İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
    • 260.SAYI
    • 261.SAYI
    • 262.SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Zevkperizme karşı zikre sarılmak

2019-11-19
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

İnsanın dış düşmanlarının yanında bir iç düşmanı var ki o düşmana “nefis” denir. Nefis, insanın inandığı sınırları aşmasına yol açacak kadar hırslanmasının, arzularının aklına galebe çalmasının, arzularını zararına olduğunu bildiği hâlde durduramamasının sebebidir veya o yöndeki hâlinin timsalidir.  İnsanın beşer (hayvansal) yanından gelen nefis, onu yücelten nuru (doğru akıl ve izanı) izale ederek onu bazı beşeri (hayvansal) hâllere sürükleyebiliyor. İnsan, gücünü arzudan (aşırı i isteklenme hâlinden) alan nefis karşısında zorlanır. Zira nefsin şanı, zevkine uyanı bulup da engelle karşılaşmadığında helal haram farkı gözetmeksizin arzu etmesi ve insanı o arzu ile yönlendirmesidir. Bulmadığında ise insanın bütün vazifelerini yapmasını engelleyecek kadar onu arayışa sevk etmesidir. Ki her iki hâl de hayvansaldır, bazı hayvanlarda görülen durumlardır. Bu hayvansal hâl, herhangi bir kışkırtıcı olmadan da işler ama kışkırtıcı söz konusu olduğunda onu zapt etmek, bazı maddi ve manevi tedbirler gerektirir. Kaynağı ilahi olan ve gayesi kulları kullara kul olmaktan kurtarmak olan din, insanı maneviyata yöneltir; onun maddi (beşeri/hayvansal) yönünü kontrol altına alır; insanî (manevi ve aklî) yönünü güçlendirir. Din, nefsi kontrol altında tutacak maddi ve manevi önlemler geliştirir, insanı nefsine karşı güçlendirir. Kaynağını kulları kendilerine kul etmek isteyen kullardan (tağut ve onların yardımcılarından) alan beşeri nizamlar ise insanın yüceliğini, ona bahşedilmiş nuru yok etmek için dikkatini beşeri (hayvansal) yanına yöneltir. Onu ısrarla manadan maddeye indirmek, dolayısıyla onun kullara kul olma yanını reddeden faziletini imha etmek için onu beşeri (hayvansal) yanlarına sürükler. İlahi bir nizam olmakla din, her tür çıkarın üzerindedir. İnsanın arzularındaki aşırılığı sorun olarak görür ve o sorunu insan aleyhindeki hiçbir çıkarı gözetmeksizin gidermenin yolunu gösterir. Kendilerini insanların ilahı konumuna çıkarmak isteyen tağutların ve onların danışmanlarının üretimi olan ideolojiler ise insanın arzularını ondan çıkar elde etmek ve nihayetinde o yolda onu kullaştırmak için imkân bilir. Din, her tür israfı, gereksiz harcamayı, ölçüleri aşmayı yasaklar. İdeolojiler ise kendilerine sermaye kazandıracak ve nihayetinde insanı maddi ihtiyaçlarının kulu hâline getirecek harcamaları teşvik eder. Arzu (talep), harcamayı artırır. Harcama, insanı muhtaç yapar ve muhtaçlığın dip hâli insanı maddiyat nezdinde kullaştırır. Bunun için dinin aksine ideolojiler, arzuları kışkırtır, azdırır. İnsanın arzularını ne kadar azdırabilirse onu o kadar yüceliğinden uzaklaştırıp kendisine kul yapacağını bilir, bu yolda sınır tanımaz. Örneğin, kapitalist nizamlar, insanın mal dahil bütün yanlarıyla ilgili arzularını azdırmaya çalışır. İnsanın arzuları azdıkça kapitalist kazanır ve insanı kendisine bağımlı hâle getirir. Sosyalist ise insanın malla ilgili arzularını sınırlandırma iddiasında olsa da şehevi arzularını sonuna kadar azdırarak onun insanı yüceliği açısından niteliksizleştirip özgürlük adına kendisine bağlar. Zevkperizm Bir İdeoloji Gibi Tasarlanmıştır İdeolojiler, yaratıcı