Dünyada yaşanmış ve yaşanmakta olan en ürkütücü anların asıl mimarı, her zaman eğitimli kötüler olmuştur. Kitle imha silahları, acımasız iç savaşlar, kan dondurucu işgaller ve soykırım vahşetinin tedarikçileri de finansmanları da işleyenleri de daima kravatlı, diplomalı yani eğitimli insanlar(kötüler) olmaktadır. Dikkat edelim eğitimli cahiller değil eğitimli kötüler.
Askeri harcamalara, savaş sanayisine, teknolojik silahların üretimine ve insanları imha ARGE’sine harcanan paralar, harcanan bireyler, bilgiler, beyinler düşünüldüğünde eğitim sistemlerinin korkunç çıktıları daha iyi anlaşılacaktır.
Bu korkunç tablo özellikle sanayi devriminin ertesi oluşan insanlığın içinde bulunduğu ürkütücü süreçlerin tümünün, sürekli eğitimli kötüler tarafından dizayn edildiğini göstermektedir.
İnsanlık tarihi boyunca iyi insan yetiştirme ideali daima var olmuştur. Yani her yetiştirme süreci ürün olarak iyi insan yetiştiremeyebilir. Özellikle son iki yüz yıldır insanlık iyi insan noksanlığından mustariptir.
Dünya eğitimli kötülerin kontrolüne girdi gireli eğitim serüveni özünde olması gereken ne kadar cevher var ise bunların tümünden uzaklaştırılarak asıl hedefinden saptırılmıştır.
Eğitim bilimleri, global anlamda kabul görmüş eğitimin amaçlarını sıralarken, bireylerin kendilerini tanıması ve en yüksek potansiyellerini ortaya koyarak sosyalizasyon sürecinde insani değerlerini, vatandaşlık hak ve kurallarını bilen, çevresiyle iyi ilişkiler kurabilen bireylerin yetiştirilmesini vurgular.
Bu nakıs ve müdahale edilebilir açıklamasıyla bile çelişen günümüz eğitimi amaçlarını sadece akademik başarıya indirgemiş durumdadır. Herkes tarafından hissedilebilir olan bu sorun çözülmeden gelecek inşa edilemeyecektir.
Eğitimin kalite ve itibar açısından son derece önemli olduğunu anlayan “eğitimli kötüler”, diğer toplumları/devletleri sömürmek, kandırmak ve kullanmak için en büyük savaşlarını eğitimi boşa veya akademik başarıya indirmekte vermişlerdir. Dünyanın süper güçleri(zenginleri, zalimleri) uluslararası eğitim desteği vb. başlıklar altında toplumları, devletleri amaçsızlaştırma, gelecek nesillerini sorumsuzlaştırma ve daha nice fecaat yüklü amaçlarla parasal hibeler, küresel krediler, materyal desteği sunmakta.
Bu nedenlerle özellikle çağımızda başta ülkemizde olmak üzere tüm dünyada eğitim-öğretim aşılamaz bir sorun olarak insanlığın, geleceğimizin önünde aşılamaz bir engel gibi öylece durmaktadır.
Aslında eğitim, insan kalarak geleceğe yön verme ve gelecekte var olma mücadelesidir. Yeni nesillerini, gençlerini yetiştiremeyenler elbette ki geleceğe yetişemeyecekler.
Eğitimin dev bir sorun olmasında asli nedenler göz ardı edilmişçesine sadece tali nedenlerle boğuşan dünya her geçen gün daha büyük çıkmazlara yuvarlanmaktadır.
Müfredatın yoğunluğu ve bilişsel süreçlerle çelişmesi, idealini yitirmiş öğretmen, itibar kaybına uğrayan öğretmenlik mesleği, sorumluluktan kaçan veya evladına toz kondurtmayan veli, eğitim yuvalarının yetersizliği, kitapların pahalılığı, öğrencilerin amaçsızlığı, ekran bağımlılığı ve daha nice tali sorunlarla boğuşan dünya.
Elbette ki bu sorunlar da önemli ve çözülmeli ancak asıl sorunu perdelememeli.
Peki, ya şu asli sorun ile ne zaman yüzleşeceğiz?
Devletlerin eliyle sırf parasal/endüstriyel amaçla kurumsallaşan eğitim sistemlerinin asli sorunu “eğitim anlayışı-felsefesi” yani eğitimin amacıdır.
“Mevcut eğitim sisteminin” sanayi devrimi sonrasında piyasanın-sermayenin ve ulus devletlerin ihtiyaç duyduğu insan tipini üretmek üzere kurgulandığını belirten birçok yerli yabancı filozofun olduğunu bilmeyenimiz yoktur. Günümün okulları gençliğin enerjisini olgunların tecrübesinden uzaklaştırarak sadece meşgul etmekten öteye geçememiştir.
Teknolojik tüm ilerlemelere ve imkanların sınırsızlığına rağmen son yüz yılda yetiştirilmiş bir İbn-i Sina, bir Meleyi Ceziri, bir Mimar Sinan, bir İbn-i Haldun görülmemiştir.
Karakterli, vicdanlı, bilinçli, yetenekli şahsiyetler yetiştirmeyi hedefleri arasına bile almayan eğitim, sürekli farklı tipler, politik kimlikler, çıkar endeksli seküler bireyler üretmekten öteye geçememektedir. Hatta sırf bu nedenden dolayı ülkemizde ve dünyanın çoğu yerinde sorunlu eğitim zorunlu eğitime dönüştürülmüştür.
Tüm bilimsel verilerin, bin yıllık tecrübenin aksine karma eğitime ve kurumsallaşan(devlet) eğitimine devam etmenin ve bu şekilde bireysel tüm yeteneklerin budanmasına ısrarla devam etmenin başka bir açıklaması olabilir mi?
Asli sorunu amacında bulunan ve piyasa odaklı bir sisteme dönüşen eğitim sistemi, girdisi ne olursa olsun ürün olarak çağa sunduğu geleceğimizin hali pür melali maalesef şu şekilde sıralanabilir:
Kimlik karmaşası ve kişilik krizi yaşayan yeni nesil. Kimliksizlik…
Bireylerin özünde gerçekleşen anlam kaybı ve mana boşluğu. Özgüven yetersizliği ve özünden bihaber yaşama.
Karakter ve şahsiyet inşa edememekle birlikte var olan yetenek ve edimlerin törpülenmesi. Zorunlu eğitimde geçen verimsiz sürenin(ömrün) telafi edilemez olması.
Özellikle öğretmen-öğrenci, kitap-öğrenci, bilgi-öğrenci ilişkilerinin hızla zayıflaması. Ekran bağımlılığı ve haz-hız önceliği.
Aile kavramından ve bağlarından kopuk, kültürel etkileşimlere kapalı, bireysel ve toplumsal değerlerden yoksun savrulabilir, sömürülebilir bir gelecek, bir gençlik…
Okullarda ve toplumsal alanların tümünde disiplin sorunlarının artması. Suç işleme oranında gençliğin sürekli başı çektiği oran.
Gençlerin geleceğe dair kaygı yokluğu veya umutsuzluk hissi. Yetersizlik kompleksi.
Akademik başarısı hangi düzeyde olursa olsun öğrencilerin çoğunun sosyal medyada, dizilerde işlenen kasıtlı temaların tuzağına düşmesi, mükemmel hayat yanılsamasına kapılması. Seküler sömürüye özendirilme.
Amaçsızlık girdabında debelenmeden yoksunluk engeline takılması, engeli aşanların ise anlamlı hedefler yerine anlık hazların peşinde koşması. Vasıfsızlaşma…
Amaçsızlık kişinin zihinsel ve fikirsel olarak çürümesini hızlandırır. İnsani değerler açısından da bireyin yoksun kalmasına neden olur. Bu durum sonuç olarak manevi yetersizlik ve insan olma gayesinin bilincinde olamamak ile sonuçlanır. İnsan değil canlı kalmak.
Kısaca sorunun aslı eğitim sisteminin amaçlarında olunca eğitim görmüşlerin en büyük sorunu da bundan dolayı olmaktadır.
Hedefsizlik ve manevi yoksunluktan dolayı birçok hayat heder edilmiş ve birçoğu da sürekli israf edilmektedir.
Toplumsal yozlaşma, neslin yozlaşması ve çağın yozlaşması aslında eğitimin yozlaşması sonucu oluşmaktadır.
“Eğitimli kötüler”in eğitimi yozlaştırarak, eğitimin içini boşaltmak ve öğretimi yok etmek için harcadıkları eforun binde birini bile eğitimli iyiler düzeltmek, yenilemek için harcamamaktadır.
Bilinmelidir ki sorun eğitimsizlik değil eğitimin hedefsizliğidir. Daha doğrusu eğitimin sorunlu hedefleridir. Bu nedenle eğitimli iyilere çok iş düşmektedir.
Eğitimi “eğitimli kötüler”in tekelinden kurtarmakla işe başlamalı.
Gelecek adil, vicdanlı, hür ve güçlü nesillerin elinde şekillenecek ise evvela “eğitimli kötüler”in dizayn ettiği eğitim-öğretim, seküler sistemlerin tümünden arındırılmalıdır.
Günümüz nesilleri öncelikle ahlak ve erdemin, değer ve kültürün, mâna ve özün bir bir işlendiği, imanın ve insanın öğretildiği eğitim sistemlerinde yetiştirilmelidir.