Dil, insanı insan yapan en önemli unsurdur. Allah’ın birer ayeti olarak tanımlanan diller; insanların birbirleriyle buluşma, tanışma ve tecrübe paylaşımında önemli bir nimettir. Dil, insanın tüm duygu, düşünce, hayal ve isteklerinin anlatılması ve anlaşılmasında en gerekli, güçlü ve ihmali mümkün olmayan bir vasıtadır.
Dil ve düşünce iç içedir. İkisi birbirini aynı oranda etkiler. Dilin gelişip zenginleşmesi insanın duygu ve düşünce bakımından gelişmesi ve zenginleşmesi olduğu gibi dilin zayıflayıp güçsüzleşmesi aynı şekilde duygu ve düşüncelerin zayıflayıp güçsüzleşmesidir.
Dil, bir toplumun varlık hafızasıdır. Her dil, kendi toplumunun yaşam unsurlarıyla beraber olup bu bağlamda şekillenmiştir. Bir toplumun örfü, geleneği, ilmi, ekonomisi, iklimi, coğrafyası ve kültürü o toplumun anadilini besler ve şekillendirir. İnsanların renk ve dil yönüyle farklı olması ulusalcılığın ivme kazandığı son iki yüz yılda büyük bir probleme dönüşmüş. Hâkim ve iktidar konumdaki diller, diğer dillere karşı yok sayan, ötekileştiren, asimile eden ve hafifseyen bir politika geliştirmiş. Bu durum, üç korkunç sonucu doğurmuştur:
1-Madem, sen benim dilimi yok sayarsın, inkâr edersin o halde ben de dilimi savunurum tepkiselliği içinde oluşan tarafgirlik, ulusalcılık ve ırkçılık.
2-Bir toplumun diline getirilen kısıtlama veya yasaklarla o toplumu tüm geçmiş ve gelecek kuşaklara kültürel miras olarak kalacak bir hazineden mahrum bırakmak.
3-Allah’ın ayetlerinden biri olan dile isteyerek istemeyerek, bilerek bilmeyerek açılan savaş.
Her dil, kendi içinde bir dünyadır. Dilin önemi ve değeri, bir nefes alıp verme gibidir. Bir an bile nefes alamayan bir insan ölür gider. Bir an bile dil nimetinden veya anadilini konuşmadan mahrum bırakılan bir toplum arkasız ve dayanaksız kalır. Dilin ne kadar büyük bir nimet olduğunu anlayabilmek için bir an geriye yaslanıp düşünelim:
Düşünelim ki, insanlık değil binlerce farklı dil hiçbir dil bile konuşamasaydı, yazı diye bir şey olmasaydı ve insanlar konuşma yeteneğinden yoksun olup birbirine bir şeyler anlatmaya, iletmeye çalışsaydı ne kadar güç, zor, sıkıntılı olurdu! Hayat ne kadar çekilmez bir hal alırdı. En basitinden bir Türk ‘Şu kalemi al masaya koy!’ bir Kürt ‘Vê penuse hildin û bidin ser masayi’, bir Zaza ‘Ina qelem biger u masa ser run’ demek isteyecek; ama dil/konuşma yeteneği olmayacak! Her biri o kalemi o masaya koydurmak için en az dört beş hareket, jest veya mimik yapacak!
Bu en basit bir ihtiyaç için böyle olacak. Peki, ihtiyaçlar silsilesi alabildiğine çok, çeşitli ve basitten zora olan insanoğlu dil olmadan bunu nasıl başaracak? Böyle bir durumda öteki insanlarla bir araya gelmek, toplum oluşturmak, düşünce, duygu ve isteklerimizi başkalarına iletebilmek büyük ölçüde güçleşecek, eksik, güdük bir anlaşmaya dönen bağırmalar, birtakım jest ve mimiklerle sınırlı kalacaktı. Bizden öncekiler neler yapmış, yaşadığımız sırada insanlar ne yapıyor, dünyadaki öteki toplumların durumu ne? soruları havada ve cevapsız kalacak ve yapılan hiçbir şey gelecek kuşaklara iletilemeyecekti. Tarih diye bir şey olmayacak, hukuk bilinmeyecek, söze dayanan sanatlar bulunmayacak, bir insanın anıları yalnız kendisinde, belli belirsiz olarak saklı kalacaktı.
