Yetimler hakkında insanı dehşete düşüren bir açıklama... Dine yalan diyen kim? Bu soruya yüzlerce cevap verilir. Yüce Allah, “Yetimi itip kakan kim ise dini yalanlayan odur” cevabını uygun bulmuş bu surede.
Bu cevap, İslam ile şefkat ve bir sonraki ayet-i kerime (Yoksulu doyurmaya teşvik etmez) ile birlikte İslam ile sosyal adalet arasındaki ilgiyi açık seçik ortaya koyuyor.
Dini yalanlayan, yetime kaşı şefkatli olmaz, dini yalanlayan yoksulu doyurmaya teşvik etmez. O halde dini doğrulayan (mü’min), yetime karşı şefkatli olur, yoksulu doyurmaya teşvik eder.
İslam, yetimlerin yanındadır. Ya yetimler nerede? Onlar, İslam için nerede duruyorlar?
İslam, yetimlerin seyyidi Hz. Muhammed Mustafa (S. A. V.)’nın dinidir. Bu dinin önderi yetimdir ve yetimler bu dine önder olmuşlardır.
Tarih boyunca yetimlerin İslam önderliğinde çok özel bir yeri vardır. Özellikle İslam’ın kriz dönemlerinde, ihyaya gereksinim duyulan süreçlerde neredeyse hep bir yetim çıkmış ve İslam’ın ayaklar altına alınmasına engel olmuştur.
İmam Gazalî Hazretleri bir yetimdir. Onu bir anne yetiştirmiş. İmam’ın asrında Müslümanlar gaflete düşmüştü; bilenleri felsefe ve karşılıksız fıkıh meseleleri ile zaman geçiriyor; bilmeyenleri birbirini vuruyordu. Yönetenleri entrika peşindeydi, yönetilenleri yok hükmünde.
Müslümanlar bir çıkış yolu, Peygamber (S. A. V.) varisi bir ihya önderini gözlüyordu. İmam Gazalî, hayat yolunda büyümüş, yoksul iken zengin olmuş, toplumun alt tabakasına mensup iken dünyanın en güçlü devletini yöneten halife ve sultanın meclisinde oturabilir konuma çıkmıştı.
Dünyevi bir bakış açısıyla İmam için her şey yolundaydı. Ona düşen sırmalı kıyafetler içinde ipek sergilere basıp medresesine gitmek, halife ve sultanın konumunu güçlendirmekti. Buna karşılık onlardan alacağı makam, şöhret ve paraydı.
İmam, ümmetin hâline baktı, öz hayatını yadırgadı. Bağdat’ı terk etti, Şam ve Filistin’de inzivaya çekildi. Kitap çoğaltarak geçimini sağladı, helal rızıkla beslenip büyük işler düşündü, inzivası tamamlandığında halka döndü, hakkı anlattı, çağını ve çağından sonrasını uyandırdı. Bir yetim, yetimlerin serveri Hz. Muhammed Mustafa’nın (S. A. V.) yolunu ihya etti.
Üstad Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretleri, bir yetimdir. Küfür cephesi İslam’a karşı imha savaşı başlatmıştı. Üstad, bunu ilk fark edenlerdendi. Aldatmayı gördü. Dönemin pek çok kişisi gibi gözlerini kapatabilir, Ankara’da bir makam edinebilirdi. Üstad, buna “Hayır!” dedi.
Üstad’ın “Ben seksen sene ömrümde, seksen bin zatlardan ders aldığım halde, kasem ediyorum ki, en esaslı ve sarsılmaz ve her vakit bana dersini tazeler gibi, merhum validemden aldığım telkinat ve manevî derslerdir ki, o dersler fıtratımda, adeta maddî vücudumda çekirdekler hükmünde yerleşmiş. Sair derslerimin o çekirdekler üzerine bina edildiğini aynen görüyorum. Demek, bir yaşımdaki fıtratıma ve ruhuma merhum validemin ders ve telkinatını, şimdi bu seksen yaşımdaki gördüğüm büyük hakikatler içinde birer çekirdek-i esasiye müşahede ediyorum.” diyerek muallimeliğini anlattığı annesi Nuriye’nin onun belleğine yerleştirdiği hamiyetle yüce Allah’ın dinini ayakta tutmaya vesile olmanın yolunu aradı. Bir yetim, yetimlerin serveri Hz. Muhammed Mustafa’nın (S. A. V.) yolunu ihya etti.
Şehid Seyyid Kutup, bir yetimdir. Seyyid’in önüne dünya hayatı çıktı. Bilginin ve edebiyatın kapısı ona açıldı. Büyük bir bilim adamı veya edebiyat adamı olabilirdi. Ama yüce Allah, o yetime yetimlerin serveri Hz. Muhammed Mustafa (S. A. V.)’nın yolunu sevdirdi. Canına kast edileceğini bile bile en gür şekilde küfre “Hayır!” dedi. Bir yetim, yetimlerin serveri Hz. Muhammed Mustafa’nın (S. A. V.) yolunu ihya etti.
Sadece âlimler midir bu ümmetin yetim önderleri? Hayır, hareket önderlerinin çoğu da yetimdir. O yetimler, yetimlerin serveri (S. A. V.) yolunda yürüyerek toplumları için hayır kapılarını açtılar.
