İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
    • 260.SAYI
    • 261.SAYI
    • 262.SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

YAZAR VE İLAHİYATÇI MUSTAFA KASADAR İLE RÖPORTAJ: GAYE SAHİBİ OLMAK

2021-12-24
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Yılın son ayı olan Aralık ayı röportajımız, her sayıdaki gibi dosya konumuzla uyumlu bir röportajdır. Yazar ve aynı zamanda ilahiyatçı olan Mustafa Kasadar ile gerçekleştirdiğimiz bu röportaj “Gaye sahibi olmak” konuludur. Mustafa Kasadar; yıllarını konferanslar ve seminerler vererek, kitaplar yazarak, öğretmenlik yaparak geçiren değerli bir hocamızdır. Birikim ve tecrübelerinden faydalandığımız biri olarak fikir ve görüşlerinden siz okuyucularımız için yararlandık. Buyurun röportajımıza…  Sizi tanıyabilir miyiz hocam?  Ben 1965 yılında Erzurum’un Oltu ilçesinde doğdum. 1984’te İmam Hatip Lisesinden, 1988’de İlahiyat Fakültesi’nden mezun oldum. İstanbul ve Erzurum’da Medrese tahsili görüp icazet aldım. 1987 yılında Ravza Yayınları’nı kurdum.   Halen bu Yayınevi’nin editörlüğünü yürütmekte ve Milli Gazete’de köşe yazarlığı yapmaktayım. Yayınlanmış telif ve tercüme kitaplarım mevcuttur. Evli ve 7 çocuk babasıyım. İnsanın yaratılış gayesi nedir hocam?  İnsan, yeryüzünde Allah Teâlâ’nın en şerefli mahlûk olarak yarattığı ve kendisine “yeryüzü halifeliğini” verdiği varlıktır.  “Hani Rabb’in meleklere `ben yeryüzünde bir halife yaratacağım’ demişti.” (Bakara, 30) ayet-i kerimesi bu hususa işaret eder. Dolayısıyla insandan istenen asıl amel budur, yani yeryüzünde “Allah’ın halifesi” olmaktır. Bu görev, hayatın bütün evrelerini ve kendisine yüklediği bütün görevlerini kuşatır. Bu görev; günlük, haftalık ve yıllık olarak yerine getirdiğimiz namaz, oruç, hac gibi ibadetleri kapsadığı gibi yeryüzünün imarını, burada Allah Teâlâ’nın koymuş olduğu şer’i yasaların egemen olmasını sağlamayı da kapsamaktadır.   Allah Teala’ya kul olan, kula kulluk zilletinden kurtulur. Bu dünyada bulunuş gayesini, yalnızca süfli isteklerinin karşılandığı adi ve bayağı bir yaşantı olmaktan çıkarır. İnsan Allah’ın davasına sahip çıktıkça dünya hayatının kendisine sunduğu nimetleri basit birer araç olarak görür ve bunları hedef ve gaye edinmekten tiksinir. Zira, sadece nefsin anlık ihtiyaçlarını karşılamaya matuf olan bu nimetler, ulvi gayeler karşısında çok cılız ve anlamsız kalır.  O halde mesele, “gaye insanı” olmakta yatmaktadır. Aslında görevimiz çok basittir. Bize düşen neticelerle ilgilenmek değil, üzerimize yüklenen ibadet görevlerini yerini yetirmek; iyi bir kul olmaktır. Sonuç ister beklediğimiz gibi çıksın, isterse tersi istikamette olsun, kulun kaybettiği bir şey yoktur. Zira görevini yapmış olmanın huzuru içerisinde mükâfatını garantilemiştir. Artık bundan ötesi onun sorumluluk alanı dışındadır. Bu çerçevede gaye sahibi olmak denince ne anlıyoruz hocam?  Bir hadis-i şerifte mealen şöyle buyuruluyor: “Kim ahiret hayatını tek hedef haline getirirse Allah Teala, onun dünya hedeflerini gerçekleştirir. Kim de dünyalık için birtakım hedefler peşinde koşarsa Allah Teâla onun nerede ve ne şekilde helak olacağına aldırmaz.” (Beyhaki, Şu’abu’l İman, c.7, s.289) Evet, dünya hayatını asıl maksad edinenlerin sonu bu dünyada da ahirette de zillettir. İman sahibi olmak gaye sahibi olmayı da gerekli kılar. Nitekim “İmansız olan paslı yürek, sinede yüktür” mısrasında Mehmet Akif, bu hakikate çok veciz bir şekilde işaret eder. Gayesizlik çaresizliktir, hiçliktir. Gayesizliğin neden olduğu maddi/manevi sorunlar ekseninde Z kuşağı hakkında ne dersiniz?  