Daha önce yazdığımız gibi Peygamberimizin vahiy öncesi yaşadıkları, vahiy sonrası hayatına hazırlık açısından büyük önem taşıyordu. Hatta ilahi murad onun belirli olayları yaşamasını, belirttiğimiz çerçevede ders alması için gerekli kıldı. Yani o daha doğmadan babasının, altı yaşında iken annesinin, iki yıl sonra ise dedesinin vefatı, Peygamberliği ile ilintili hususlardı.
Buna benzer olarak çocukluğu, sütanneye verilmesi, Sa’d Yurdunda yaşadıkları, çocukluğunda çobanlık yapması, hayvanlarını güderken edindiği deneyimlerin hepsi bu çerçevede değerlendirilmelidir.
Bilindiği üzere, Aralık 2023 sayımızda “Peygamberimiz ve Vefa” diye müstakil bir başlık açmadan önce, sıralı olarak siyer konularını işliyorduk. Kasım 2023 ayına ait sayımızda “Amca Yeğen” başlığı altında onun amcasının evinde yaşadıklarından ve birlikte ticaret kervanlarına katıldıklarından bahsetmiştik. Nitekim ticaret kervanlarında edindiği tecrübenin sonradan evliliğine zemin hazırladığını biliyoruz. Böylece gençliğinde ticaret yapmasının bir hikmetini bu şekilde öğreniyoruz.
Artık Peygamberimiz bir delikanlıdır. Peygamberimiz gençlik yıllarında da birçok olay yaşadı. O, amcası Ebu Talib’in en büyük yardımcısıdır. Amca ile yeğen arasında büyük bir sevgi vardır. Bu sevgi normal akrabalık sevgisinin ötesindedir. Daha sonraki yıllarda bu sevginin Hz. Muhammed’i (sallallahu aleyhi vesellem) nasıl koruduğunu göreceğiz.
Genç Muhammed (sallallahu aleyhi vesellem) bu yıllarda bir savaşa tanıklık etmiştir. Araplar arasında haram aylarda savaş yapılmazdı. Ancak müşriklerin kendi aralarındaki anlaşmazlıkları haddi aşmaları ile netice buluyor ve bu aylarda dahi savaşmalarına sebebiyet veriyordu. Bu savaşlardan olan Ficar, Peygamberimizin gençliğine denk gelmişti.
Kaynaklarda anlatıldığına göre; Kinâne arasında kötü bir kişi olarak bilinen Berrâd b. Kays, Hîre’ye sığınmıştı. Hîre Hükümdarı Nu’mân b. Münzir, büyük bir kervan hazırlıyordu. Kendisinin bu kervanın başına görevlendirilmesi beklenirken, Hükümdar Urve’yi bu kervanı korumakla görevlendirdi. Berrad buna sinirlendi ve kervanı takip ederek Urve’yi öldürdü.
Durum Kureyş’in reisi Harb b. Ümeyye’ye bildirildi. Bu olay bir fitneye sebep oldu. Her iki taraf savaş için ciddi bir şekilde hazırlandı. Harb b. Ümeyye, Kureyş ve Kinâneliler’in başkumandanlığına getirildi. Kureyş’in kollarından Hâşimoğulları’nın reisi ve Hz. Peygamber’in amcası Ebû Tâlib, haram aylarda bulundukları gerekçesiyle, bu savaşa katılmak istememişti. Ancak Abdullah b. Cüd’ân ile Harb b. Ümeyye, “Hâşimoğulları bu savaşa katılmazlarsa biz de katılmayız” deyince, Hâşimoğulları, Zübeyr b. Abdülmuttalib kumandasında savaşa katılmak zorunda kalmıştı.
Savaş Kureyş ve müttefiki Kinâne’nin zaferiyle sonuçlandı. Daha sonra Utbe b. Rebîa’nın gayretiyle taraflar arasında anlaşma sağlandı. Bu çarpışmalarda Kays-Aylân’ın kaybı daha fazla olmuştu. Ölenlerin diyeti Kureyş ve Kinâne tarafından ödendi. Berrâd ve Urve isimleri bir daha ağza alınmamak kaydıyla muahede imzalandı.
