“Ey kavmimiz! Allah’ın davetçisine uyun ve O’na iman edin ki, Allah sizin günahlarınızdan bir kısmını bağışlasın ve sizi elem verici bir azaptan korusun.” (Ahkâf, 31)
İnsanlık tarihinin en derin, en sarsıcı çağrılarından biri, Ahkâf sûresinin bu ayetinde yankılanır. Bu sözler, cinlerden bir grubun Kur’an’ı dinledikten sonra kavimlerine yaptıkları davettir. Onlar, Kur’an’ın hakikatini işitmiş; kalpleri titremiş, gönülleri nurlanmış ve hemen iman ederek bu hakikati ulaştırma sorumluluğunu üstlenmişlerdi.
Bu ayet, aslında sadece bir topluluğa değil; zamanın ötesine ulaşan, bütün insanlığın kalbine dokunan bir çağrıdır:
“Allah’ın davetçisine uyun…”
Bu davetçi, Allah’ın Resûlü Hz. Muhammed (Sallallahu Aleyhi Vesellem)’dir. O, insanları karanlıklardan aydınlığa, sapkınlıktan hidayete, umutsuzluktan rahmete çıkaran bir rahmettir.
Nitekim Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem) şöyle buyurur:
“Benim misalim ile sizin misaliniz, ateş yakıp da etrafına kelebeklerin üşüştüğü ve ateşe düşmek istedikleri hâlde onları tutup engellemeye çalışan adam gibidir. Ben sizi ateşten çekiyorum, siz ise ateşe koşuyorsunuz.” (Müslim, Fezâil 19. Ayrıca bk. Buhârî, Rikâk 26; Tirmizî, Edeb 82)
Bu hadis, ayetteki “elem verici azaptan korusun” müjdesinin Peygamber (Sallallahu Aleyhi Vesellem) tarafından nasıl bir şefkatle anlatıldığının canlı bir ifadesidir.
KUR’ÂN’IN DAVETİNİ İŞİTEN KALPLER
Ahkâf sûresinin 29–32. ayetleri, Kur’an’ın ilk temas ettiği kalplerde nasıl bir tesir bıraktığını anlatır. Cinler onu duyduklarında birbirlerine:
“Susun ve dikkatle dinleyin!” (Ahkâf, 29) demişlerdi.
Bugün ise aynı davet bize yöneliyor: Durun… biraz susun… ve kalbiniz Kur’an’ı işitsin.
Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem) Kur’an’ın bu dönüştürücü etkisini şöyle açıklar:
- “Kur’an ya lehine ya aleyhine delildir.” (Müslim, Tahâret, 1)
Yani insan, Kur’an’ın çağrısını duyduğunda artık tarafsız değildir. Ya ona uyar ve kurtuluşa erer ya da ondan yüz çevirerek kendi aleyhine şahit bırakır.
Ve yine şöyle buyurur:
- “Kalpler paslanır. Onun cilası ise Kur’an okumak ve ölümü çokça hatırlamaktır.” (Ali el-Müttakî, Kenzü’l-Ummâl, II, 2241)
Kur’an’ın kalbi diriltmesi, cinlerin örneğinde olduğu gibi, bugün de hidayetin kapısını açar.
DAVETİN İÇİNDE KURTULUŞ VAR
Ahkâf 31. ayet, imanın iki büyük müjdesini ortaya koyar:
1. Günahların bağışlanması
2. Elem verici azaptan korunma
Bu müjde, Allah’ın rahmetinin enginliğini gösterir. Hadislerde de bu rahmet tekrar tekrar vurgulanır.
Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem) şöyle buyurur:
- “İslâm, kendisinden önceki günahları siler.” (Müslim, İman, 192)
Bu hadis, ayetin “Allah sizin günahlarınızı bağışlasın” müjdesinin doğrudan bir açıklamasıdır.
Yine Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem) buyurur:
- “Allah’ın rahmeti gazabını geçmiştir.” (Aclunî, Keşfü'l-Hafâ, 1/448)
Bu söz, davete icabet eden kullara Allah’ın affının ne kadar yakın olduğunun habercisidir.
SORUMLULUĞU OLAN BİR İMAN
Cinlerin kıssasında en dikkat çekici nokta şudur: İman eder etmez daveti ulaştırmaya koştular. Bu, gerçek imanın aktif bir sorumluluk olduğunun en güzel delilidir.
Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem) şöyle buyurur:
- “Benden bir ayet dahi olsa tebliğ edin.” (Tirmizi İlim, 5; İbn Mâce, Mukaddime: 1, 18)
Ve yine buyurur:
- “Sizden kim bir kötülük görürse eliyle düzeltsin; buna gücü yetmezse diliyle; buna da gücü yetmezse kalbiyle buğz etsin. Bu, imanın en zayıf derecesidir.” (Müslim, Îmân 78. Ayrıca bk. Tirmizî, Fiten 11; Nesâî, Îmân 17)
Bu hadisler, müminin pasif bir seyirci değil; hidayetin taşıyıcısı olduğunu gösterir.
Bugün bilinçli ve ihlaslı bir söz, bir tebessüm, bir iyilik, bir davranış bile tebliğ olabilir.
KUR’AN’I DİNLEMEK BİR HİDAYET SEBEBİDİR
Cinler sadece dinlediler ve hidayet buldular.
Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem) Kur’an’ın yol göstericiliğini şöyle anlatır:
- “Size iki şey bırakıyorum; onlara sarıldıkça asla sapmazsınız: Allah’ın Kitabı ve benim sünnetim.” (Tirmizî, Menâkıb: 31; Müsned, 3:14, 17, 26)
Ve buyurur:
- “Kur’an okuyun; çünkü o, kıyamet gününde sahibine şefaatçi olarak gelecektir.” (Müslim, Müsâfirîn, 252)
Kur’an’ı işiten, ona tutunan ve onunla yaşayan için hidayet kapıları sonuna kadar açıktır.
BUGÜNE YANSIMASI: BİR ÇAĞRIYA KULAK VERMEK
Ahkâf 31. ayetin mesajı bize bugün üç temel hakikati öğretir:
1. Davet hâlâ devam ediyor.
Peygamber (Sallallahu Aleyhi Vesellem) şöyle buyurmuştur: “Ümmetimden bir topluluk kıyamete kadar hak üzere olacaktır.” (Sahih-i Buhârî, Kitabu’l-İtisâm, B. 10, Hds. 42)
Bu hadis, davetin kıyamete kadar süreceğini, her devirde bu çağrıyı taşıyan bir topluluğun bulunacağını bildirir. Fakat biz gayret edelim ki o taife biz olalım.
2. İşiten herkes sorumludur.
Kur’an’ın daveti kulağa ulaştıktan sonra kişi artık mesuldür. Nitekim Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem) şöyle buyurur: “Kim bir hayra davet ederse, ona uyanların ecirleri kadar sevap kazanır.” (Sünen-i İbn-i Mâce II, 1499; Sahihu’l-Buhârî VIII, 92)
Bu, cinlerin iman edip tebliğe koşmasının ne kadar faziletli bir davranış olduğunu açıklar.
SONUÇ
Ahkâf sûresi 31. ayeti, her mümine şu soruyu sorar: “Allah’ın davetine icabet edenlerden misin?”
Bugün Kur’an’ı dinleyen, yaşayan ve başkalarına ulaştıran herkes; cinlerin gösterdiği teslimiyeti ve hakikati başkalarına ulaştırma şuurunun takipçisidir.
Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem) buyurur: “Hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüklerinizden sorumlusunuz.” (Buhârî, Cum`a 11; Müslim, İmâre 20. Tirmizî, Cihâd 27)
Bu sorumluluk, daveti duyan herkesin üzerinde taşımaya devam ettiği bir emanettir.
Rabbimiz hepimize bu ayetin ruhuyla yaşamayı nasip etsin.
Allah’ın davetine uyanlardan, O’nun affına ve rahmetine kavuşanlardan eylesin.
Âmin.
Dostlarım!
Tarih boyunca hiçbir davetçinin çağrısı faydasız ve meyvesiz kalmamıştır. Geçmiş asırlarda olduğu gibi, Hasan el-Benna, Üstad Bediüzzaman ve Şehidimiz gibi çağımızın meşhur İslâm davetçilerinin de hem hayatları hem de davetleri büyük bereketlere vesile olmuştur.
Kim kısır değil, kıyamete kadar meyve veren bir ağaç olmak istiyorsa; İslâm dinini hakkıyla öğrenmeli, kimsenin kınamasından korkmadan ve çekinmeden, ihlâsla insanları Allah’ın ve Peygamber’in dinine davet etmelidir. Böyle yapanın ismi unutulmaz; o, kıyamete kadar meyve veren bir ağaç gibi bereketli olur. Amel defteri de kapanmadan işlemeye devam eder.
Selam ve dua ile…
Allah’a emanet olunuz.