"Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği ve akrabaya yardım etmeyi emreder; çirkin işleri, fenalığı ve azgınlığı yasaklar. Düşünüp ibret alasınız diye size öğüt verir."[1] Her Cuma, minberlerden yükselen bu ayet, adeta İslam medeniyetinin ruhunu özetler: Adalet, iyilik ve merhamet üzerine kurulu bir dünya. Bu ilahi mesaj, aynı zamanda zulme karşı verilen bitmeyen mücadelenin de pusulasıdır. Çünkü adaletin olduğu yerde zulme yer yoktur; zulmün egemen olduğu yerdeyse adalet susturulmuştur. İslam, zalim sistemlere karşı sadece adil bir alternatif sunmaz; onları temelden reddeder. Kur’an, inananlara sadece iyilik yapmayı değil, kötülüğü engellemeyi de emreder. Zira kötülük bir virüs gibidir. Engellenmediği takdirde vücudu ifsat eder.
Allah’ın yeryüzüne gönderdiği Peygamberlerin ortak gayesi, toplumda adaleti ve eşitliği tesis etmekti. Irkı, dili ya da ekonomik durumu ne olursa olsun hiçbir insanın ötekileştirilmediği, herkesin inancında özgür olduğu bir düzen… İslam’ın hedefi işte bu düzendir. Bunun karşısında duran gayr-i İslami rejimler ise adaleti değil, gücü kutsar; hukuku değil, zorbalığı önceleyerek zulüm düzenlerini ayakta tutmaya çalışırlar. Tarih, zalimlerin adalet savunucularına duyduğu tahammülsüzlüğün kanlı örnekleriyle doludur. Zalimler, adalet talep eden müminleri ya susturmaya çalışmış ya da onları hicrete, hapse zorlamış ya da şehid etmiştir. Çünkü adalet, onların kurduğu korku imparatorluğunun çöküşüdür.
İslam kelimesi, "silm" kökünden gelir ve barış anlamına gelir. İslam, sadece insanlara değil, hayvanlara ve doğaya karşı da merhameti emreder. Bu yönüyle İslam; savaş isteyenin karşısında sulhu, yıkmak isteyenin karşısında inşayı, bozgunculuğun karşısında huzuru savunur. Küfür düzenleri ise barışa değil, bozgunculuğa meyillidir. Onlar, ekinleri ve nesilleri yok etmek; yeryüzünü karanlığa boğmak isterler. Böyle bir zihniyetle mücadele sadece sözle değil, ancak güçle mümkündür.
Bugün bu zihniyetin en örgütlü ve en tehlikeli temsilcisi, Siyonist ideolojidir. Bu ifade, tüm Yahudileri değil, ilahi mesajı tahrif eden ve işgalci hedeflerini "din" kisvesiyle meşrulaştıran sapkın yapıyı tarif eder. Zira Kur’an Allah’a, ahiret gününe iman eden ve salih amel işleyen, gerçek mümin olan Yahudi ve Hristiyanların ecir sahibi olacaklarını bildirir: "Şüphesiz, inananlar (Müslümanlar) ile Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sabiîlerden her kim Allah'a ve ahiret gününe inanır ve salih ameller işlerse, onlara Rableri katında ecir vardır. Onlar korkmayacaklar ve üzülmeyeceklerdir." [2]Siyonist anlayış, tarihi boyunca emellerini gizlemiş, zayıfken mağdur, güçlü olduğundaysa zalim kesilmiştir. Bu zihniyet sahiplerinin amaçlarına ulaşabilmeleri için her şey serbest her yol mübahtır. "Yahudi maksat ve gayeleri uğruna işlenen bütün günahlar gizli olmak şartıyla mubahtır."[3]