değildir; hayata hiçbir şeyi sıfırdan eklemiş değillerdir; insanın var olan zaafiyetlerinden yararlanırlar. Nefis, kadimdir; insanın fıtratında vardır; ideolojiler vücut bulup insanlığın iktidarını ele geçirmeden önce de insanın nefisle sorunu vardı. Dolayısıyla insanın nefsiyle imtihanı ideolojilerin ürünü değildir. İdeolojilerin bu soruna kattığı yenilik, nefsin azdırılmasının bir programa bağlanmasıdır. Hatta Batılıların “hedonizm” dedikleri nefis azdırıcılığı, tam tercümesiyle “zevkperizm” başlı başına bir ideoloji gibi tasarlanmıştır. Dünyaya hükmetmek isteyen güçler oturup sosyalizmi kurguladıkları gibi çağdaş nefis azdırıcılık/zevkperizmi de bir program doğrultusunda kurgulamışlardır. Bugün o kurguyu yapanları biliyoruz, onların bunu hangi amaçla yaptığını da biliyoruz. Adını bu mübarek sayfalarda anma gereği duymadığımız o melunlar, insanın ruh halleri (psikolojisi) üzerinde sözde bir hekimlik dalı gibi çalıştılar, dıştan bir bakışla insanın çözülmemiş sorunlarını çözmek için uğraştılar; hakikatte insanın maddi yönüne yönelen ideolojilere azmış arzu desteği icat ettiler. Onlar, insanı bireysel olarak tedavi eder görünürken gerçekte insan soyunun tümünü hasta edecek üretimler yaptılar. Zevkperizm, beşeri ideolojilerin imha etme ve itaat altına alma gücünü artırsın, insanı Allah’a kulluktan daha çok uzaklaştırıp kullara kul olmaya daha çok yaklaştırsın diye onlar tarafından görünmez bir silah olarak üretildi. İnsanın nefsini azdırmak… İsteklerini ona düşman kılmak… Zevk peşinde koştururken esir alıp köleleştirmek… Bunu yapandan daha zalim, daha aşağılık ama bir o kadar da sinsi kim olabilir? İnsanlık İdeolojilerden Kurtulurken Zevkperizme Kapıldı İnsanlık, sosyalizm gibi ideolojileri yenerken beşeri ideolojiler çağının sona erdiğini, onlardan pişman ayrılan insanların Rablerine döneceğini zannetti. Zalimce, aşağılıkça ve sinsice hazırlanmış zevkperizm yedek tuzağını hiç düşünmedi. Oysa sosyalizm gibi ideolojilere kapılanlar, aynı zamanda zevkperizme esir olmuşlar hatta zevkperizm üzerinden o ideolojilere geçiş yapmışlardı. Onlar, sosyalizm gibi ideolojileri terk edince zevkperizmle baş başa kaldılar. Bunun için dün sosyalist diye bildiklerimiz ve diğer ideoloji sahipleri bir anda karşımızda zevkperest olarak göründüler. Dün, ideolojik yanları onların zevkperizmini örtüyordu. Bugün o ideolojik yandan soyutlandıklarında geriye sadece zevkperestlikleri kaldı. Üstelik onlar, sadece zevkperestlikle kalmadılar, ellerinde bir şey kalmayınca zevkperizmin boş bir yayıcısı oldular hatta zevkperizmin ticaretini yapmaya başladılar. Bunun için ideolojiler sonrasında zevkperizm, çağın yaygın hevası/akımı hâline geldi. Bunun için inancımız, akidemiz ve fikirlerimizle kapıdan kovduğumuz ideolojilerin yerinde bir anda zevkperizmi bulduk. İdeolojilerin bir görünürlüğü vardı, aklı bozma gibi bilinen bir hâli vardı. Onlardan farklı olarak zevkperizmi hem sinsiliğinden geç fark ettik hem onun karşısında bir anda ne yapacağımızı bilemez olduk. Zira Müslümanlar olarak yıllar yılı bütün yatırımlarımızı fikre yapmıştık; zevkperizm de bir fikir olmayınca ona karşı kendimizi bu zehirli silaha karşı aniden donanımsız bulduk. Ne yapılmalı? İslam hiçbir konuyu çözümsüz bırakmamıştır. Şöyle bir şaşkınlığımızı atıp da dertlere karşı deva müktesebatımıza baktığımızda elimizde devasa bir zevkperizm karşıtı ilaçlar olduğunu