Suriye’de Baas rejimi yıkıldı. Yerine, nasıl bir rejim ve yönetim gelecek hep beraber göreceğiz. Yeni yönetim ile beraber, gerek Suriye yönetimi kanadından gerekse de çevre ülkelerden gelen mesajlar bir hayli ümit vericidir. Yeni yönetim ile alakalı tezlere girmeden, İslam ülkelerinin ve Suriye halkının, yeni yönetimden beklentilerine değinmeye çalışacağız. Aynı zamanda Suriye’de gerçekleşen devrimin, Batı Asya’da nasıl bir etki yapabileceğini de irdelemeye çalışacağız:
Suriye’de ayaklanma ve olaylar başladığı zaman, Suriye’nin stratejik konumu ve son derece karmaşık pozisyonundan dolayı; hem Suriye içinde hem de dışında büyük bir kamplaşma ortaya çıktı. Suriye’deki savaş, adeta İslam Ümmetinin felaketi oldu. Müslümanların her türlü maddi ve manevi varlığı da burada heder oldu. Müslümanların birlikte yaşama iradesi adeta dumura uğradı. Keskin kamplaşma arasına, mutedil bir duruş ortaya koymaya çabalayanların sesi duyulmadı. Kimisi büyük fotoğraf çerçevesinde olaya bakarken, kimisi bölgesel denklemler çerçevesinden olaya baktı; kimisi ise sadece yerel dinamikler açısından hadiseye yaklaştı.
Şimdi gelinen aşama itibariyle, tamamen yeni bir durum oluşmuştur. Hem Suriyeliler hem de bölge halkları ve devletleri ortaya çıkan yeni duruma göre pozisyon almak durumundadır. Geçmişe takılıp kalmanın ve kan davası mantığı ile geçmişi, geleceğe zemin yapmanın kimseye faydası yoktur.
Eski düşmanlıklar bir kenara bırakılmalı ve Batı Asya’da yeni bir denklem kurulmalıdır.
Burada herkese büyük görevler düşmektedir. Yaşanan acı tecrübeler ve sonuçları, Suriye’de istikrar olmadığı zaman, bütün bölge ülkelerinin; hatta bütün Müslümanların bundan olumsuz etkilendiğini göstermiştir.
Tamamen harabeye dönmüş bir Suriye’nin inşası ve yeniden ayağa kaldırılması konusunda herkesin üzerine düşeni yapması gerekir. Bu sürecin bir an evvel tamamlanması, bütün bölge ülkelerinin faydasınadır. Özellikle güneyde terör çetesi İsrail pusuda bekliyorken ve yer yer işgal girişmiş iken, bu ortak tehlikeye karşı Suriye’yi ortak bir cephe olarak görmek gerekir.
Özellikle de Türkiye ve İran’a büyük görevler düşmektedir. Türkiye, Suriye’nin ayağa kaldırılmasını bir beka meselesi olarak görmelidir. Suriye istikrara kavuşmadan Türkiye için potansiyel tehditler her zaman var olacaktır. Yine yıllardır Türkiye’de olan muhacirlerin onurlu geri dönüşleri için Suriye’de istikrar ve imar şarttır. Ama Suriye çökerse, bölge ülkeleri bunun sonuçlarının altından kalkamaz.
İran’a gelince; ilk gelen bazı açıklamalar ümit vericidir. Şimdiye kadar Şam yönetiminin desteklendiği ve bundan sonra da destekleneceği yönünde basına düşen haberler doğru ise; yeni bir sayfanın açılması adına ümit vericidir. Diğer dünya devletlerini ikili ilişkiler kurma yönünde yapmış olduğu açıklama ve irade beyanları, bölge ülkeleri açısından da dikkate alınmalı ve sağlıklı siyasal bir zemin yakalanmalıdır. Suriye yönetimi ve İran arasında güven erozyonu tamir edilmeli ve Lübnan’ın İsrail ile olan savaşında lojistik hattın tesisine müsaade edilmelidir. Zira İsrail ortak bir düşmandır. Ortak düşmanın söz konusu olduğu bir zemin ve denklemde sorunlar ya çözülmeli ya da tehdit ve tehlike bertaraf edilinceye kadar ertelenmelidir. Devletler arası ilişkilerde kan davası olmaz. Hele de ortak bir düşman varsa, sorunları en azından ertelemek siyaset aklının ve siyaset matematiğinin gereğidir.
Suriye’nin yeni yönetimine gelince; İslam ülkelerinin halklarının büyük beklentileri aynı zamanda tereddütleri mevcuttur. Özellikle de israil’e karşı ortaya konulacak tavır ve Filistin’i destekleme konusunda bir beklenti...
Suriye’nin birliği ve beraberliği esas alınarak adalet temelinde bir devlet yapısının oluşturulması herkesin beklentisidir. Hiç kimse dışlanmadan ve tüm kesimlerin gasp edilmiş hakları iade edilerek örnek bir yönetim oluşturulmalıdır. Eski yönetimin hataları kesinlikle tekrarlanmamalı, şura esaslı bir yönetim esas alınmalıdır.
Geçiş sürecinde yeni yönetimi büyük tehlikeler de beklemektedir. Halkın kazanmış olduğu bir devrim, emperyalistlerin mezesi haline gelirse çok yazık olur. Bazı farklı ülke ve halkların yaşamış oldukları deneyimler göz önünde bulundurulmalı ve sürecin kontrolü kaybedilmemelidir. Zira asıl mevzu, şimdi başlıyor.
Suriye; İslam adaleti ve siyaseti çerçevesinde uluslararası ve bölgesel denklemde yerini almalıdır.
Diktatörler ve kralların halk hareketi konusunda ciddi endişeleri olduğundan, inşa ve geçiş sürecinde komplo ve manipülasyonlara girişebilecekleri unutulmamalıdır.
Suriye eğer istikrarı yakalayıp bağımsız bir politika güder ve bölge ülkeleri ile kazan-kazan mantığına dayanan bir siyaset takip ederse, emperyalistlerin emellerine paralel olarak konumlanmaz sa, İslam Ümmeti açısından büyük bir kazanç olur. Hatta birçok ülke açısından orta ve uzun vadede model ülke olabilir. Ama eğer istikrar yakalanmaz, Siyonist İsrail ve küresel şer güçlerin çekim alanına mahkûm olursa, bu durum Suriye’nin felaketi olur. Suriye düşecek olursa birçok İslam ülkesi, Siyonist ve emperyalist işgal ile direkt olarak yüzleşmek durumunda kalır.
Suriye’nin düşmesi demek, felaket senaryosunun gerçeğe dönüşmesi anlamına gelebilir. Özellikle de Siyonistlerin Arzı Mevud safsatasının önü açılabilir. Siyonistler daha cüretkâr hala gelebilir.
Bu yüzden tekrar diyoruz ki; Suriye, sadece Suriye’den ibaret değildir. Ortadoğu’daki denklemdeki rolü itibariyle, tüm bölgeyi etkileme potansiyeline sahiptir. Bu coğrafyaya ilişkin değerlendirmemizde; bölge fotoğrafını ve büyük fotoğrafı görmek durumundayız. Sadece yerel dinamiklerle analiz ve okuma yapılmayacak kadar önemli ve karmaşık bir tablo ile karşı karşıyayız.
Kimin ne hesabı var ise o hesabın görüleceği gün bu gün değildir. Ya o hesaplar makul ve adil ölçüler içerisinde kapatılmalı ya da terör çetesi İsrail tehdit ve tehlikesi bertaraf edilinceye kadar ertelenmelidir. Bugün yardımlaşma ve dayanışma zamanıdır. Bugün, el uzatma ve uzatılan o eli tutma günüdür. Siyaset aklı bize bunu söylüyor.
Temennimiz; oluşan yeni durumun, başta Suriye halkı olmak üzere, tüm İslam Ümmeti için hayırlara vesile olmasıdır.
MEHMET ERKAN