Türkiye’de son yirmi beş yılda kitap okuma oranları dramatik bir biçimde düştü. Belki de çöktü demek daha doğru olur.
TÜİK verilerine göre bir kişi yılda ortalama bir buçuk kitap bitiriyormuş. Benim veri ve gözlemlerime göre ise on yılda bir kitap belki okunuyordur. Daha doğrusu risale de diyebileceğimiz mini bir kitap. Bu tablo, yalnızca bir istatistik değil; okumak ile özdeşlemiş medeniyetimizin ruhunun çekildiğinin açık bir göstergesi.
Uzun zamandır neden artık kitap okumuyoruz, sorusuna cevap arıyorum. Kitap mevzusu açıldığında da bu soruyu yine soruyorum. Farklı cevaplar alıyorum. Bu sorun, en çok cep telefonlarına bağlanıyor. En yaygın suçlu cep telefonu ve haliyle sosyal medya platformları…
Şimdiye kadar bana en çok mantıklı gelen cevap şu olmuştur; “İnsanımız dava bilincini kaybetti. Artık dertleri davaları değil. Dertleri değişti. Kitap davalarını besleyen bir kaynaktı. Davanın yakıtıydı. Dava derdi bitince de kitap hortumu kesildi.”
1960’lar, 70’ler, 80’ler ve 90’lar… Sağcı da olsa solcu da olsa, dindar da olsa laik de olsa, gençlerin bir hedefi vardı. “Bu memleketi kurtaracağız” ya da “bu düzeni değiştireceğiz” duygusu, hayali veya davası vardı. Kitaplar o yangında körüklenen odunlardı.
Bir zamanlar, aklınıza gelen herkes okuyor, tartışıyor, okuduklarını hayata geçiriyordu. Çünkü kitap davayı keskinleştirmenin bir aracıydı. Farklı düşüncelerdeki gençler arasında temeli kitap olan fikri münakaşalar yaşanırdı. Bugün gençlerimiz böyle bir tartışma ortamında bulunabilir mi? Davalarını kora kor savunabilirler mi? Böyle bir manzara oluşabilir mi? Fikir olmadığı için, okumadıkları için hemen birbirlerini boğazlarlar, bıçaklarlar.
Gençlerimizin bugün tebliğ dediğimiz o büyük dava anlatıları da yok oldu. Yerini bireysel başarı, konfor, anlık haz ve oportünizm geldi. Derdimiz artık iyi bir ahiret değil, daha iyi bir hayat standardı, iyi bir maaş, beraberinde güzel bir aş ve güzel bir ev oldu.
Davası olmayan insanın fikirle, düşünceyle, kitapla ne işi olabilirdi ki! Dava bilinci bitince kitap da bitti. Belki şöyle demek daha doğru olur: Kitap bitince dava bilinci de bitti. Çünkü kitap, boş vakti doldurmak için değil, bir derdi büyütmek için okunurdu. Dert küçülünce kitap hortumumuz da kesildi.
Belki de asıl soru şudur: Kitap okumuyoruz diye mi dava bilincimiz öldü, yoksa dava bilincimiz öldüğü için mi kitap okumuyoruz? Hasılı kelam ne olursa olsun ortada bir sosyolojik kriz var. Küreselleşme mi desek dünyevileşme mi desek veya başka bir şey mi desek, artık ne diyeceksek işte o şey, bireyi merkeze koyarak toplumsal davaları eritti.
Bu hastalığın tedavisi özümüze dönmekte yatıyor. Hayat rehberimiz Kur’an’a döneceksek ilk emrin ne olacağını biliyoruz; “İqra” (Oku). Oku ki gönlünde yine dava bilinci yeşersin. Oku ki gönlünde yine bir dert yeşersin. Oku ki, dava bilinci yeniden canlansın, yangın yeniden başlasın. Davası olan insan okur, okuyan insan davasını büyütür. Davası büyüyen insan bu dünyayı da öbür dünyayı da kurtarır. Eğer bugün kitap raflarımız tozluysa, kitaplarımız uzun zamandır açılmıyorsa, demek ki yüreklerimizdeki ateş sönmüştür. Ateşi yeniden yakmanın ilk kıvılcımı, bir kitabın ilk sayfasıdır.
Haydi, “iqra” emrine lebbeyk diyerek o sayfayı açalım!