görüyoruz. Zevkperizm, nefis ile alakalıdır ve nefis terbiyesi için hazır duran devasa bir hazinemiz vardır. Sorunları çözüm yöntemimiz gayet nettir: İlim, irade ve kudret. Önce, zevkperizm hakkında bilgilenmeye ihtiyacımız vardır. Çağımızdaki zevkperizm dalgasının tabii bir dalga olmadığını, insanın zaman zaman farklı sebeplerle kapıldığı bir hevadan farklı olduğunu bilmek ve bildirmek (tebliğe etmek) gerekir. Ardından zevkperizme karşı mücadeleye niyetlenmek gerekir ki niyet iradenin başlangıcıdır. Niyet etmek, hem kast etmektir, hem planlamaktır ve dolayısıyla zaferin sağlam tohumunu atmaktır. İrade etmek, aynı zamanda amel etmektir. Sözle yetinmeyip iş görmektir. Kudret ise bir yanıyla irademizden kaynaklanan azimdir; diğer yanıyla imkânlardır. Bizde azim olunca ilim, bize imkânlarımızın çok olduğunu gösterecektir. Ama nihayetinde zevkperizm, fikri bir hâl değil, ameli bir hâldir, ona karşı amelle donanan mutlaka muzaffer olacaktır. İdeolojilerin güçlü yanı örgütlenmeydi, zevkperizm ise gücünü fertleri bireyselleşmekten, topluluklardan uzaklaşmalarından ve uzaklaştırılmalarından alır. Ona karşı amel ederken güçlenmenin yolu, bireysellikten uzaklaşmaktır. Bir topluluğa dahil olup topluluk zırhıyla zırlanmak, ardından amellere sıkıca sarılmaktır. Bu, zorlu bir mücadeledir.“Mücâhid, yüce Allâh’a itaat yolunda nefsinin isteklerine karşı mücadele eden kimsedir.” (Ahmed bin Hanbel, VI, 22) Bu zorlu mücadele ancak topluluk desteği alınarak yapılabilir. Öte yandan zevkperizmin esası gaflettir. Zevkperizm, kişilerin çağın karmaşası karşısında boşluğa düşmelerinden yararlanarak onları avlar, etkisine alır, hiçleştirir. Başka bir ifadeyle kişiler bunalımlarından kurtulmak için zevkperizme yönelirler. Zihinlerindeki sorular, karşılık bulmadığında, çağın zorlukları onları sıkıştırıp ruhlarını daralttığında insanlar zevkperizme av olmaya müsait hâle gelirler. Gaflet ve anlamsızlık bunalımına karşı en büyük ilaç ise kişinin Rabbini hatırlaması, onunla bağını ihya etmesidir. Kişinin Rabbini hatırlaması ise zikirdir. Zikrin başı, farz amellerdir. Ancak farz amellerimizdeki noksanlarımız ve karşı dalganın büyüklüğü, bizi sünnet olan amellere muhtaç kılar. Farzların ardından sünnet amellere sıkıca sarılmak gerekir. Çağın zevkperizm şiddeti karşısında bilinen sünnetlerin yanında bir de hadis-i şeriflerde tavsiye edilen ya da meşayih ve takva ehli alimlerimizin pratiklerinde görülen zikirlere ihtiyaç vardır. Kişi, bu ameli hal içinde bulunurken bir de kendisine Rabbini hatırlatan kardeşleri ile topluluk içinde/cemaat hâlinde bulunursa Allah’ın izniyle zevkperizmden emin olur. Bu emin hâli başkalarına da lisan ile ve lisan-ı hâl ile duyurduğunda aynı zamanda mürşid olur, yol gösteren olur, çağın tağutlarına karşı tebliğ ehli bir mü’min olur. Salt amelle donanmak, şeytan ve onun çağlara uygun hileler geliştiren dostlarına karşı kendini savunmaktır, kalelere sığınmaktır. Hep savunmada olanın daima kaybetme ihtimali vardır. Savunma ile yetinmeyip tebliğ etmek gerekir ki bu da şeytan ve dostlarına karşı hücumda olmaktır. Hücumda olan daima bir adım öndedir. Yüce Allah buyuruyor: “Kalpler ancak Allah'ın zikriyle mutmain olur.”