“Evlatlarım! Haydi gidin! Yûsuf ve kardeşini arayıp bulmaya çalışın. Sakın Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü kâfirlerden başkası Allah’ın rahmetinden ümit kesmez.’ dedi.” (Yusuf/87. ayet)
"De ki: ‘Ey günah işleyerek kendilerine yazık eden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümîdinizi kesmeyin! Çünkü Allah, bütün günahları bağışlar. Şüphesiz O, çok bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir.” (Zümer/53. ayet)
En zor şartlar altında bile, konu ne olursa olsun, mutlaka ümitvar olmak gerekir. Umut, Allah'a kamil manada imanın tezahürü; Aziz ve Celil, kudreti sonsuz olan Allah'a güvenmek ve O'na dayanmaktır.
Tevekkül, dünya ve ahiret menziline erişmenin anahtarıdır. İman bir kalbe yerleşti mi en bariz alamet olarak kişinin hayatını umut kuşatır. Umudunu kaybeden, her şeyini kaybeder. Umudunu kaybeden manen bir ölü gibidir. Ceset için ruh ne ise insan için de umut odur.
Bir insanın umudunun yitip gitmesi ile diri diri toprağa gömülmesi arasında bir fark yoktur.
İman ve iradenin umut ile kesiştiği noktanın adıdır tevekkül.
Aziz ve Celil olan Allah'a iman etmiş birey ve toplulukların başka bir seçenekleri yoktur.
Özellikle savaş meydanında zaferin anahtarı, umudunu kaybetmemektir. Ümit ile verilen mücadelenin sonucu iki güzellikten biridir: Ya şehadet ya zafer. Bir yerde zafer varsa, mutlaka kaynağında bir umut ve tevekkül vardır. Ama umut ve tevekkül olmadan kazanılan bir zaferin olmadığını bilmek gerekir. Umut; dirayettir, sabırdır, metanettir, direniştir ki; meyvesi zafer ve izzettir.
Özellikle savaş meydanında cenk eden mücahidin zaferi, umut ile çok yakından alakalıdır ve adeta bu hakikat, şaşmaz tarihi bir kaide ve gerçekliktir.
Bu gün Gazze'deki soykırımı ve vahşete rağmen, zalimlerle olan savaşımızda zafere olan inancımızı korumalı; Aziz ve Celil olan Allah'ın sonsuz kudretine dayanmalıyız. Her şeye rağmen mücadeleye devam etmeliyiz. Ya bu savaşı biz kazanırız ya da bizim kanımız ve canımız, direniş tohumu olup toprağa düşer; gelecek nesiller için zaferin nüvesi olur. Bu gün ya da yarın... Zafer mutlaka bir gün gelecektir. Ama umudunu yitiren ve Allah'ın rahmetinden ümit kesen asla bu menzile varamaz.
Bilmemiz gerekir ki; bizim için geçerli olan tüm maddi ve psikolojik olumsuzluklar, düşman için de geçerlidir. Ama onların sahip olmadığı eşsiz bir hazinemiz vardır. Biz, Allah Celle ve Celaluhu'ya tevekkül edip onun rahmet ve nusretini ummaktayız.
"Eğer siz (Uhud'da) bir acıya uğradınızsa, (Bedir'de de düşmanınız olan) o kavim de benzer bir acıya uğramıştır. O günleri biz insanlar arasında dönderir dururuz (zaferi bazen bir topluma bazen öteki topluma nasip ederiz.) Ta ki Allah, iman edenleri ortaya çıkarsın ve aranızdan şahitler edinsin. Allah zalimleri sevmez." (Al-i İmran/140)
Bu gün Gazze'deki yıkıma rağmen denilebilir ki, insanlık tarihinin en büyük direnişi devam ediyor. Bir yandan Kerbela yaşanırken bir yandan da Hayber'i, Bedir'i andıran sahneler yaşanmaktadır.
