Ancak Sınırı Aşmayın!..
Süleyman bin Büreyde’den (Radiyallahu Anhuma), o da babasından rivayet etmiştir. Dedi ki Resulullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem) bir ordunun veya seriyyenin üzerine bir komutan tayin ederken komutanın kendisi için takvayı, beraberindeki Müslümanlar için de hayrı tavsiye eder ve şöyle buyururdu: “Allah’ın yolunda savaşın. Allah’ı inkâr edenlerle savaşın. Savaşın fakat hainlik yapmayın, zulm etmeyin, öldürdüğünüz kimselerin organlarını kesmeyin ve çocukları öldürmeyin.” (Müslim: Cihad, Tirmizi: Diyet 14)
Ayrıca Resulullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem), askerlerini Mu’te Savaş’ına uğurlarken onlara şu tavsiyelerde bulunmuştur: “Allah yolunda gaza ediniz. Zulüm yapmayın, haksız yere zimmetinize mal geçirmeyin. İnzivaya çekilip kiliselerinde ibadet edenlere dokunmayınız. Sadece düşmanlarınızla savaşın. Kadınları, çocukları ve yaşlıları öldürmeyin. Ağaçları kesmeyin ve evleri yakmayın.” (Megazî el-vakidî)
Bu iki hadis-i şerif İslam’ın savaş ahlakını ve hukukunu özetliyor. Hiç şüphesiz İslam medeniyeti hiçbir medeniyette bulunmayan bir savaş hukuku ve savaş ahlakı miras bırakmıştır. Her yönüyle olduğu gibi burada da İslam’ın üstünlüğü ve hak din olduğu güneş gibi parlıyor.
Evet, İslam’da savaş Allah için ve Allah’ın yolunda yapılır. Allah’ın kelimesi ve hükmü bütün kelimelere ve hükümlere üstün olsun diye yapılır. Allah’ın dini yeryüzüne hâkim olsun, yeryüzünde cehalet, zulüm ve fitne kalmasın diye yapılır. Allah’ın dinine, Allah’ın kullarına ve İslam beldelerine yapılan vahşice ve insanlık dışı saldırıları ve işgalleri defetmek ve insanlar selamette kalıp huzur, sulh ve sükûnet içinde kardeşçe yaşasın diye savaş yapılır.
Savaş cihadın önemli bir parçasıdır. Cihâd, cerrahın elindeki neşter gibidir. Fesat çıkaran, kendi menfaatleri uğruna insanları kırıp geçen kötü insanları durdurmak için kullanılır. Nasıl ki kangren olmuş bir uzuv, bütün vücudun selâmeti için kesiliyorsa, insanlığın huzuru için de ıslahı mümkün olmayan kötü insanlar ortadan kaldırılır.
İslam’da petrol için savaşılmaz. Arazi genişletmek ve ırkçılık uğruna savaşılmaz. Sömürü için, başka milletlerin yeraltı ve yerüstü zenginliklerini gasp etmek ve çalmak için de savaşılmaz. Silah satışı ve ticareti için yeni ve geniş pazarlar açmak sebebiyle eşkıyalık ve suikastlar yapılmaz/yapılamaz, insanlar arasında fitne ve savaşlar çıkarılamaz. İslam bu süflî ve bencil arzular için değil aksine ulvî değerler uğruna fitnebazlar ve inkarcılara karşı yüksek ahlakî ölçülerle ve hukukî çerçevede savaşır.
İslam’da savaş hukuku ve ahlakının temellerini ilk olarak Kur’an-ı Kerim’de görüyoruz.
Uhud Savaşı’nda, Resulullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem) amcası Hazreti Hamza’nın organlarının kesildiğini görüp gözyaşları dökerek dua ettikten sonra mübarek dilinden şöyle bir cümle döküldü: “Allah’a hamd olsun ki biz de onlardan en az 70 kişiyi bu şekilde cezalandıracağız.” Bunun üzerine uyarı mahiyette şu ayet geldi: “Cezalandıracağınız zaman size yapılanın misliyle cezalandırın. Fakat sabrederseniz bu sizin için daha hayırdır.” (Nahl: 126) Cenab-ı Hak bu ayet-i kerime ile, savaşta kin, öfke ve intikamla hareket edip aşırı gitmeyi yasakladığını ifade buyurmuş oluyor. Yine Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: “Sizinle savaşanlarla Allah yolunda savaşın ama sınırı aşmayın. Hiç şüphesiz Allah sınırı aşanları sevmez.” (Bakara:190) Bu sınırı Hazreti Peygamber (Sallallahu Aleyhi Vesellem) hem sözleriyle hem hayatıyla ortaya koymuştur.
Mekke fethinde ordu Mekke’ye giderken Saad bin Ubade (Radiyallahu Anh) yüksek sesle: “Bugün kılıçtan geçirme günüdür. Bugün Allah’ın kan dökmeyi bize helal kıldığı gündür. Bugün Allah’ın Kureyş’i zelil kılacağı gündür.” deyince Resulullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem) bundan rahatsız oldu, onun elinden sancağı aldı ve şöyle buyurdu: “Bugün merhamet günüdür. Bugün Allah’ın kan dökmeyi haram kıldığı gündür. Bugün Allah’ın Kureyş’i aziz kılacağı gündür.”