Belirttiğimiz gibi bu savaş Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem)’in gençliğine denk gelmişti. Savaşa katılmak istememiş ama amcası Ebu Talib’in yanında bulunmak durumunda kalmıştı. Savaşa katılmıyor, kılıç sallamıyor, ok atmıyordu. Sadece cephe gerisinde gelen okları kalkanı ile karşılıyor, bunları toplayıp amcasına veriyordu.
Fakat hayatın akışı içinde savaş gibi bazı durumların var olduğunu bilmesi açısından, savaşa sanki bir gözlemci olarak girdi. Bir de çok sevdiği amcasını koruyordu. Ona bir şey olmasını istemiyordu. Fıtratında barış ve selamet olduğu halde hayatın bu tür şartlarına da hazırlıklı olması kaçınılmazdı.
Açıklama babından şunu söylemek gerekir: Ficar savaşları dediğimiz çarpışmalar dört savaştan ibarettir. Sebepleri de farklı farklıdır. Kays-Aylan’lar ile Kureyş ve Kinane ittifakı arasında meydana gelen savaşlarda haklı ve haksız taraflar değişebiliyordu. Biz yukarıda son savaştan bahsettik.
Burada aslında Kinaneler tarafından kovulan bir mensuplarının işlediği bir cinayetten tüm Kinanelerin ve bu arada onların müttefiki olan Kureyş’in sorumlu tutulması haksızlıktı. Ayrıca bir kişinin işlediği bu cinayetin fidyesi istenebilirdi. Ama Kays-Aylan’lar daha çok savaş meyilli hareket etmiş ve o zaman ki Arap cahili hayatında, aralıklarla ama uzun yıllar devam edecek bir savaş başlatılmıştır.
Kendisi gelecekte bir Peygamber olacak ve birçok savaşa komutan olarak katılacak olan Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi vesellem), işte bu savaşlardan sonuncusuna katılmıştı. Katılmıştı derken bir savaşçı olarak değil, sadece çok sevdiği amcası Ebu Talib’i korumak ve ona ok temin etmek için. Çünkü karşı tarafın attığı oklardan amcasını korumaya çalışıyordu. Ayrıca yine karşıdan gelen okları toplayıp amcasına veriyordu.
Savaşın yapıldığı tarihlerde kendisi bir gençtir ama savaşacak bir deneyimde değildir. Amcaları Hamza ve Zübeyr, kendisinin savaş deneyimi edinmesini istiyorlardı. Çünkü Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi vesellem), o yıllarda sadece iyi ok kullanabiliyordu. Bunun dışında kılıç veya mızrak kullanımında iyi değildi. Amcaları onun bu hususlarda da eğitilmesi gerektiğini düşünüyorlardı.
Bu son savaşa katılan amcalarının yanında bulunan Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi vesellem), bir savaşın içinde bulunmuş ve hayatın bu veçhesini de görmüştür. Çünkü bu güne kadar olan yaşamında, ticaret, çobanlık vb. birçok deneyim elde eden Muhammed (sallallahu aleyhi vesellem), henüz bir savaşa şahitlik etmemişti. Ancak Ficar savaşlarından sonuncusuna katılarak, bu anlamda hayatın yeni bir sayfasına şahitlik etmişti.
O ileride bir peygamber olacaktı ve hayatın bu acımasızlığına şahitlik etmesi gerekiyordu. Nitekim peygamber olduktan sonra birçok savaşa, hem de komutan olarak katılacaktı. Hayatın bu veçhesine şahit olmadan bunca yükümlülüğün altına girmesi düşünülemezdi. Onun için Ficar savaşları gibi bir deneyimden geçmesi, ileride alacağı savaş kararlarında etken olacaktı.
Peygamber barışçıl kişiliğe sahipti. Mekke’yi fethettiğinde isterse Kureyş’ten intikam alabilirdi. Ama o hepsini azat etti. Fakat varlık-yokluk savaşı olan Hendek’te ihanet eden Beni Kurayza’nın savaşçılarını kılıçtan geçirme emrini verdi. Çünkü en zor bir zamanda ihanetlerini gördüğü bu kabileyi affetmesi, merhametten öte saflık olacaktı.
Bu nedenle hayatın bütün zıtlıklarını görerek yetişmesi, peygamberliği açısından oldukça önemliydi.