Bütün insanlar, için aynı lüzum ve gereklilik düzeyinde olan bir dili önemsememek, inkâr etmek, yok saymak, ötekileştirmek, asimile etmek ve yasak etmek hiç kimsenin hadi değildir ve olmamalıdır. Ha bu olmamış ve olmuyor değil. Belki yarınlarda daha haşin ve gaddarca olacak! Bu durumda bu zorluğu, baskıyı veya ihmali yaşayan anadil konuşanları kendi dillerine güçleri, imkânları ve zamanları doğrultusunda sahip çıkmalıdır. Bunun yolları çoktur. Anadili evde konuşmak, konuşanlarıyla konuşmak, eser yazmak, sinema filmi çekmek, tiyatro oyunları sahnelemek, dil kursları açmak ve iktidarları her dili eğitim dili statüsüne kavuşturacak yasal düzenlemelere zorlamak.
Arapça, İngilizce, Türkçe, Kürtçe veya Zazaca adı ne olursa olsun dil, sözlü ve yazılı olarak iletişimde kullandığımız, doğduğumuzda hazır bularak edinmeye başladığımız, doğrudan doğruya insana özgü, çok güçlü ve büyüleyici bir düzendir; düşünme ve düşünüleni aktarma dizgesidir.
Modern çağın insanlar, en ileri teknoloji ürünlerini kullanarak gelişme, refah ve mutluluk içinde yaşamayı istiyorlar. Gelişmenin ve çağın gerektirdiği bilgi ve kaynaklara ulaşmanın yolu olarak kendi ana dillerinden başka dilleri de öğrenme ihtiyacı duymaktadırlar. Dünyayı, başka kültürleri tanımanın ve tanıtmanın yolu, dil öğrenmekten geçer. Hz. Peygamberin (aleyhisselam) ‘Bir lisan bir insan’ hadisi, Hz. İsa’nın ‘Bir kavme giderseniz onların dillerini öğrenin!’ telkini bu ihtiyacın anlaşılması için yeterlidir.
Her ülke eğitim programlarında ve devlet politikalarında anadili kullanır ve bunu resmi dil ilan eder. Ümmet ruhunun ulusçuluk arzusuna feda edildiği günümüzde devleti olmayan Kürt, Zaza ve Laz gibi toplumlar peki ne yapsınlar?
Onların suçu nedir?
Onlara anadilde eğitimi fazla veya zül görenler Allah’a nasıl hesap verecekler?
Türkçe, devletin resmi ve eğitim dili olduğu halde özel ve resmi kurslarla dil öğretme ihtiyacı hâsıl oluyorsa Kürtçe ve Zazaca konusunda bu yara nasıl kapanacak?
Çözüm süreciyle birlikte seçmeli ders, lisans, yüksek lisans ve doktora programları açıldı. TRT Kurdi adıyla resmi bir TV kanalı ve birçok özel kanal Kürtçe veya Zazaca yayın da yapıyor. Birçok gazete, dergi veya kitap tümüyle veya kısmen Kürtçe, Zazacaya yer veriyor.
Peki, tüm bunlar yeter mi?
Hayır.
Zazaca ve Kürtçe için şu üç acil çaba lazımdır:
1-Kürt ve Zazalar, ne olursa olsun evlerinde ve kendi anadilini konuşanlarla karşılaştıkları her yerde bir konuşma pratiği geliştirmelidir.
2-Devlet, eski kafatasçı ve ırkçı reflekslerinden vazgeçip Türkiye sınırları içinde başta Kürtçe ve Zazaca olmak üzere konuşulan her dile anadilde eğitim hakkı vermelidir.
3-İnsanlık adına anadilde eğitimi önemseyen her siyasi parti, dernek, vakıf, tüzel kişi veya ilgili kişiler ya resmi vasıtalarla ya imkânlar ölçüsünde anadilde eğitime ön hazırlık adına dil kursları açmalıdır.
Bir şey yapmak, hiçbir şey yapmamaktan iyidir, düsturu doğrultusunda Kürtçe ve Zazaca için gerek Halk Eğitim Merkezlerinde gerekse de parti, dernek veya vakıfların girişimleriyle yapılan/yapılacak dil kurslarının gerekli ve önemlidir.
Bugün bu çabayı sergileyebilecek ve bu ihtiyacı giderebilecek yetişmiş eleman vardır. Dil öğretimini lokal, yerel veya genel düzeyde yürütebilecek kalifiye eğitmenler söz konusudur. Kürtçe ve Zazaca dil öğretim ve eğitimi siyasi ve faşist uygulamalar başta olmak üzere başka diğer nedenlerden dolayı da yüzyıllarca ihmal edilmiş, yap(tır)ılmamış. Son yıllarda başlayan bazı çabalar ve imkânlar varsa da bu samimi bir hükümet politikasından ziyade ‘kardeşlik edebiyatı(!)’ zorunluluğu içinde dostlar alış verişte görsün’den öteye gidemediği için eksik, yetersiz kalmaktadır.