Yazımızın başlığına iyi dikkat ediniz; “yalan söylemeyin, gıybet yapmayın, haset etmeyin” demiyoruz, bunların haram olduğunu hepimiz biliyoruz. Biliyoruz, bizleri bu günahlardan sakındıran sayısız sohbet ve vaaz dinlemişiz ve dinlemeye devam ediyoruz, sayısız yazı okumuşuz ve bunlarla ilgili yüzlerce müstakil kitap mevcuttur.
Fakat maalesef yalan söyletmeme, gıybet yaptırmama, haset ettirmeme konusu fazla dile getirilmiyor.
Diyelim ki biz yalan söylemiyoruz ama bazen karşımızdakinin yalan söylemesine vesile olabiliyoruz, onu yalan söylemeye sürükleyebiliyoruz. Mesela suçunu itiraf etmek istemeyen birisinin üzerine üzerine varıyoruz ve sonunda ona yaptığı halde “yapmadım” dedirtiyorsanız buna biz vesile oluyoruz. Özellikle küçüklerimizi çoğu zaman bu pozisyona düşürdüğümüz oluyor.
İtiraf etmek istemeyen birisini itirafa zorlamak yanlış bir tutumdur. Hatasının ortaya çıkmasını istemeyen birisinin bu hatasını ortaya çıkarmaya zorlamak ister istemez onu inkâra, yani yalana zorlamaktır.
Alış verişlerimizde esnafın yalan söylemeye zorlandığına çokça şahit olmaktayız. Esnafa satın alacağımız ürünün maliyetini, geliş fiyatını sormak ve bu konuda zorlamak çok yanlış bir şeydir. Hesabımıza gelirse alırız, hatta pazarlığımızı da yaparız ama “bunun size gelişi ne kadardır” diye sorma hakkımız yoktur, esnafı yalan söylemeye zorlamaktır bu. Nitekim bazıları öyle bir geliş fiyatı ve kar marjı söylüyor ki buna hiç kimse inanmaz, yalan söylediği besbelli. Ama müsaadenizle bu yolu biz açıyoruz.
Gıybet konusunda da aynı şekilde dikkatli olmalıyız. Tamam, biz kimsenin gıybetini yapmıyoruz, bunun günahını biliyoruz. Fakat birilerinin gıybet yapmasına fırsat veriyoruz, karşımızdakinin kötü ağzını açıyoruz. Diyelim ki orada olmayan birisinin adını atıyoruz orta yere, birisinden söz ediyoruz; ama biz biliyoruz ki karşımızdaki adam o kişiden hiç hoşlanmıyor veya ondan bir kötülük görmüştür veya her zaman için birilerinin gıybetini yapan kişidir. Ve başlıyor bizim söz konusu ettiğimiz kişinin gıybetini yapmaya. Güya bu arada biz de gıybet yapmamış oluyoruz öyle mi?
Unutmayalım, bir takım insanları bazılarına karşı öfkeyle dolu, kurulmuş bir saat gibi olabilir ve siz o kişinin adını ortaya getirdiğiniz an artık sustur bakalım karşınızdakini susturabilirseniz.
Kısacası bir Müslüman olarak gıybete ortam hazırlamaktan da sakınmak durumundayız.
Hatta işi gıybetten de öteye götürüp orada olmayıp da sözü edilen kişiye gıyabında küfreden hakaret eden kişiler oluyor. Bunlara fırsat vermenin de bir hesabının, bedelinin olacağını unutmayalım.
Ayrıca şuna da dikkat edelim; sevdiğimiz ve iyi bildiğimiz insanların adını kötülerin yanında hiç anmayalım, orta yere hiç getirmeyelim, sonra pişman olur vicdan azabı çekeriz.
Başkalarını haset günahına sürüklememek konusunda da bize düşen bir şeyler de vardır zannediyorum. Düşündükçe buna dair örnekleri sizler de bulup çıkarabilirsiniz. Belki gıybet ve yalan konusunda olduğu kadar hasetçinin önünü alamayabiliriz, hasedini önleyemeyebiliriz ama yine de riya, gösteriş, şov gibi şeylerden uzak durarak bize düşeni yapmış oluruz.
Geliniz bunlara bir de hırsızlığı ekleyelim, yani birilerinin hırsızlığa sürüklenmesinde bizim katkımız olup olmadığına da bakalım. Gerçi birilerini hırsızlığa itelemenin çok çeşitli sebepleri vardır ama sadece bir tanesini şahit olduğum bir örnekle aktarmak istiyorum;
Mağazanın sahibi işe yeni aldığı tezgâhtarına müşteriler çıktıktan sonra;
“Bak yavrum, müşterinin istediği ürünü raftan ararken ve uzanıp alırken uzun müddet hiç arkana dönüp bakmıyorsun. Senin hiç dönüp kendisine bakmadığını gören o müşterinin aklında hırsızlık yapmak olmadığı halde şeytan onu dürtükleyebilir, hırsızlığa teşvik edebilir. Onun için raftan bir şey alıp verirken müşteriye arkanı tamamen dönmeyeceksin, onu görecek şekilde yarım döneceksin, bu kötü niyetli olmak ve herkesten şüphelenmek değildir” dedi. Gerçekten ben de hiç düşünmemiştim, takdir ettim iş yeri sahibini.
Başkalarını, özellikle çocukları hırsızlığa sürükleme konusunda bizlere düşen çok şey vardır.
Aslında bütün günahlar böyledir, günahkarı günaha düşürme konusu üzerinde çok durulmalıdır. Özellikle kadın erkek ilişkileri başlı başına bir alandır ve müstakil olarak ele alınmalıdır.
Müslümanlar olarak haramlara düşmemek için gösterdiğimiz çabayı başkalarının haramlara düşmesine vesile olma konusunda da göstermeliyiz.
Mehmet Göktaş
Mehmet Göktaş