Çağımız birçok alanda çok ileri keşiflerin yapıldığı bir çağ olmanın yanında aynı zamanda da bir bunalım çağıdır. Ben Z kuşağı denen günümüz gençliğine çok büyük bir anlam yüklemiyorum. Zira tek yönlü, hormonlu bir şekilde zihni doldurulan, bazı şeyleri çok erken öğrenen; ama insanı insan yapan değerleri hiç gündemine almayan, içine kapalı, egosu yüksek, sosyalleşmemiş bir gençlik… Maddi anlamda her şeyi karşılanan; ama hiçbir şeye doymayan, birçok insani duygu ve düşünceden kendisini soyutlamış bir biyolojik varlık. İletişim araçlarının esiri olan bu kuşak, kendinden önceki nesille yani ebeveynleri ile çatışmakta, onları kendilerini anlamamakla suçlarken kendisi onları anlamayı aklına bile getirmemektedir. Bu bir şımarıklıktır ve bu şımarıklığın birinci müsebbibi, varını yoğunu çocuklarına harcayan ve adeta onları kutsallaştıran ebeveynlerdir.  Bizim kuşakta 12 yaşındaki bir genç anne-babasından cep harçlığı almaya utanır, 4-5 km uzaktaki okuluna yaya gidip gelirdi. Şimdilerde bakıyorum 25-30 yaşındaki delikanlılar iş beğenmediği için çalışmamakta, evde bilgisayar başında vakit geçirip çalışan anneden harçlık almaktadır. Bu yaptığı işin çok ayıp bir şey olduğunun farkında dahi değildir. İşte bu gayesizlik gençleri aynı zamanda hayattan koparan, aciz ve bakıma muhtaç bir varlık haline getiren en büyük hastalıklardan birisidir. Ümmet olarak hangi gaye ve hedeflere ihtiyacımız var?  Bugün İslam ümmeti olarak çok büyük imtihanlardan geçiyoruz. Ama çok şükür bundan yüz yıl öncesine göre daha iyi durumdayız. Zira en azından “yenilmişlik psikolojisini” üzerimizden atmış durumdayız. Yani bugün rahatlıkla şunu söyleyebiliriz ki; bütün İslam coğrafyasında artık herkes İslam’sız bir saadet olmayacağının şuurundadır. Zira yüzyılı aşkın bir zamandan beri yönünü döndüğü batı; kendisine, yoksulluk, umutsuzluk, çaresizlik, açlık, zulüm, kan ve gözyaşından başka bir şey getirmedi. Zaten yeryüzünde İslam’dan başka bir din ve Müslüman nesillerden başka da kendisini davasına adayan bir nesil kalmadı. Bunun için ben, gelecekten çok ümitliyim. İşte Gazze, işte Afganistan. Davasına sımsıkı sarılan nice az toplulukların nice çok ve güçlü topluluklara galip geldiklerinin bu çağdaki şahitleridir, delilleridir. O halde işimiz artık kolaylaşmıştır. Artık her alanda ve her cephede -kınayıcının kınamasından korkmayan- dünyaya meydan okuyacak yeni nesiller yetişmektedir. Zaten işin özü de budur. Yani, “nesil yetiştirmek”tir. Bu manada Musa (aleyhisselam)’ın İsrailoğullarını Tih çölünde 40 yıl dolaştırmasının hikmetini iyi anlamamız lazımdır. Gaye sahibi olarak Müslümanlar kendi gündemini nasıl oluşturmalı? Bizler öncelikle kendimizi gündelik sıcak gündemlerin dışında tutarak uzun yol yolcusu gibi teenni ve bir plan dahilinde hareket etmeliyiz. İttifak ahlakına çok önem vermeliyiz. Zira yol uzun ve karşımızdaki düşman çok büyüktür. Buna karşı mücadele ederken ihtilaf noktalarını değil, ittifak noktalarını önceleyerek Müslümanlar arasında bir gaye birliğini oluşturmalıyız. Evet, her cemaat kendi kuruluş gayesi/amacı doğrultusunda ana faaliyetlerini yürütmeli, ama aynı zamanda da her bir cemaat bir başkasının başka alandaki faaliyetlerine de fırsat sağlamalı, imkân tanımalıdır. Bu dar çerçevede böyle olduğu gibi evrensel ölçekte de böyledir. Örneğin Malezya Başbakanına bir soru soruluyor: “İslam ülkeleri Çin’in Doğu Türkistan’daki katliamlarına niye ses çıkarmıyor?” diye. Malezya başbakanı açıkça şöyle söylüyor: “Çünkü Çin çok büyük, ondan korkuyoruz.” Peki, Çin koca İslam dünyasından büyük mü? Asla. Zira Çin 1,4 milyar nüfusa sahip, İslam dünyası ise 2 milyar. Coğrafya büyüklüğü ise kıyas kabul etmez. Ama İslam ülkeleri 50 küsur devlet olunca ve de idarecilerinin birçoğu halkı temsil etmeyince bu sonuç çıkıyor.  Demek ki karınca misali kendi yolumuzda olmak ve ümmetin vahdetini sağlamak için çaba harcamak en önemli gündemimiz olmalıdır. Zaman ayırdığınız için Allah razı olsun. Teşekkür ederiz.        
İnzar Röportaj/Söyleşi

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS