“Ey iman edenler, size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah’a ve Resulü’ne icabet edin. Ve bilin ki muhakkak Allah, kişi ile kalbi arasına girer ve siz gerçekten O’na götürülüp toplanacaksınız.”
“Ey iman edenler, Allah’tan korkup sakınırsanız, size doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış (furkan) verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah büyük fazl sahibidir.”
Bütün hesaplarımız; Allah (Celle celaluhu)’ı hoşnut etmek, O’na (Celle celaluhu) razı olacağı şekilde iyi bir kul olabilmek, ölüm ve ötesindeki korkulardan kurtulup selamete çıkmak, ölüm ve ötesinde pişmanlıklar yaşamamak üzerinedir.
Yazdığımız kelimelerin, konuştuğumuz sözlerin ve dinlediğimiz hususların hepsi, birbirimize faydalı olmak ve birbirimizden istifade etmek içindir. Birbirimize nasıl faydalı olabileceğimizin ve birbirimizden nasıl istifade edileceğimizin hesabını yapıyoruz.
Bizim ve kardeşlerimiz için lazım olduğuna, fayda vereceğine, önem ve ehemmiyete sahip olduğuna, gereklilik ve lüzumuna inandıklarımızı yazıyoruz, konuşuyoruz ve hatırlatıyoruz.
Onun içindir ki; yazdığımız, konuştuğumuz, anlattığımız ve hatırlattığımız kelimeler, mahdut ve sınırlı olmakta, benzer ifade ve cümlelerden oluşmaktadır.
Bunun farkındayız ve bilerek yapıyoruz. Yazdıklarımız ve hatırlattığımız hususlar; mutlaka yapılabilen ve yapılması gereken, uygulanabilen ve uygulanması gereken hususlardır. Yapılıp uygulandığında, Rabbimizin razı olacağına; aynı zamanda hem kendimiz için hem de kardeşlerimizin, ailelerimizin, akrabalarımızın, dostlarımızın ve toplumumuzun dünya ve ahiretleri için saadet, selamet ve mutluluk vesilesi olacağına inanıyoruz. Bu ulvi düşünceden başka da hiçbir hesabımız yoktur elhamdulillah.
Ne ‘yazmak’ için yazıyoruz, ne de ‘yazıyor’ desinler diye yazıyoruz. Ne konuşmak için konuşuyoruz, ne de ‘konuşuyor’ desinler diye konuşuyoruz. Ne yapıyor görünmek için yapıyoruz, ne de ‘yapıyor’ desinler diye yapıyoruz. Bilakis yapmak, uygulamak, ferdi, ailevi ve toplumsal yaşantımızın pratiğinde göstermek için yazıyoruz, konuşuyoruz ve hatırlatıyoruz. Cenab–ı Allah her şeyimizi kendisi için kabul etsin. Riyadan ve kibre sapmaktan korusun.
Kardeşlerimizin en bariz ve başkalarından ayrılan özellikleri, pratikte kendilerini göstermeleri ve böylece hayırlı netice ve semere almaya vesile olmalarıdır. Söylenenlere uyma, öğrendiklerini yapma ve öğrettiklerini başta kendi şahıslarında gösterme konularında gayret içinde olmak, kardeşlerimizin belirgin vasıfları içinde yer almıştır. İslam dairesi içinde nefislerine hoş gelmese bile, faydalarına olduğu için kendilerine söylenenleri ve hatırlatılanları yapmaları ve pratikte göstermeye çalışmaları, kardeşlerimizi farklı kılan özelliklerinden biridir.
Bu güzel ahlak, yıllarca kendilerine tavsiye edilen ve bilgi sahibi olmak için değil, bizzat yaşamak için çokça okudukları Peygamber Efendimiz Aleyhisselatu Vesselam’ın siyerinden aldıkları ders ve Onun (Aleyhisselatu Vesselam) sîretinden aldıkları eğitimden kaynaklanmaktadır.
Yine her biri bizim için birer yıldız olan ve kendilerini takip ettiğimizde selamet sahiline çıkacağımıza inandığımız güzide Ashabın (Radıyallahu Anhum) hayatlarını bilgi sahibi olmak için değil, bilakis pratik hayatınızda yaşamak için okumuşsunuz, okutmuşsunuz ve biliyorsunuz.
Ashab–ı Kiram (Radıyallahu Anhum) belki günümüzün bazı insanları gibi okumamış ve yazmamıştı. Ama onların Hz. Peygamber Aleyhisselatu Vesselam’dan dinleyip öğrendiklerini ve Kur’an’dan okuduklarını yapmak için nasıl bir gayret içine girdiklerini ve nasıl teslim olduklarını okumuş ve okutmuşsunuz, öğrenmiş ve öğretmişsiniz, dinlemiş ve anlatmışsınız. İbadette, birbirleriyle ilişkilerde münafık ve kâfirlere karşı tavır ve münasebetlerinde, cihada çıkmada, taarruzda, savunmada, infakta, hâsılı her alanda ortaya koydukları altın tablolar hepimizin, hepinizin malumudur. Yani öğrenip yapmak, öğrenip uygulamak, öğrenip ortaya koymak onların ahlakıydı, onların vasfıydı.
