Evet, vardır ama önce bir eskilere gidelim: yıllar önce Allah selamet versin bir arkadaşım anlatmıştı. Namaz kılmayan bir dayısı varmış. O zamanlar namaz kılmayanlar ayıplanırdı, namaz kılmamak ciddi eksiklikti. Tarikûssalatların sayısı bugünkü kadar çok değildi. Annesi de dayısını ikna etmek için onunla uzun uzadıya konuşmuş. Dayısı: “Yaw abla, şu namazın bir fetvası yok mu? Bu namaz bir gün değil, iki gün değil, üç gün değil ölünceye kadar namaz kılmamız gerekiyormuş. Bir de gün içinde bir kere değil, iki kere değil, üç kere değil günde beş kez namaz kılmamız gerekiyormuş. Oruç gibi yılda bir ay olsaydı hadi neyse. Vallah abla kusura bakma yapamam” demiş. Ablası da “Kardeşim bu bir imtihandır ve hiçbir şekilde fetvası yoktur. Can bedende olduğu müddetçe namaz kılmamız gerekiyor” demiş.
Öyle zannediyorum ki siz de benim gibi, arkadaşın annesi gibi namaz kılmamanın fetvasının olmadığını düşünüyorsunuz. Meğerse başta da söylediğimiz gibi namaz kılmamanın fetvası varmış. Fıkıh kitapları bize fetvalar için bazı kapılar aralar, bakın nasılmış:
Günün birinde bir köyde yaşayan namaz kılmayan, üşengeç biri varmış. Gördüğü her imama namaz kılmamanın fetvasının olup olmadığını sorarmış. Her imam söz birliği edercesine “Böyle bir fetva yok” dermiş. Derken köylerine ferasetli, büyük sarıklı, ilim ehli bir imam gelmiş. Aynı soruyu ona da sormuş: “Hocam kime sorduysam namaz kılmamanın fetvasının olmadığını söylüyor. Günde 5 kez namaz kılmaya üşeniyorum. Gözünü seveyim bunun bir fetvası yok mu?”
Hoca onu şöyle bir süzdükten sonra “Senin için bütün fıkıh kitaplarına bakacağım. Bulursam söylerim” diyerek adamı umutlandırmış. Bir müddet sonra hoca yine köylerine gelip adamı çağırmış: “Senin için bütün fıkıh kitaplarını karıştırdım. Sana 5 fetva buldum” demiş. Adam sevinçle atılmış: “Hocam bırakın 5 fetvayı, bir tanesini söyleyin yeter” demiş.
Hoca: “Bütün kitaplara baktım. 5 durumda namaz kılmayabilirsin: Her şeyden önce namaz, çocuklara farz değil. Çocuksan namaz kılmayabiliyorsun” Adam sözünü kesmiş: “Hocam bu bana uymuyor, ben çocuk değilim ki diğerine geç” demiş.
Hoca: “Namaz delilere de farz değil. Deliysen namaz kılmayabilirsin” Adam sözünü kesmiş yine: “Hocam benimle alay mı ediyorsun?” Hoca: “Yok valla! Gayet ciddiyim. Kimler namaz kılmayabilir, sorusunun cevabını ararken karşıma çıkanları sana söylüyorum” “Tamam, hocam siz devam edin. Eee?”
Hoca: “Sözüm meclisten dışarı, baktığım fıkıh kitaplarına göre namaz hayvanlara da farz değil. Hayvansan namaz kılmayabilirsin” Adamın cinleri tepesine çıkmış. Yutkunmuş: “Valla seni dövecektim ama arkamdan “imam dövdü” dedirtmek istemiyorum” demiş.
Hoca, istifini bozmamış: “Okuduğum bütün fıkıh kitaplarına göre namaz kâfirlere de farz değil. Kâfir isen namaz kılmayabilirsin” demiş. “Bu da bana uymuyor. Ben Müslümanım” demiş bizimkisi.
Hoca: “Namaz ölülere de farz değil. Allah Kur’an’da şöyle buyurur: “Sana ölüm gelinceye kadar namaz kıl” (Hicr 99). Ölüm geldikten sonra kılmana gerek yok” demiş
İşin mizah yönünü bir yana bırakalım. Namaz, vazgeçilmez, ömür boyu devam eden bir farzdır. İslam’ın beş şartından biri ve dinin direğidir. Peygamber Efendimiz (Aleyhisselam) “Namaz dinin direğidir. Kim onu ikame ederse dinini ikame etmiş olur, kim de onu terk ederse dinini yıkmış olur” (Acluni, Keşful Hafa, II/31) hadisi, namazın yerini en veciz şekilde ifade eder. Namaz, bir nevi çevrimiçi insanı Allah ile sürekli bir irtibat içinde tutan, kalbi temizleyen, nefsi terbiye eden bir ibadettir. Beş vakit farz oluşu, ömür boyu devam etmesi ve hiçbir mazeretle tamamen terk edilememesi, onun eşsiz bir ibadet olduğunu gösterir. Namazın hiçbir mazeretle tamamen terk edilememesi, Müslümanın manevi gıdaya olan kesintisiz ihtiyacından da kaynaklandığını söyleyebiliriz. Günde beş vakit randevusuna sadık kalan bir Müslüman, zamanını yönetmeyi, vefasızlığın had safhada olduğu bu çağda ahdine sadık kalmayı da öğrenir.
Sonuç olarak, namaz kılmamanın fetvası yoktur. Namaz kılmamanın fetvası var mıdır sorusu ilk bakışta masum gibi görünse de aslında sorumluluktan kaçma eğilimini ve nefse ağır gelen kulluk bilincini açıkça ortaya koyar.
İnsan gibi namaz kılmaktan başka çaremiz yoktur. Tabi Müslümansak. Müslüman olduğumuzu iddia ediyor isek. Çünkü namaz, Müslüman’ın kimliğidir. Kimliğinin ayrılmaz bir parçasıdır. Onu terk etmek, dinin direğini yıkmaktır. Yukarıda geçtiği üzere, namazdan kaçış yoktur. Ya namazla yükseliriz ya da bahanelerle alçalırız. Rabbimiz hepimize namazı sevdirmeyi, namazı bir borç olarak değil, Rabbimizle bir buluşma iştiyakı olarak görmeyi, dosdoğru kılmayı ve ölüm gelinceye kadar da bu kulluk şuuruyla yaşamayı nasip etsin.