Küresel şer güçlerin tüm desteğine rağmen, siyonist terör örgütü büyük bir çöküntü yaşamaktadır. Bizzatihi siyonist kaynaklardan alınan veriler, bu savaşın verdiği zararı ortaya koymaktadır. Her türlü sansüre rağmen, Siyonistlerin tarifsiz bir zarar gördüğü, şüphesizdir.
Belki 10 binin üzerinde İsrail askeri öldü ve yüz bin ile iki yüz bin arası bir yaralı sayısı rahatlıkla telaffuz edilebilir.
Siyonist topluluk, psikolojik olarak büyük bir çöküş yaşamaktadır. Başta, askerler arasında olmak üzere çok sayıda intihar vakası basına yasımaktadır.
Yüz binlerce siyonist bir daha dönmemek üzere, israil olarak nitelendirdikleri işgal altındaki Filistin topraklarını terk etmek zorunda kaldı.
Başta otomobil v.b olmak üzere neredeyse tüm mallar korkunç boyutlarda arttı. Amerika'nın ve küresel şer cephesinin desteğine rağmen, siyonistlerin ekonomisi çöktü.
Siyonist sürü, her an ölecekmiş psikolojisi ile yaşamaktadır. Toplumsal anlamda da büyük bir ayrışma ve çatışma apaçıktır. Her şeyden de belki daha önemlisi; tarihte ilk defa siyonistler bu denli yanlızlaştı. İstisnalar hariç, insanlık ailesi artık siyonistlere cüzzamlı, taşlanması gereken şeytan muamelesi yapmaktadır.
Tarih boyunca umudunu koruyan başeğmez muvahhidler, iman ve iradenin birleştiği zaman neler yapabileceğini herkese göstermiştir.
İslam ordularının ve mazlum ezilmişlerin kazandıkları zaferlerin temel sırrı budur. Bedir'in, Hayber'in, Hittin'in ve tüm zaferlerin sırrı budur. Savaş ve mücadelenin en önemli boyutu psikolojik harp ve iradedir. İşte bu sırrın en büyük menbaı tevekküldür.
"Bize düşen; seferdir, zaferin sahibi ise Allah'tır" hakikatini hayatının düsturu haline getirenleri kimse tutsak edemez.
İslam Ümmeti, her şeye rağmen, Filistin cephesindeki zaferi kazanacaktır. Er ya da geç, bizim hazırlığımız, layık olma durumumuza göre zafer mukadderdir.
Allah'ın vaadi haktır. İslam cephelerinin kanlı şafaklarına and olsun ki, zafer ezilenlerin ve mazlumların olacaktır.
Ama insanlar acelecidir. Zaman ve mekân kısıtları, insanın gözüne bir perde gibi inip hakikati görmesini engellemektedir. Bu ümmet daha kötü günler gördü ama her defasında düştüğü yerden kalkmasını ve küllerinden yeniden doğmasını bildi.
Moğol ve Haçlı istilalarını atlatan bu ümmet, şüphesiz ki, günümüzün Moğolları ve Nazileri olan terör sürüsü İsrail'in de pençe ve dişlerini kıracaktır.
Şüphesiz ki, Gazzeli mazlum çocukların kanı, terör çetesini boğacaktır.
Biz cihad yoluna revan olursak, zillet elbisesi yırtılacak ve İslâm Ümmetinin istikbalini ve ufkunu karartan bulutlar dağılacak ve ufkumuz aydınlanacaktır. Cihadı unuttuğumuz için ellerimize kelepçe, ayaklarımıza prangalar takılmış ve tutsak olmuşuz. Cihadı ve şehadeti kuşandığımız gün, özgürlüğümüzü kazandığımız gün olacaktır. Yerin altını şehid kanı ile doldurduğumuz gün, Aziz ve Celil olan Allah, yeryüzünün hakimiyetini bize verecek ve insanlığı adalet kuşatacaktır.