Zaman zaman bazı aksaklıklar ve ihmalkârlıklar görülse bile; duyduklarını, öğrendiklerini, bildiklerini ve anlatılanları yapma, uygulama ve ortaya koyma gayreti, kardeşlerimizin de en bariz özelliklerinden birisidir. Kardeşlerimizin bu noktada olduğunu sadece biz söylemiyoruz. Sizi uzaktan duyanlar, bu özelliklerinizle tanımışlar; sizi görüp tanıyanlar, bu kanaatlere sahip olmuşlar ve sizi başkalarına anlatanlar, bu vasıflarınızı öne çıkarıyorlar. Çünkü sizi tanıyanlar, bilenler, duyanlar öyle görüyorlar.
İslamî hizmet için emek ve gayret gösteren kardeş ve bacılarımızın pratikleri, bu konudaki örneklerle, imrenilecek tablolarla, sahabe devrini anımsatacak sahnelerle doludur.
İslamî hizmetin aksamadan yürümesi, Kur’an-ı Kerim derslerinin devam etmesi, toplumun İslam üzerine yetişip Kur’an ahlakına dönmesi için kardeşlerimiz ne aile ne de dünya hesabını yapmadılar/yapmıyorlar. Diğer yandan da yaz tatilinde olmamız hasebiyle “Sizin en hayırlınız, Kur’an-ı Kerim’i öğrenen ve öğretenlerinizdir” hadisinde müjdelenen hayırlılardan olma şerefine layık olma gayretini de unutmamalıyız. Bir mevsime sığdırılan Kur’an eğitimi ve öğrenme konusundaki geçmiş gayretlerin bugünün temelini teşkil ettiğini de unutmuyoruz.
Bu ve benzeri güzel ve övülen hasletlerinizin devamı için yazılarımızda sürekli vurguladığımız hususlar vardır. Bu hususlar için hitap edilen ve muhatap alınan kendi şahsınız olmasa bile, size söyleniliyor ve sizden isteniliyormuş gibi anlamanızı, kendinizi kontrol etmenizi ve istenenleri yapmanızı hepinizden istiyoruz.
“Olsun… Olması lazım… Yapılsın… Yapılması lazım… Sorumluluğumuz bunu gerektiriyor… Müslümanlar böyledir, böyleydi, bunu yapmışlar... Böyle tavsiye edilmiş… Böyleydik… Böyle olmamız lazım” şeklinde söylenen her hitabı ve nasihati kendimiz için söylenmiş gibi kabul etmeliyiz. Aynı şekilde kardeşlerimizden, söylenen ve hatırlatılanların şu anda da olmasını ve yapılması gerektiğini, bunları hayatlarının her safhasında ve imkânları dâhilinde yaptırmaya çalışmalarını istiyoruz.
Müslümanların en büyük silahı, hiç şüphesiz duasıdır. Ama bizim duamızın güçlü olması, fiiliyatımızla desteklenmesiyle mümkündür. Kendimiz için, Müslümanların izzeti ve muzafferiyeti için, insanların dünya ve Ahiret hayatlarının mutluluğu için, İslam ümmetinin kurtuluşu için her yazımızın sonunda yaptığımız dualarımızı, bu nedenle fiiliyatımızla desteklemeliyiz. Kendi üzerimize düşen görevleri yerine getirmeden, kendi sorumluluk alanımıza giren tedbirleri almadan, payımıza düşen vazife ve mesuliyetlerimizi yapmadan Allah’tan istediğimizde, O’ndan gerekli karşılığı bulamayabiliriz. Cenab–ı Allah’ın dualarımıza karşılık vermesi için kendi üzerimize düşen vazife, sorumluluk, mesuliyet ve görevleri yerine getirip fert olarak payımıza düşeni layıkıyla yapmalıyız.
Çok okuyacağız, dinleyeceğiz, yerine göre hikmetle konuşacağız, ihtiyaç olduğu zaman yazacağız. Ama hepsinden daha da önemlisi çok yapacağız, çok emek sarf edeceğiz ve çok koşuşturacağız inşallah.
Hayırlılardan olmak için, seçkinlerin arasında sayılmak için, Rablerine teslim olmuşların arasına girmek için doğru yola ulaşmak ve ulaştırmak için, şeytan ve dostlarından korunmak için öğrendiklerimizi, öğrettiklerimizi, bizden istenilenleri yapmak için çok koşacağız ve çok koşuşturacağız. Hiçbir şeyimiz yazıda, konuşmada ve sadece dinlemeyle kalmasın. Her zaman, her yerde ve her işte yapma, yaptırma ve pratikte gösterme ahlakımız artarak devam etsin. Bu güzel ahlakımızla ve öğrendiklerimizi hayatımızda gösterme pratiğimizle örnek olmaya ve ders vermeye devam edeceğiz inşallah. Çevremizdeki insanlar, kendilerine İslam’ı tebliğ ettiklerimiz ve bizden sonra gelecekler bizi böyle görsünler, böyle değerlendirsinler, böyle tanısınlar ve bu yönümüzü örnek alsınlar.
Yüce Rabbimiz bütün kardeş ve bacılarımıza İslam’ı yaşama ve yaşatmada, Kur’an-ı Kerim’i öğrenip hayatına aksetmede, Allah’a ve Resulü’ne itaatte ve hak olan taifeye bağlılık noktasında Ashab–ı Kiramı örnek alıp onlar gibi yaşamayı; İslamî ahlak, edep, şahsiyet ve kişilik olarak İslam’ın ete–kemiğe bürünmüş hali olmayı nasip etsin. Âmin!
Allah’a emanet olun!