(Ra’d, 28) “Allah’ı çokça zikredin ki felaha eresiniz.” (Enfal, 45) “Öyle insanlar vardır ki ne bir ticaret, ne bir alışveriş onları Allah’ı zikirden, namazı kılmaktan, zekatı vermekten alıkoyar.” (Nur, 37) Resûlullah sallallahü aleyhi vesellem, "Sizden önde gidenlere yetişebileceğiniz, sizden sonra gelenleri geçebileceğiniz, sizin yaptığınızı yapanlar dışında herkesten üstün olacağınız bir şeyi haber vereyim mi?" diye sordu. "Evet, söyle yâ Resûlallah!" dediler. Resûl–i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Her namazın ardından otuz üçer defa Allah’ı tesbih eder, O’na hamdeder ve tekbir getirirsiniz.” (Buharî, Müslim) Şeyh Abdulkadir-i Geylanî Hazretleri, ne güzel buyurmuşlar: “İnsanları irşâd etmek, lâfla değil, gönülden hâlis bir inanış ve iştiyakla gerçekleşir. Yine bütün bunlar; halvet, ibadet, zikir, riyâzat ve murâkabe ile alınacak neticelerdir. Yoksa, şekilcilikten ve gösterişten öteye geçmeyen ve ruha asla işlemeyen birtakım davranışlarla elde edilecek neticeler değildir.” Ebû Ali Dekkâk da şöyle buyurmuşlardır: “Kim zikirden yoksun kalırsa Allah’a velayetten azledilmiş olur. Allahu Teâlâ’yı kalp ile anmak müridlerin kılıcıdır. O kılıçla; düşmanlarıyla savaşır ve onunla kendilerine kast eden belaları def ederler. Gerçekten bela kulu saptırınca, kul kalbi ile Allahu Teâlâ’ya sığınır ve Allahu Teâlâ da hoşlanmadığı her şeyi ondan uzaklaştırır.” Mevlâna Halid-i Bağdâdî Hazretlerinin yolundan gidenler, “Kim Kur’an-ı Kerimi okuma, zikretme, naat okuma, ilahi söyleme, vaaz etme veya bir şey anlatma gibi sebeplerden bir sebebe veya davranışlardan bir davranışa dayanarak Allah’a yaklaşırsa o kişinin konuşması zikir, ders vermesi zikir, fıkhî meselelerle uğraşması zikir, nasihat etmesi zikir, Allah’ın göklerdeki ve yerdeki ayetlerini, gücünü, kuvvetini, yüceliğini, azametini, düşünmesi zikir, onun kendisine emrettiği şeye boyun eğmesi, kendisine yasak kıldığı şeylerde çok hassas olması zikirdir.” demişlerdir. (Hüseyin Hilmi Dağıstanî’nin tavsiyeleri) Ne var ki salt ilimle uğraşmak, insanı nefis belasından, zevkperizmden tek başına korumaz. Hatta kimi zaman ilimden kaynaklanan bunalım, bizatihi insanı nefsini tatmin arayışına, zevkperizme yöneltebilir. Mevlâna Hâlid-i Bağdadî Hazretleri, büyük bir alim olduğu hâlde ilimle uğraşmakla tatmin olmamış ve zikre sarılmıştır. Ona göre en faziletli ibadet, bozuk kişilerin düşüncelerinden kurtulup sahih bir akideye sahip olarak farzları yerine getirmek, sonra ilimle birlikte hafi (sessiz, gizli) zikre devam etmektir. O, Süleymaniye şehrinde görevlendirdiği kardeşi Mahmud Sahib’e yazdığı bir mektupta “Her zaman kalbî zikir ve murakabe üzere bulun. Yürürken dahi bunları uygulamaktan geri kalma!” diye tavsiyede bulunmuştur. Mutasavvıflar murakabeyi açıklarken ilgili ayetlere ve Hz. Peygamber’in ihsanı, “Allah’a O’nu görüyormuşsun gibi ibadet etmendir” şeklinde tarif etmesine (Buhârî, “Îmân”, 37; Müslim, “Îmân”, 1-7) atıfta bulunurlar. Halidî yolda murakabenin bir yanı da kişinin kendisini aynı zamanda mürşidinin; o yolu cemaat üzerine ihya eden İmam Hasan el-Benna ve Üstad Bediüzzaman’ın yorumunda ise aynı zamanda bağlı olduğu topluluğun denetiminde görmesidir. Zikrin etkili olmasının yolu ise zühddür. Yani lüks hayattan kaçınmaktır. İlim, şuur, zikir ve zühd buluşup kişiyi aynı zamanda kardeşleriyle buluşturduğunda, kişi bir topluluk bağı ile birlikte bulunduğunda Allah’ın izniyle zevkperizmden emin olur. Rabbim bizi şuur, ilim, zikir, murakabe ve zühd ehli kılsın inşaallah…
Dr. Abdulkadir Turan

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS