İnsan çok karmaşık ve girift biyolojik ve psikolojik bir varlıktır. Ruh, beden, akıl, kalp, yapısıyla müstesna ve bazen içinden çıkılmaz bir iç-dış ilişkiler ağına sahiptir. Elbette insanı müstesna kılan şey akıldır. İşte problem de tam burada başlıyor. Belki de aklı başına bela olmuştur insanın. Nimet-külfet ikileminde akıl, başrol oynamaktadır. Aklın, dizginleri eline almasıyla insan nimet ummanına da gark olabilir, külfet girdabına da yelken açabilir ve ne hazindir ki ikisi de bir başına insanı boğar/boğmuştur.
Akıl dizginini serbest bıraktınız mı sınır tanımaz, terbiye edilmemiş bir küheylana döner. Akıl üretkendir, pervasızdır, atılgandır, merhametsizdir, ölçüsüzdür, sınırsızdır, bencildir, kudretlidir, kuvvetlidir. Bu donanımlı kuvveti zapturapt altına almadığınız zaman bütün bu beceri ve maharetini kendini büyütmeye, ötekini yok etmeye harcar. Kuvvet ve kudrette sınırsızdır. Canlıya ve cansıza tahakküm etmek ister. Onları hükümsüz kılmak ister. Doğrusu büyük bir yeteneğe de kudrete de sahiptir.
Peki, bunun bir dengeleyicisi yok mu? Elbette var. O da kalptir, duygudur, hissiyattır. Kalp merhametin, irfanın, şefkatin merkezidir. Aklın zıddına o dışarının tasasına düşer. Diğerinin gamı olur. Yüreği yanıktır. Derdi çoktur. Yükü ağırdır. Kendine dair pek bir temayülü yoktur. Dertlidir. Dünyanın derdi ile dertlenir. Haksızlığa tahammülü yoktur. Bencillik asla bildiği bir şey değildir.
Ancak tek başına kalbin bu yapısı da insan hayatının dengede idamını sağlamaz. Bu defa da aleyhine bir dengesizlikle insanın "denge" formatı zedelenir. Nitekim çok hümanist, çok duygusal, başkası için yanan ve aklı devre dışı tutan kimi insanların, insan aleyhine bir zemine evrildiğini görür ve söyleriz. Onun kararlarını muteber değil tamamen duygusal kabul eder ve itimat etmeyiz.
Tarihimiz insanın bu iki hasletinden birini önceleyen karanlık dönemlerle doludur. Vahyin insanı tekamüle çağırdığı bu denge, insanın varlık sebebidir. Vahyin gölgesinde akıl-kalp kabiliyetinin birlikteliğiyle ortaya çıkan kuvvet-adalet mekanizması tarihin belki de müstesna zamanlarına damgasını vurmuştur. Esas sorun şu ki; bu iki muazzam donanımla yürümek insan için pek zordur. Birinden birini attığınızda hem yük çok hafifliyor hem de geçici de olsa birey ve topluma yanılsanmış konforlu alan oluşturuyor.
Vahyin akla yüklediği muazzam sorumluluğu referans alarak, adaleti tesise tasarlanmış vicdan, merhamet ayağını dışarıda tutmak, bütüncül bir vahiy anlayışı asla değildir ve bir başına felakettir. Hakeza akıldan yoksun vicdan-merhamet postunu giymek postunuzun yüzülmesine ya da zalimin dostluğuna götürür sizi.
Bu manada müstekbir ve muktedirler topluma, yaptıkları işin makul olduğunu anlatmakta güçlük çekmemişler. Etliye sütlüye dokunmayan "merhamet yüklü" kalbi de acize mazluma el atmayan "kudretli aklı" da himaye etmişler. Ancak ikisinin bir araya geldiği fertleri de toplumları da terörize etmişler, şeytanlaştırmışlardır. Müstekbir ve muktedirler insanda bu iki hasletin birlikteliğinden aşırı derecede korkmuşlardır/korkarlar. Bu birlikteliği erteleyip ötelemek için aklı dışlanmış kimi dindar toplumlar ile sadece aklı merkeze almış toplumlarla şartlı ve çıkarcı ilişki geliştirmişler. Çünkü biri etliye sütlüye dokunmazken diğeri etlenip sütlenmeyi merkezine almıştır. Bu nedenle günümüz dünyasında kimi devletlerimiz milli çıkarı velev ki mazlumu kaderine terk ettirse bile rasyonel ve makul kabul ettirmişler. Hakeza kimi münzevi ve çok merhametli toplulukları da pasif ve etkisiz kılmışlardır.
İşin daha vahimi ise aklı ve kalbi bir başına ele alan yapılar da kendi içlerinde bir kültürel ve fikirsel çatışma yaşamaktadırlar. Enerjilerini birbirine karşı harcamaları da ayrı bir handikap.
İslam alemi ayağa kalkmak istiyorsa ancak bu iki ayağı üstünde kalkar. Bu iki ayaktan biri eksik olsa, ayağa kalkması olası olmaz. Kalksa bile birinin itmesi ile yere yığılacak kadar topal yürür.
Gazze direnişi bize bir dünya kadar ders verdiği gibi bir mucizesi de vahye dayalı akıl-kalp birlikteliğinin yenilmezliğini göstermesi oldu. Allah, tarihin tüm zamanları kadar malzeme üreten Gazze laboratuvarından yeterince istifade etmeyi nasip etsin.