Giriş
بسم الله و الحمد لله و الصلاة و السلام علي سيدنا محمد رسول الله و علي آله و صحبه و من والاه و بعد:
İslam dini, insan hayatını düzenleyen temel ilkeler arasında adalete büyük bir yer vermiştir. Kur’an-ı Kerim’in birçok ayetinde adalet emredilmiş, zulüm ise kesin bir şekilde yasaklanmıştır. Adalet, yalnızca dostlara karşı değil; düşmanlara karşı da korunması gereken ilahi bir emirdir. Bu hakikati en açık şekilde ifade eden ayetlerden biri Mâide Suresi’nin 8. ayetidir:
“Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adaletli olun; bu, takvaya daha yakındır. Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.”(Mâide, 8)
Bu ayet, Müslüman şahsiyetinin temel vasıflarından biri olan adaletin sınırlarını, önemini ve kullukla olan bağını ortaya koymaktadır.
Adalet, İmanın Bir Gereğidir:
Ayet, “Ey iman edenler!” hitabıyla başlamaktadır. Bu ifade, adaletin yalnızca ahlaki bir erdem değil, aynı zamanda imanın bir gereği olduğunu göstermektedir. Mümin, her durumda Allah’ın rızasını gözetmeli ve hakikatin yanında yer almalıdır. Kendi çıkarı, ailesi, kabilesi veya mensup olduğu topluluk uğruna adaletten sapmamalıdır.
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:
“Şüphesiz Allah adaleti, ihsanı ve yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, kötülüğü ve azgınlığı yasaklar.”(Nahl, 90)
Yine Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor.”(Nisâ, 58)
Bu ayetler göstermektedir ki adalet, İslam toplumunun temel direklerinden biridir. Adaletin kaybolduğu yerde güven, huzur ve kardeşlik de zayıflar.
Düşmana Karşı Bile Adalet:
Mâide Suresi’nin bu ayetindeki en dikkat çekici husus, düşmanlığa rağmen adaletin korunmasının emredilmesidir. İnsan tabiatı, sevdiğine karşı müsamahakâr, sevmediğine karşı ise sert davranmaya meyillidir. Ancak İslam, duyguların değil, hakkın ve hakikatin peşinden gitmeyi öğretir.
Bir topluluğa duyulan öfke veya kin, onların haklarını inkâr etmeye ya da onlara zulmetmeye sebep olmamalıdır. Çünkü zulüm, kime karşı yapılırsa yapılsın haramdır. Adalet ise kime uygulanırsa uygulansın Allah’ın emridir.
Benzer bir emir başka bir ayette de yer almaktadır:
“Ey iman edenler! Kendinizin, anne-babanızın ve yakınlarınızın aleyhine bile olsa Allah için adaleti titizlikle ayakta tutan ve doğru şahitlik eden kimseler olun.”(Nisâ, 135)
İbn Kesîr rahimehullah bu ayeti açıklarken, müminin dostuna da düşmanına da aynı ölçüyle davranması gerektiğini ifade eder. Çünkü adaletin ölçüsü insanların tavrı değil, Allah’ın emridir.
Adalet ve Takva Arasındaki Bağ:
Ayetin devamında “Adaletli olun; bu, takvaya daha yakındır.” buyurulmaktadır.
Takva, Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle yaşamak ve O’nun emirlerine titizlikle uymaktır. Gerçek takva sahibi kişi, öfkelendiğinde de sevindiğinde de hakkı gözetir.
Bir insanın adaleti koruyabilmesi, nefsine hâkim olmasını gerektirir. Çünkü çoğu zaman insanı adaletten uzaklaştıran şey; öfke, menfaat, akrabalık bağı veya taassuptur. Takva sahibi mümin ise her durumda Allah’ın huzurunda olduğunu bilir.
Kur’an’da şöyle buyrulur:
“Kim Allah’tan korkarsa, Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder.”(Talâk, /2)
Takva ile hareket eden kişi, adalet konusunda insanların baskısına değil, Allah’ın rızasına bakar.
Peygamber Efendimizin Adalet Örneği:
Resûlullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem), adalet konusunda insanlığa eşsiz örnekler sunmuştur. O, dostları hakkında da düşmanları hakkında da adaletten ayrılmamıştır.
Mekke’nin fethinde yıllarca kendisine eziyet eden insanlara karşı intikam yolunu seçmemiş; merhamet, hikmet ve adaletle davranmıştır.
Bir gün Kureyşli asil bir kadının hırsızlık suçundan dolayı ceza almasını engellemek isteyenler aracı gönderdiklerinde Allah Resûlü şöyle buyurmuştur:
“Sizden önceki toplumların helak olmasının sebebi, içlerinden soylu biri hırsızlık yaptığında onu bırakmaları, zayıf biri hırsızlık yaptığında ise ona ceza vermeleriydi. Allah’a yemin ederim ki Muhammed’in kızı Fâtıma da hırsızlık yapsaydı onun da elini keserdim.”(Buhârî, Hudûd 12; Müslim, Hudûd 8)
Bu hadis, İslam’da adalet karşısında hiç kimsenin ayrıcalıklı olmadığını göstermektedir.
Bir başka hadiste Resûlullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem) şöyle buyurmuştur:
“Adaletli davrananlar, Allah katında nurdan minberler üzerinde olacaklardır. Onlar hüküm verirken, aileleri hakkında ve yönetimleri altında bulunanlar hakkında adaletli davranan kimselerdir.”(Müslim, İmâre 18)
Zulmün Sonu Hüsrandır:
Adaletin zıddı zulümdür. Zulüm, insanların haklarını çiğnemek ve hak sahibine hakkını vermemektir. Kur’an ve sünnette zulüm şiddetle kınanmıştır.
Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Zalimlerin yaptıklarından Allah’ı sakın gaflet içinde sanma.”(İbrahim, 42)
Resûlullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem) de şöyle buyurmuştur:
“Zulümden sakının. Çünkü zulüm kıyamet gününde karanlıklar olacaktır.”(Buhârî, Mezâlim 9; Müslim, Birr 56)
Bu nedenle Müslüman, zulmün karşısında durmalı; haklının yanında yer almalı ve adaletin gerçekleşmesi için gayret göstermelidir.
Sonuç:
Mâide Suresi’nin 8. ayeti, Müslümanlara son derece güçlü bir ahlak ve hukuk ilkesi öğretmektedir: Sevgimiz de öfkemiz de bizi adaletten uzaklaştırmamalıdır. Adalet, Allah’ın emri; zulüm ise Allah’ın yasakladığı büyük günahlardandır.
Bugün bireysel, ailevi, toplumsal ve siyasi ilişkilerde bu ayetin rehberliğine her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır. Mümin, hakka şahitlik eden, doğruluğu ayakta tutan ve düşmanına karşı bile adaletli davranan kişi olmalıdır.
Çünkü adalet, takvaya en yakın yoldur. Adaletin hâkim olduğu yerde güven vardır; güvenin olduğu yerde huzur vardır; huzurun olduğu yerde ise Allah’ın bereketi vardır.
“Şüphesiz Allah adaletli davrananları sever.”(Mâide, 42