır bir dünya ve ortak kader doktrini çerçevesinde, ortak tehdide karşı ortak mücadele konseptine geçilmelidir.
İnsanlık, yeni ve yaşanılabilir bir dünya düzenini tesis etmek üzere harekete geçmez ise yarın çok geç olabilir. Bu haksız düzen devam ettikçe insanlık için maliyetler ağırlaşmaktadır. Özellikle de ekonomik ve sosyal kırılmalar, gittikçe vahim boyutlara ulaşmaktadır. Şimdiden bile bunun sonuçlarını telafi etmek için uzun bir zamana, belki de yıllara ihtiyaç vardır.
Kölelik sistemi ve sömürü düzeni insanlığın kaderi değildir. Tek kutuplu dünya düzeni sürdürülebilir değildir. BM yeniden yapılandırılmalıdır.
İslam İsbirliği Teşkilatı yeniden asli misyonuna döndürülmelidir.
Tüm uluslararası kurumlar yeniden revize edilmelidir. Küresel şer güçlere karşı bölgesel savunma ve işbirliği paktları oluşturulmalıdır.
Küresel anlamda insanlığı tehdit eden silahlar kontrol altına alınmalıdır. Adalet temelinde şekillenen bir uluslararası adalet sistemi inşa edilmeli ve bütün insanların ve halkların asgari düzeyde haklarının korunması temel misyon olarak benimsenmelidir.
israil şu an tüm bölgeyi hedefine koymuştur. Kendisince, yakalamış olduğu tarihi bir fırsatı değerlendirmek istemektedir. Amerika'nın yardımı ile tüm bölge israilin kontrolüne sokulmak istenmektedir. Yumurtasını pişirmek için; değil komşusunun evini, dünyayı ateşe verme felsefesine sahip olan israil, yakaladığı tarihî fırsatı değerlendirmek istemektedir.
israil, çevresinde hiç bir güçlü ülke istememektedir. Tüm İslam ülkelerini biri birine kırdırtarak kendi hemegomyasının bir parçası haline getirmek istemektedir. Daha sonraki aşamada ise arzı mev'ud safsatası çerçevesinde halkı Müslüman ülkelerin topraklarını işgal etmeyi planlamaktadır. Siyonist varlık yetkilileri aslında bu hedeflerini gizlememekte ve pervasızca dile getirmektedir.
Siyonist-Haçlı ittifakı, İran'a saldırdığında neredeyse hiç bir İslam ülkesi bu haksız saldırıyı mahkûm edemedi. Herkes İran'ın sonunun geldiğini düşündü.
Özellikle savaşın ilk günlerinde verilen şehitler, İran'ın yenileceği fikrini verdi.
Ama İran'ın ortaya koyduğu emsalsiz direniş ve kimsenin tahmin etmediği teknolojik kapasitesi, bütün ezberleri bozdu.
Amerika'nın ve israilin kağıttan kaplan olduğu ortaya çıktı.
NATO'nun ne denli zayıf olduğu görüldü. Yine o çok kudretli gibi pazarlanan Avrupa Birliği devletlerinin aslında bir hiç olduğu ortaya çıktı.
İran, Amerika ve israil karşısında direndikçe herkese bir cesaret gelmeye başladı. Şimdiye kadar Amerika'nın bütün kirli işlerini gören NATO, Amerika'nın savaşa destek talebine olumlu cevap vermedi. Yine Amerika'nın her çağrısına anında cevap veren ve savaşına destek veren AB ülkeleri; "Bu savaş bizim savaşımız değildir" dedi. Hatta bazı AB ülkeleri, ABD'ye üslerini kullanma izni vermedi. İngiltere gibi devletler bile çok sonraları kerhen üslerini kullanma izni verdi.
ABD ve israil güç zehirlenmesinin bedelini ağır ödedi. Tehdit, şantaj ve blöfleri ellerinde patladı ve yalnız kaldı.
israilin ısrarla devam ettirmek istediği savaşta, Amerika, "Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan da oldu." Amerikan küresel sisteminin önemli saç ayaklarından olan petro-dolar sistemi büyük bir tehdit altındadır. Özellikle Hürmüz Boğazı'nın kapatılması ve savaş bitse bile İran'ın kontrolü altına girme olasılığı, ABD açısından tarihî bir kayıptır. Bu kayıp petro-dolar sistemi için sonun başlangıcı olabilir. İran, bu sistemin yerine petro-yuan sistemini ikame etmek isteyecektir. Böylelikle israilin kışkırtması ile girdiği savaşta ABD tarihi bir kayıp yaşayabilir.
Bu kayıp, domino etkisi yapıp Amerika'nın haydutluğunun ve emperyal politikalarının sonunu hazırlayabilir.
Şimdiden, Avrupa dahil herkes artık Amerika'nın gücünü sorgulama cesaretine sahip oldu.
Amerika'nın da yenilebileceğini herkes gördü. Küstah Amerika'nın burnu yere sürtüldü.
İnsanlık, İran İslam Cumhuriyeti'nin tutuşturmuş olduğu başkaldırı ve onur bayrağı altında bir insanlık ekseni oluşturmalıdır. Çağdaş kölelik düzenine başkaldırmanın ve bu düzeni tarihe gömmenin vakti gelmiştir.
Avrupa ülkeleri bile kendi topraklarındaki ABD üslerini kapatmayı yoğun bir sekilde tartışmaktadır.
Artık halkı Müslüman olan tüm devletler, ABD üslerinin kendilerini korumadığını, sadece işgalci israili koruduğunu ve kendilerine felaketten başka bir şey kazandırmadığını görmelidir.
Bir an önce bu üsler kapatılmalıdır.
Bu üslerin kapatıldığı gün, halkı Müslüman olan devletler gerçek bağımsızlıklarına kavuşacaktır. ABD üslerinin olmadığı bir bölge denkleminin daha yaşanılabilir ve daha güvenli olduğunu göreceklerdir.
Sonuç: Yeni Bir Savaş Paradigması
Sonuç olarak, İran, işgalci israil ve Amerika Birleşik Devletleri arasında yaşanan bu çatışma, klasik savaş tanımlarını aşan yeni bir paradigma ortaya koymaktadır. Bu paradigma, “kontrollü ama sürekli savaş” olarak tanımlanabilir.
Artık tartışılması gereken konu, savaşın olup olmadığı değil; bu savaşın hangi boyutlara ulaşacağıdır. Mevcut gidişat, çatışmanın kısa vadede sona ermeyeceğini; aksine farklı biçimlerde devam edeceğini göstermektedir.
Bu nedenle önümüzdeki süreçte en kritik mesele, bu savaşın küresel bir çatışmaya dönüşüp dönüşmeyeceği ve bölgesel dengeleri nasıl yeniden şekillendireceği olacaktır.
Her büyük kriz, aslında bünyesinde tarihi fırsatları barındırmaktadır.
İşte bu savaş da tam da bu tarife uymaktadır.
Tüm insanlığı büyük bir krizin eşiğine getiren bu savaş, aslında özgür bir dünyanın temellerini atmak için tarihi bir fırsat sunmaktadır.
Yine İslam ülkeleri de bu tarihî fırsatı görmeli ve söz konusu mevcut durumu gerekçe olarak gösterip ortak bir savunma doktirini geliştirmeli ve bu doktrin zemininde bir pakt oluşturmalıdır.