1896 yılında İsviçre’nin Basel şehrinde toplanan Birinci Siyon Kongresi’nde Theodor Herzl, “50 yıl içinde Filistin’de bir Yahudi devleti kurulacaktır,” derken, bağımsız bir devleti işgal etmenin planlarını yapıyordu. Hiçbir bağımsız ülkenin kendi topraklarını işgalcilere çiçeklerle teslim etmeyeceği muhakkaktır. Bu bağımsız bir ülkeyi işgal, halkını esir ve mülteci durumuna düşürme planıydı. Ve bunun kansız olmayacağı da gün gibi aşikardı. Ve korkulan oldu. 14 Mayıs 1948’de David Ben-Gurion’un ilanıyla İsrail rejimi kuruldu. siyonist vahşet, bu topraklarda katliamlar yapmaya halkı zorla göç etmeye başladı. Filistin şehirleri, halkın katliamlarla öldürülmeleri ve zorla yerinden yurdundan sürülmeleri suretiyle boşaltıldı. Boşaltılan bu şehirlere dünyanın birçok yerinden getirtilen siyonistler yerleştirdi. O günden beri Filistin topraklarında akan kan, dinmeyen gözyaşı, bitmeyen bir çığlığa dönüştü. Siyonistler, bu topraklarda uyguladıkları zulmü sadece stratejik değil, inançlarının bir gereği olarak görmekteydi. Nitekim siyonist Başbakan Natenyahu’nın savaş boyunca Tevrat’tan ayetler alıntılaması bunun delilidir. 7 Ekim 2023'ten bu yana Gazze’de süregelen katliamlar, bu anlayışın en korkunç tezahürlerinden biridir. Dünyanın gözü önünde çocuklar, kadınlar, yaşlılar, hastalar katledilirken, sözüm ona "medeniyet" temsilcileri, demokrasi havarileri, sessizliğe gömülmüştür.
İran ile yaşadıkları savaşta 12 gün içinde ateşkes istemeleri, siyonist yapının anladığı tek dilin, güç dili olduğu gerçeğini bir kez daha gözler önüne sermiştir: “Ey Peygamber! Kâfirlere ve münafıklara karşı cihad et, onlara güç göster. Onların varacakları yer cehennemdir. O ne kötü bir varış yeridir”[4]
İslam, karşı karşıya gelen iki Müslüman gruptan haddi aşan ve zulümde ileri giden, sulh yapmamakta ısrar eden tarafa haddini bildirmek için dahi güç kullanmayı emretmektedir: “Eğer inananlardan iki grup birbirleriyle savaşırlarsa aralarını düzeltin. Eğer biri ötekine karşı haddi aşarsa, Allah’ın buyruğuna dönünceye kadar haddi aşan tarafa karşı savaşın. Eğer (Allah’ın emrine) dönerse, artık aralarını adaletle düzeltin ve (onlara) adaletli davranın. Çünkü Allah, adaletli davrananları sever”[5]
Müslüman iki grup birbiriyle çatıştığı hengâmda aralarını düzeltmek, mümkün değilse haddi aşan tarafa haddini bildirmek için güç kullanmak farz iken, İslâm’a ve Müslümanlara düşman olan siyonist kâfirlerin Gazze’de uyguladığı bu zulme karşı güç kullanmak farz kere farzdır. siyonist düşmanın tüm katliamlarına karşı sadece dua etmeyi tavsiye edenler bilmelidir ki, fiili dua yapılmadan kavli dua yapılmaz. Merhum Malcolm X’in dediği gibi; “Harekete geçilmediği sürece şiddeti dua ederek durduramazsınız.”
Bu çağın karanlığında adaletin ışığını taşıyan her yürek, Filistin için atıyor. Dua ediyoruz: Rabbimiz, bu zalim zihniyetin saltanatını yıksın, Filistin’in özgürlük şafağını bizlere göstersin. O güne kadar sözle, eylemle, kalple ve dualarla bu mücadelenin tarafı olmayı sürdüreceğiz. Dullarınızda bizleri de unutmamanız dileğiyle Allah’a emanet olun.
[1] Nahl Suresi 90
[2] Bakara suresi 62
[3] Yahudilik Masonluk s.22
[4] Tahrim suresi 9
[5] Hucurat suresi 9