Aliya İzzetbegoviç, bir yetimdir. Komünist Yugoslav iktidarı, Arnavutluk’ta iyice zayıflayan İslam’ı Bosna’dan da atarak Avrupa’nın bağrından koparmak istedi. Aliya bir alim değil, bir avukattı. Ama o saliha bir annenin talebesiydi. “Rahmetli annem çok dindar bir kadındı ve dine olan bağlılığımı (en azından kısmen) ona borçluyum. Sabah namazlarına tam vaktinde kalkardı. Beni de kaldırırdı ki ben de Haciyska Camii’ne gidebileyim. 12-14 yaşlarındaki bir çocuk olarak tabiidir ki biraz tereddüt ederdim kalkma konusunda. Ama eve daima mutlu dönerdim. Yaşlı İmam Mujezinoviç ikinci rekâtta daima, Kur’an’ın harika surelerinden olan Rahman suresini okurdu. Taze bahar sabahındaki o cami, sabah namazında okunan o Rahman suresi ve civardaki herkesin kendisine saygı duyduğu o âlim, uzun yıllar öncesinin sisleri arasında görebildiğim en güzel görüntüleri oluşturmaktadır.”
Bir yetim, Bosna’da, Avrupa’nın bağrında yetimlerin serveri Hz. Muhammed Mustafa’nın (S. A. V.) yolunu ihya etti.
Cehar Dudayev, bir yetimdir. Ruslar, Kafkas halkları arasında İslam’a sadakatleri ve küfre karşı kıyamları ile bilinen Çeçen halkının İslamî yanına karşı Sovyet döneminde verdikleri savaşı, Sovyet sonrasında da sürdürmek istediler. Cehar Dudayev buna “Hayır!” dedi. O henüz yedi yaşında iken babasını yitirmişti. Ama kendi öz ifadesiyle annesinin yetiştirdiği, belleğine iman ve İslam onurunu yerleştirdiği bir askerdi. “Ben, annemin kucağında Müslümandım.” “Namaz kılmayı ve Kuran okumayı okul öncesi ve okul sırasında annem ve diğer büyüklerimden öğrendim. Düzenli bir dini eğitim almam imkânsızdı ve zaten yasaktı. Çocukluğumda geceleri yatakta, annem okur, ben tekrarlardım. Namaz surelerini böyle öğrendim. Allah’ın birliğine, Hz. Muhammed Aleyhisselam’ın onun kulu ve resulü olduğuna kendimi bildim bileli iman etmiştim ve bu imanımı o günden bugüne Allah’a çok şükür, muhafaza ettim. Bu inancım sayesinde ateist okulların ve komünistlerin etkisinde kalmadım. İnanıyorum ki inanç insanların mücadele gücüdür. Toplumların birlik ve beraberliğini sağlar. Cumhurbaşkanı seçildiğimde kendime taraftar toplamak için değil, inandığım için yemin törenimi İslam’a göre yaptım ve Kuran-ı Kerim üzerine yemin ettim. Bu vesileyle Yüce Allah’a hamd ediyor, bu iman ve inançla ona kavuşmamı bana nasip etmesini niyaz ediyorum.” diyen Dudayev, yetimlerin serverinin (S. A. V.) yoluna girdi. Bir yetim Çeçen dağlarında, yetimlerin serveri Hz. Muhammed Mustafa’nın (S. A. V.) yolunu ihya etti.
Daha nice yetim vardır, burada anılmayan... Onlar hep yetimleri itip kakanların dinden uzak olduğunu gördüler, yetim kalarak babanın önderliğinden yoksun kalanların Hz. Muhammed Mustafa’nın (S. A. V.) önderliğiyle ihya olacağını gördüler, ihya oldular ve toplumlarını ihya ettiler.
Yüce Allah buyuruyor:
“...Bir de sana yetimleri soruyorlar. De ki: ‘Onların durumlarını düzeltmek hayırlıdır...” (Bakara 220)
“İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz(den ibaret) değildir. Asıl iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere iman edenlerin; mala olan sevgilerine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, (ihtiyacından dolayı) isteyene ve (özgürlükleri için) kölelere verenlerin; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, antlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirenlerin ve zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda (direnip) sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır. İşte bunlar, doğru olanlardır. İşte bunlar, Allah’a karşı gelmekten sakınanların ta kendileridir.” (Bakara 177)
Yetimlerin Serveri (S. A. V.) buyuruyor:
"Kendi yetimini veya başkasına ait bir yetimi himaye eden kimseyle ben, cennette şöyle yan yana bulunacağız."
Hadisin ravisi Malik b. Enes, -Peygamber Aleyhisselam`ın yaptığı gibi- işaret parmağıyla orta parmağını gösterdi.”
(Buhârî, Talâk, 25, Edeb, 24; Müslim, Zühd, 42)
Yetimlere sahip çıkmak, yetimlerin serverinin (S. A. V.) yolunda olmanın bir gereğidir.
Abdulkadir Turan / İnzar Dergisi – Nisan 2015 (127. Sayı)
Dr. Abdulkadir Turan