Emevi ve Abbasilerin hükümdarlık dönemlerinde Müslümanların ekseriyeti, peygamber mirasına yüz çeviren saray ulemasına mesafeli durdular. Hangi âlimi, sultana yakın gördüyseler o âlimden “bir hayır gelmeyeceğini, eğer ki ilminde bir hayır olsaydı zaten sultanların zulmüne ortak olmazlardı.” diyerek yüz çevirdiler. Yüz çevirmeleri de kazandıklarıyla kıyaslandığında onlara pek pahalıya patlamadı. Sadece sırtlarının derisini soyan birkaç kırbaç darbesinin acısını ciğerinde hissetmek ya da sultanın birkaç dirhemlik bahşişinden mahrum kalmaktı o kadar. Hiç şüphesiz bu izzetli tutumlarında dini canlarının üstünde gören, çoğu fakirliğin acımasız pençesinde can çekişen istisnasız tamamı işkencenin, sürülmenin tadına varan ama ayetlerde, hadislerde olandan öte tek kelime söylemeyen âlimlerin etkisi vardı. “Biz onları ateşe çağıran imamlar kıldık. Kıyamet günü de kendilerine yardım edilmeyecektir.”(Kasas:41) Sultanın yardımında uzak kalma ile ahiretteki yardımdan uzak kalma arasındaki tercihlerini hep ahiretteki yardımdan yana kullanan, yol göstericilerin varlığına borçluydular.
Hz. Ali(r.a); “Kur’an ağzı ve dili olmayan bir kitaptır. Hükmünü ancak insanların ağzından duyurur.” der. Müslümanlar işte bu dillerin sahibini biliyorlardı. Bu dillerin sahipleri o zamanlarda Ebu Hanife(r.a), İmam Malik(r.a), İmam Şafii(r.a), İmam Ahmet(r.a), İbni Ebi Leyla, Kadı Şureyh... gibi mümtaz imamlarımızdı. Zaman ilerledikçe tehlikelerin en büyüğü ortaya çıktı. Ki bu tehlike, Harre gününden, Kâbe’ye sığınanın kanının dökülmesi için Kâbe’nin ateşe verilmesinden, haraç gelirleri azalacak diye insanlardan dinlerinin kabul edilmediği zamandan, Tatarların-Moğolların işgallerinden, haçlı işgallerinden, son asırdaki ikinci haçlı-siyon istilasından, cumhuriyetin ilanından daha feci bir tehlikedir. O da âlimin güçten yana olması, hangi zulüm düzeni olursa olsun en büyüğünden en küçüğüne kadar o düzeni alaşağı edecek olan ayetleri bu düzenlerin çarkının dönmesi için harç yapmalarıdır. Çünkü böyleleri Resulullah(s.a.v)’ın buyurdukları gibi“ Ümmetim, kötü alimler, cahil abidler yüzünden helak olur.” (Beyhaki) neredeyse ümmetin helak olmasına sebeb olacaklar.
Araf suresi’nin 175-176. ayetlerinde çeşitli tarih ve tefsir kitaplarının Bel’am bin Baura diye isimlendirdikleri bir âlimin kıssası anlatılır. Bahsi geçen ayetlerde olay şöyle anlatılır: “Kendisine ayetlerimizi verdiğimiz halde onlardan sıyrılıp da şeytanın kendisini peşine taktığı, bu yüzden de azgınlardan olanın haberini onlara anlat. Dileseydik o ayetlerle onu elbette yüceltirdik. Fakat o dünyaya saplanıp kaldı da kendi heva ve hevesine uydu. Onun durumu köpeğin durumu gibidir: üzerine varsan da dilini sarkıtıp solur; kendi haline bıraksan da dilini sarkıtıp solur. İşte bu, ayetlerimizi yalanlayan toplumun durumudur. Şimdi onlara bu olayları anlat ki düşünsünler.” Ayrıntılarda ise bu âlimin kendi kavminin saltanatı için Allah’ın ayetlerini az bir pahaya sattığı rivayet edilir. Kur’an öyle tasvirler yapar ki işaret parmağınızla bir adamı gösterip işte bu adam! Kur’an bahsettiği şu şu özellikteki adamdır. Bu ayette öyle ayetlerdendir.
Bize İslam’ı anlatma derdinde olan(!) bu âlimler bizi ancak köleliğe ve baş eğmeye davet ederler. Kendileri ise sistemlerin bekası için var güçleriyle delil getirirler. Bunlara işaret parmağımızı uzatıp da diyemiyoruz... Çünkü Tağut’a baş eğmeyi hikmet süsüyle süslerler, kendi sapıklıklarına hiç utanmadan Resulullah(s.a.v)’ın uygulamalarını delil getirirler. Sanki Resulullah(s.a.v)’ın siyreti bizden uzak gibi… Sanki hakla-batıl tarafımızca meçhul gibi... Bütün bunların karşılığı ne peki? Karşılığı ise dünyalık makamın yanında rahat ve konforlu bir hayat... Allah’ın ayetlerini az bir pahaya değil de biraz pahalıya değiştirdiler. Ulemamızın(!) bilinçlenmesi de bu kadar oldu.
“İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecektir ki İslam`ın yalnız ismi, Kuran`ın ise resmi kalacak. Mescitler dış görünüşleri ile mamur, fakat içleri hidayetten mahrum olacak. Onların âlimleri gökkubbe altındakilerin en şerlileridir. Fitne onlardan çıktı ve yine onlara dönecektir.” (Beyhaki) Bu hadis-i şerif çok şiddetli bir zamana işaret ediyor. İnsanlar dinlerini bunlardan öğrenecekler. Söyledikleriyle amel edecekler. Halkta ve hakta oluşturdukları tahribat tahmin edilemeyecek kadar büyüktür. Bunlar, şu hadis’i hiç duymamışlar mı? “İnsanlar zâlimi ve zulmünü görüp de onu zulümden el çektirmezlerse Allah’ın onların hepsinin başına bir ceza indirmesi çok yakındır.” (EbûDâvûd, Fiten: 1; Tirmizi)
Ya da şu hadis’i de mi duymadılar? “Miraca çıkınca, ateşten makaslarla dudaklarını kesenleri gördüm. Her kesilişte dudakları yeniden tamamlanıyordu. Cebrail aleyhisselam "Bunlar, din âlimleridir, yapmadıklarını söylerler ve Allah’ın kitabı ile amel etmezler" dedi.”(Beyhaki)
İmam Ahmed(r.a) kitabında Resulullah(s.a.v), ümmeti için Deccal’dan daha çok korktuğu birileri vardı. İmam Ahmed(r.a) hadis’i şöyle nakleder: "Sizin için Deccal’dan daha çok Deccal olmayanlardan korkarım. Onlar kimlerdir? Diye sorulduğunda; Saptırıcı imamlardır." Diye cevap verdiler.
Kamuran Yürekli / İnzar Dergisi – Haziran 2013
Kamuran Yürekli