Mümin insanın, dünya hayatında her şeye gücü yeten Allah’a olan imanı tüm olumsuzluklara karşı umut verir. Tüm dünya ona karşı düşmanlıkta birleşse ayeti kerimenin tabiriyle “ حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَك۪يلُ “[1]der zerre kadar bir ümitsizlik içerisine girmez.
Yalçın kayalar gibidir. Hiçbir fırtına, yağmur, dolu kar onu sarsmaz. Nitekim Hendek Savaşı’nda sayısı 12 bini bulan Birleşmiş Müşrikler milletine karşı sayısı iki bini bulamayan İslam ordusuyla karşı koyan muvahhitlerin önderi (Sallalahu Aleyhi Vesellem) Yemen’in, Busra’nın, Medayin’in saraylarını müjdeliyordu.
İşte mümin insan, bu Muhammedi duruş ile hiçbir olumsuzluk karşısında baş eğmez, eğilmez. Tıpkı Gazze de bir avuç insanın dünya müstekbirlerine baş eğmediği gibi. Mümin insan dünyası için ümitsizliğe düşmediği gibi ahireti içinde ümitsizliğe düşmez. Çünkü o bu ayete de hakkıyla iman etmiştir. “De ki: “Ey günah işleyerek kendilerine yazık eden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümîdinizi kesmeyin! Çünkü Allah, bütün günahları bağışlar. Şüphesiz O, çok bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir.”[2]
Mümin insan, Allah’ın izni ve iradesi olmadan hiçbir şeyin olmayacağın bilir:وَمَا تَسْقُطُ مِنْ وَرَقَةٍ اِلَّا يَعْلَمُهَا “Bir yaprak bile düşse bilir onu”[3] O, Rabbinin azabının çetin olduğunu bilir ama rahmetinin gazabını geçtiğini bilir. O havf ve reca arasında ne Allah’ın azabından emindir ne de rahmetinden ümitsizdir.
Yeis, karamsarlık bezginlik ya iman zafiyetinin ya da imansızlığın bir sonucudur. Allah’ın rahmetinden ümit kesmek, ancak insanın âlemin ilâhının kâmil manada eşyaya kadir olmadığına veya tam malumatının bulunmadığına ya da cömert değil de cimri olduğuna inandığında söz konusu olur. Hâlbuki bu üç şeyden her biri o insanın küfrünü gerektirir. Allah’ın rahmetinden ümit kesmek ise ancak kâfir kimse için söz konusudur. [4] Çünkü kafir insan karşılaştığı sıkıntı karşısında ümidini keser. Bu sıkıntıya karşı güç yetiremediği gibi Allah’ın da bu sıkıntıyı kaldırabilecek güç ve kuvvette olduğuna iman etmez. Ve ümitsizliğe düşer. İnsan yapısı gereği sıkıntıların üstesinde gelebilecek bir güç ve kuvvete sahip olduğunda kibirlenir. Ancak gücünü aşan durumlarda ise zillet içerisinde hor ve hakir olur. Halbuki İbrahim (aleyhisselam) kıssasında olduğu gibi mümin insan, beşeri akıl ile altından kalkılması en güç durumlarda bile Rabbinden ümidini kesmez.
Ye’s şeytanın insanları küfre koymak için kullandığı en etkili silahlardan bir tanesidir. Nitekim Üstad Bediüzzaman’ın şu sözü şeytanın bu taktiğini anlamamız açısından önemlidir: "Arkadaş! Amele ve tâate muvaffak olamayan azabdan korkar, yeise düşer. Böyle bir meyusun gözüne, dinî meselelere münafî edna ve zayıf bir emare, kocaman bir burhan görünür. Böyle birkaç emareyi elde eder etmez, diğer emarelerin saikasıyla ilân-ı isyan ederek İslâm dairesinden çıkar, şeytanın ordusuna iltihak eder."
Şeytanın kullandığı ümitsizlik silahı mümin kişiyi dahi iman dairesinden çıkarıp küfür dairesine koyacak kadar tehlikeli bir silahtır. Bunda dolayıdır ki Kur’an, ümitvar olmayı müminin özelliği olarak zikrettiği gibi ümitsizliği de küfrün bir nişanesi olarak görür: “Allah’ın rahmetinden, sapıklardan başka kim ümit keser?”[5] “Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü kâfir topluluğundan başkası Allah’ın rahmetinden ümit kesmez.” [6]
Mümin insan Allah’ın ona vermiş olduğu nimetleri bazen elinden almakla onu imtihan ettiğini bilir. Sahip olduğu mal servet ve çocukların bir imtihan aracı olduğunu bilir. “Bilin ki mallarınız ve çocuklarınız sizin için bir imtihandır”[7] Allah bazen insanı sahip olduğu bu nimetlerden mahrum bırakmakla imtihan eder. “Sizi mutlaka biraz korku ve açlık ile; biraz da mallardan, canlardan ve ürünlerden noksanlaştırmak sûretiyle imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele!”[8]
Mümin insan her hâlükârda hamd eder. Onun musibet hali ve rahatlık hali Rabbine karşı olan hüsnü zannında ve O’na olan sevgisinde bir değişiklik meydana getirmez, bir azalmaya yol açmaz. Onun hali Resulullah haber verdiği şu halin ta kendisidir: “«Mü’minin hayranlık verici bir hali vardır ki, onun her işi hayırdır. Bu hal, müminden başka hiç kimsede bulunmaz. Eğer bir genişliğe (nimete) kavuşursa şükreder ve bu onun için bir hayır olur. Eğer bir darlığa (musibete) uğrarsa sabreder ve bu da onun için bir hayır olur.»[9] Ama kafir insan ise ayeti kerimenin haber verdiği şu hal içerisindedir. “İnsanlara bir rahmet tattırdığımızda ona sevinirler. Şayet yaptıklarından ötürü başlarına bir fenalık gelse hemen ümitsizliğe düşüverirler.”[10] Çünkü kafir insan sınandığını bilmez. En ufak bir sıkıntıda ümitsizliğe düşer. Sürekli önceki halini yad eder. Bol rızıklarla geçirdiği o mutlu yaşayışını hatırlar. Dilinden elemler ve ahlar yükselir. İçinde bulunduğu fakirlik halini ve musibetlerin verdiği sıkıntıları ve ıstırapları anlatır durur.
Mümin kişi Eyyüp ve Yusuf Aleyhimusselama kıssalarında olduğu gibi başlarına gelenlerin bir imtihan olduğunu bilir. Allah’ın bu fakirlikten sonra gökten altın yağdırabilecek bir güce, zindanın dehlizlerinden sarayın tahtlarına onu oturtabilecek bir kudrete sahip olduğunu bilir: “Nihayet peygamberler ümitlerini yitirip de kendilerinin yalana çıkarıldıklarını sandıkları sırada onlara yardımımız gelir ve dilediğimiz kimse kurtuluşa erdirilir.”[11]
Bir dahaki yazımızda buluşuncaya dek Allah’a emanet olun.
[1] Ali İmran Suresi 173
[2] Zümer Suresi 53. ayet
[3] Enam suresi 59. ayet
[4][4] Fahrettin Razi, Tefsiri Kebir 18/159
[5] Hicr suresi 56. ayet
[6] Yusuf süresi 87. ayet
[7] Teğabün Suresi 15. ayet
[8] Bakara suresi 155. ayet
[9] Sahihi Müslim, Zühd 64
[10] Rum suresi 36. ayet
[11] Yusuf Suresi, 10. ayet