Zaman’ı tersinden okursan seni namaz’a götürür.
Kelimedeki bu ilginç tevafuk, Mülk süresindeki “O (Allah), hanginiz daha güzel amel işliyor ayrışsın/belli olsun diye ölüm ve hayatı yarattı.”(Mülk, 2) ayetin tefsiri gibi duruyor ve zamanın ibadetle anlam bulacağını anlatıveriyor.
Doğunca namazsız bir ezanla hayata ‘Merhaba!’ diyor ve ölünce ezansız bir namazla hayata ‘Elveda!’diyoruz.
Zaman, hayatın kapsamıdır. Doğarız, büyürüz ve ölürüz. Her insanın yapıp ettikleri onun hayatını içine alan zamanla bire bir ilişkilidir. Lehimize ve aleyhimize olan her söz ve eylem zamana bağlı olarak şahsiyetimizi oluşturur ve amel defterimizi doldurur. Zamana yüklenen anlamla, zamanın ilişkilendirildiği kavram bir zaman bilinci oluşturur.
Bazıları zamanı nakit, kimileri akit, başka birileri vakit olarak değerlendirir. Müslüman için zaman üçünü de içinde barındırdığı gibi bir ahittir. Bu ahdi anlama ve gerçekleştirme sürecidir. Zaman, sosyal ve fizik çevreyle birlikte insanı kuşatan üçüncü bir çevredir.
Zaman algısı, zaman bilinci ve zamanı anlama/anlamdırma insanları önünü zamanı bilme ve ölçme gibi bir ihtiyaç çıkarır. Bu ihtiyaç, adına takvim dediğimiz gerçeklikle neticelenir. Her toplum, kendi değer yargılarını, medeniyet kapsamını, inanç algısını ve kültürel formunu bir takvimle belirler. Bu takvime göre saat, gün, ay ve yıllarını sayılır; millet, ümmet veya toplum aidiyeti oluşur; önemli olay ve olgular takvimle bir kronolojiye tabii tutulur.
Takvim, zamanla toplumların kabul ve retlerine göre sosyal yaşamın bir düzenleme çerçevesi, inançsal ritüellerin bir yansıma evresi olur. İnsan, toplum ve milletler zamanla takvim yapraklarındaki rakamlar, önemli yıl dönümleri, tarihsel olaylar veya ibadet vakitleri ile bireysel ve sosyal anlamda günlük yaşamını düzenler.
Takvim; ilkel veya modern, inançlı veya inançsız her bir toplumun kolektif zaman algısını gösterdiği için sosyal hayatın ayrılmaz bir parçası olur.
Takvim; imtihan sürecinin adlandırılması olan zaman kavramından hareketle, insan ve toplum hayatının düzenlenmesi, organizesi ve şekillenmesi ihtiyacının somut bir alametidir.
Takvimlerin belirlenmesinde temel ilke, zaman için geçerli olan üç temel perspektiftir:
Geçmiş, şimdiki ve gelecek zaman…
Geçmiş, şimdiki ve gelecek zaman bir takvim için belirlenen başlangıç noktasıyla ilintilidir. Müslümanın nübüvet tarihini öğrenip öğretirken ‘Nübüvetten önce veya sonra’ demesi bu minval üzeredir.
Zaman veya takvimin bu simgesel derinliği Kur’an-ı Kerim’in birçok ayetinde de önemli değinmeler ve vurgularla kul/insana sunulur. Örnek iki ayet zamanı kulluk bilinci ve Müslümanlık şuuruyla anlama açısından önemli ipuçları verir:
اِنَّ عِدَّةَ الشُّهُورِ عِنْدَ اللّٰهِ اثْنَا عَشَرَ شَهْرًا ف۪ي كِتَابِ اللّٰهِ يَوْمَ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ مِنْهَٓا اَرْبَعَةٌ حُرُمٌۜ ذٰلِكَ الدّ۪ينُ الْقَيِّمُ فَلَا تَظْلِمُوا ف۪يهِنَّ اَنْفُسَكُمْ
“Gökleri ve yeri yarattığı gün koyduğu kesin hükme göre Allah katında ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte doğru ve geçerli olan hesap budur. O halde bu aylarda konulmuş yasakları çiğneyerek kendinize zulmetmeyin…” (Tevbe: 36)
هُوَ الَّذ۪ي جَعَلَ الشَّمْسَ ضِيَٓاءً وَالْقَمَرَ نُورًا وَقَدَّرَهُ مَنَازِلَ لِتَعْلَمُوا عَدَدَ السِّن۪ينَ وَالْحِسَابَۜ مَا خَلَقَ اللّٰهُ ذٰلِكَ اِلَّا بِالْحَقِّۜ
“Güneşi parlak bir ışık kaynağı, ayı ise bir nûr yapan, yılların sayısını ve vakitlerin hesâbını bilmeniz için aya menziller takdir eden O’dur. Allah, bütün bunları boş yere değil gerçek bir gaye, sebep ve hikmete dayalı olarak yaratmıştır…” (Yunus: 5)
Toplumlar, genellikle takvim seçiminde veya başlangıcını belirlemede kendileri için önemli sayılan sosyal, kültürel, siyasi, tarihi veya inançsal olayları esas alır. Müslümanlar da bu bağlamda Hz. Muhammed’in aleyhisselam Mekke’den Medine’ye hicretini İslam tarihinin bilinmesi, anlaşılması ve değerlendirilmesi bağlamında bir dönüm, milat sayarlar.
Hicret, ‘Hicri Takvim/Yılbaşı’ ismiyle mana dünyamızı anlamlı kılan bir kavram katmış. Bu kavram, Müslüman zihin dünyasında üç bilincin oluşmasına vesile olur:
İlk bilinç, hicret bilinci olur. Bu bilinçle Müslüman, haktan yana bir tercihte bulunması gerektiğini kavrar; kötülüklerden iyiliğe, haramdan helale doğru bir yürüyüş gerçekleştirir.
İkinci bilinç; zihin, gönül ve amel dünyamıza bir takvim, zaman ölçüsü olarak yerleşir. Biz bu ölçüyle içselleşiriz, bu ölçü, yolumuzun en önemli işaret levhası ve dinamiği oluverir.
Müslümanın nefsi, evi, sokağı, çarşısı ve şehri; sözü, hareketi, mesaisi ve ibadeti; eğitimi, siyaseti ve ekonomisi bu bilinçle şekillenir. Günün her işi, gecenin her hikmeti, ayların değeri, yılların getirdiği ve götürdüğü bu takvimle belirlenir. Sevinçler hüzünler, kazançlar kayıplar, zaferler yenilgiler, dersler ibretler hep bu bilincin bir kabulü, pratiği ve kazanımı olarak Müslüman hayatında yer eder.
Müslüman; hicri takvimin hayatına kattığı kavramsal anlam ve işlevsel mana ile İslam tarihinin bidayet, sirayet ve tesirini öğrenir. Doğrular ve yanlışlar, artılar ve eksiler üzerinden bireysel ve cemaatsel hayatına dersler katar, tecrübeler taşır.
Müslüman; hakla batılı, zulümle adaleti, bedevilikle medeniyeti, doğrulukla yalanı, ibadetle isyanı tanımlamak, anlamak ve anlatmak için Hicri takvimi esas alır, hareket mihveri yapar; sosyal ve siyasal ilişki ve etkileşimleri bunun üzerinden gerçekleştirir.
Namaz, oruc, hac, zekat, cihad, barış ve iktidar gibi Müslümanın bireysel ve toplumsal her ibadet, aktivite ve yürütmesi bu takvime göre ifa edilmiş, edilir:
Muharrem ayı gelince hicret, kıyam ve ilahi ikram;
Ramazan ayı gelince teslimiyet, arınma ve rahmet;
Zilhicce ayı gelince icabet, ibadet ve af sarmış tüm bedenleri, evleri ve safları…
Bu bilinç, güzellik ve içselleşme yüzyıllar boyu tüm hoşluğu, tazeliği ve kazanımı ile sürer. Nesilden nesile süren ibadi ve İslami bir gelenek olarak tevarüs eder…
Cumhuriyetin ilanı, Laik rejim ve Kemalist zihniyetle beraber İslam’a ait her şeye bir düşmanlık gerçekleşir, yasaklar devreye girer ve Hicri takvime engel olunur. 1 Ocak 1926’da Miladi takvime geçilir. İslami kisve, ölçü ve takvimin yerini Baskı ve cebr ile Batı’lı yaşam tarzı, zaman algısı ve vakit mefhumu alır.
Takvim ve ölçü sistemlerinin değiştirilmesinde bulunan kılıf; ulusun modern dünyaya entegrasyonu ve ulusal birliği güçlendirmek olur. Asıl amaç ise İslam’a ait olan her şeyin günlük hayat, sosyal düzen ve zihinlerden izalesi olur. Değişiklikle İslam düşünce sisteminin yerine Batılı ideolojilerin ikamesi, zaman mefhumunu ibadetler üzerinden gelecek düzenlemeden alıp Batı’dan gelecek olan zevk ve eğlence üzerine kurma hedeflenir.
Takvim ve ölçü değişikliği, Müslümanın şahsi ve sosyal yaşamını bir zelzele gibi etkiler.
Takvim ve ölçü değişikliği; zihin, gönül ve ibadet dünyamızdaki zaman algısını, vakit manzarasını zîr ü zeber ettiği gibi İslam’a ait “saat, gün, ay, yıl ve zaman” ait bütün setleri, surları ve bendleri harap eder.
Takvim ve ölçü değişikliği; bize saadeti az meşakkati çok, rengarenkliği gitmiş bulanıklığı artmış yeni bir zaman mefhumu musallat eder.
Takvim ve ölçü değişikliği özetle ümmeti ulusa dönüştürme, gerçekleri mitlere kurban etme, hakikati efsanelerle sindirme operasyonu olur.
Müslüman, takvim bilincini üçüncü bilinç ‘Muhasebe bilinci’ ile buluşturmalı ve kendi öz dinamiklerine kucak açmalıdır.