Mekke’ye girerken şöyle buyurdu Allah’ın Resulü (Sallallahu Aleyhi Vesellem): ‘Ebu Sufyan’ın evine giren güvendedir, kapısını kapatıp evine giren güvendedir, her kim Mescid-i Haram’a sığınırsa güvendedir’ Sonra merak ve korku içinde bekleyen Mekke’lilere ‘Size ne yapacağımı zannediyorsunuz’ diye sordu ve şöyle dedi: “Bugün size Yusuf’un kardeşlerine söylediklerini söylüyorum. Bugün size bir kınama bile yoktur.”
Mekke fethinde Resulullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem) Halid bin Velid’in (Radiyallahu Anh) bir kabileden bazılarını öldürdüğünü duyunca: “Allah’ım, ben Halid’in yaptıklarından beriyim, sana sığınıyorum.” dedi ve Hazreti Ali’yi göndererek öldürülenlerin diyetlerini ödetti.
Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi Vesellem) Huneyn Savaşı'nda hezimetten sonra düşmanın tekrar savaşa dönmesi sonucunda askerlerin öfkeyle çocukları da öldürmeleri üzerine “Bazı insanlara ne oluyor da öldürme hırsı onları çocukları bile öldürmeye sevk ediyor. Şu gerçeği hiçbir zaman unutmayın: Çocuklar öldürülmezler” diye üç defa seslenir. Sahabeden biri öldürülen çocukların müşriklerin çocukları olduğunu söylemesi üzerine Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi Vesellem), “Sizin en hayırlılarınız da müşrik çocuğuydu. Her çocuk İslam fıtratı üzerine doğar. Ailesi onu Hristiyan veya Yahudi haline getirir” (Ahmed, III, 435) diyerek savaşın çocuklara aksettirilmemesi gerektiği ve onların masum olduğu gerçeğini vurgulamıştır.
Aynı hassasiyeti hulefâ-i râşidînde de (Allah onlardan razı olsun) görüyoruz. Hazreti Ebubekir (Radiyallahu anh), Resulullah’ın (Sallallahu Aleyhi Vesellem) vefatından hemen sonra Usame bin Zeyd’i (Radiyallahu Anhuma) Şam’a yolcu ederken, ona Allah Resulü’nün (Sallallahu Aleyhi Vesellem) savaşla ilgili ilkelerini tek tek sıralamıştır.
Ukbe bin Amir (Radiyallahu Anh) bir Hristiyan kasabayı fethedip başlarındaki zalim patriğin kafasını keserek Medine’ye gönderince Allah Resulü’nün halifesi Sıddık-ı Ekber (Radiyallahu Anh) buna çok öfkelenir: “Siz azıtmışsınız. Allah Resulü’nün sünnetlerini bırakıp Bizans’ın kötü sünnetlerine mi uymaya başladınız? Bana kelle taşımayın, haber yazın” der ve arkasından Allah Resulü’nün talimatını hatırlatır: Siz bilmiyor musunuz Peygamber (Sallallahu Aleyhi Vesellem) şehirleri yağmalamayı, işkence yapmayı yasakladı. Kıyamet gününde en şiddetli azap görecekler; peygamber katilleri, insanları dalalete sürükleyen idareciler ve işkence yapanlardır.”
Hazreti Ömer de Ebu Ubeyde bin Cerrah’ı (Allah onlardan razı olsun) Şam’a gönderirken îrâd ettiği hutbesinden bazı cümleler şöyledir:
“…Gücü elde ettiğinizde sakın insanlara işkence yapmayın… Galip geldiğinizde aşırı gitmeyin… Savaşın kızıştığı anlarda dahi bunları unutmayın, ganimete dalmayın. Cihadı dünya menfaatiyle kirletmeyin. Allah ile yapacağınız alışverişteki kar ile yetinin.”
İran’da bir Müslüman asker bir düşman askeri emân diledikten sonra öldürdüğü haberi Hazreti Ömer’e ulaşınca ordu komutanına bir mektup göndererek: “Her kim birini emân diledikten sonra öldürürse onun cezasını bizzat ben kendim veririm” der.
Haçlıların Kudüs’e girişiyle Müslümanların hem Hazreti Ömer (Radiyallahu Anh) hem Selahaddin Eyyübi (Allah rahmet eylesin) döneminde Kudüs’e girişini mukayese etmeniz yeterli olacaktır.
İki dünya savaşının vahşetine şahit olan insanlık bir daha bu acıları yaşamamak için sözde bir sözleşme imzaladı. Hastalar, yaralılar, siviller ve savaş esirleriyle ilgili protokoller imzalandı. Ancak uygulanmadı. Başta Gazze olmak üzere İslam beldelerindeki Büyük şeytan Amerika ve melun terörist israilin işlediği vahşet ve soykırımda esamesi bile okunmuyor.
Allah İslam’a ve Müslümanlara yakın bir zafer, İslam düşmanlarına ânî ve ezici bir hezimet versin!... Âmîn!...
Abdulkuddus YALÇIN