“İnsanlardan bazıları da vardır ki inanmadıkları halde "Allah’a ve âhiret gününe inandık" derler.
Akıllarınca Allah’ı ve iman edenleri aldatmaya kalkışıyorlar; hâlbuki onlar farkında olmadan yalnızca kendilerini aldatmış oluyorlar.
Kalplerinde bir bozukluk vardır, Allah da onlardaki bozukluğu arttırmıştır. Yalan söylemeleri yüzünden, kendilerine acı veren bir azap da vardır.” (Bakara Sûresi, 8 - 10)
وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَبِالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَمَا هُمْ بِمُؤْمِن۪ينَۢ
يُخَادِعُونَ اللّٰهَ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُواۚ وَمَا يَخْدَعُونَ اِلَّٓا اَنْفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَۜ
ف۪ي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌۙ فَزَادَهُمُ اللّٰهُ مَرَضاًۚ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌۙ بِمَا كَانُوا يَكْذِبُونَ
Kur’an-ı Kerim, Fatiha suresini saymazsak evvel emirde insanları en genel hatları ile kısımlara ayırarak başlıyor.
Bunlar;
Kur’an-ı Kerim’i içlerinde hiçbir şek ve şüpheye mahal bırakmadan kendileri için hidayet rehberi kabul edip Kur’an’ın hidayet nurundan yararlanan muttakiler,
Bütün duyargalarını dış uyarılara kapatıp bir kütük kadar kapalı bir dünya görüşüne sahip kâfirler,
Omurgasız diyebileceğimiz bir karaktersizliğe sahip münafıklar;
Muttakileri en belirgin özellikleri ile tanıtırken onların kalbi, bedeni ve mali ibadetlerin en üstünüyle faal olduklarını,
Kâfirlerden söz ederken tüm alıcılarını kötürüm hale getirip dış uyarılara kendilerini kapatmış olduklarını,
Münafıklardan söz ederken ise en belirgin özellik olarak onların yalancılıklarını gözler önüne seriyor.
Münafıklar normal şartlarda kâfirdirler. Amellerin en üstünü kalbin ameli olan iman olduğu gibi en kötüsü de yine aynı şekilde kalbin ameli olan küfürdür. Ama ilginçtir ki Allah onlar için elem verici bir azabın olduğunu haber verirken küfürlerini değil yalancılıklarını sebep olarak ortaya koyuyor.
Mehmet Göktaş Hoca’nın Hz. Lut (a.s) kıssasının inceliklerine değinirken; “Her peygamber kavmine karşı davet görevini yerine getirirken her şeyden önce onları bir olan Allah’a ibadete davet ederken, Hz. Lut (a.s) kendi kavmini işlemekte oldukları çirkin fiili terk etmeye davet ediyor.” İzahını getirdiği gibi aynen öyle Kur’an-ı Kerim münafıkları hedef alırken küfürlerinden ziyade yalancılıklarını öne çıkarıyor. Ve bu yaptıklarının ne kadar çirkin bir şey olduğunu izah ediyor.
Üstad Bediüzzaman bu hakikate dikkat çektikten sonra hikmetini; yalanın ne kadar büyük bir cürüm olduğunu ifade ederek şu şekilde izah ediyor;
“Münafıkların azapları, mezkûr cinayetleri arasında yalnız "kizb(yalan)" ile alâkalandırılması, kizbin şiddet-i kubh ve çirkinliğine işarettir. Bu işaret dahi, kizbin ne kadar tesirli bir zehir olduğuna bir şahid-i sadıktır. Zira kizb küfrün esasıdır. Kizb nifakın birinci alâmetidir. Kizb kudret-i İlahiyeye bir iftiradır. Kizb hikmet-i Rabbaniyeye zıddır. Ahlâk-ı âliyeyi tahrib eden kizbdir. Âlem-i İslâm’ı zehirlendiren ancak kizbdir. Âlem-i beşerin ahvalini fesada veren kizbdir. Nev'-i beşeri kemalâttan geri bırakan kizbdir. Müseylime-i Kezzab ile emsalini âlemde rezil ü rüsvay eden kizbdir. İşte bu sebeblerden dolayıdır ki; bütün cinayetler içinde tel'ine, tehdide tahsis edilen kizbdir.”
Yalanın bu kadar tahribatlarının olduğunu izah ettikten sonra da bu ayetin en büyük ihtarının aslında Müslümanlara olduğunu ifade ediyor.
Üstad Bediüzzaman bu ayetin işaret ettiği hikmet doğrultusunda yalana karşı o kadar uyarıyor ki, zaruret halinde yalanın mazur görüldüğü durumlara bile temkinli yaklaşıyor. Kendi temkininin hikmetini de şu sözlerle izah ediyor;
“Evet, kat'î ve zarurî bir maslahat için bir mesağ-ı şer'î vardır. Fakat hakikata bakılırsa, maslahat dedikleri şey bâtıl bir özürdür. Zira usûl-i şeriatta takarrur ettiği vechile, mazbut ve miktarı muayyen olmayan bir şey, hükümlere illet ve medar olamaz. Çünki mikdarı bir hadd altına alınmadığından sû'-i istimale uğrar. Maahâza bir şeyin zararı menfaatına galebe ederse, o şey mensuh ve gayr-ı muteber olur. Maslahat, o şeyi terk etmekte olur. Evet, âlemde görünen bu kadar inkılablar ve karışıklıklar, zararın özür telakki edilen maslahata galebe etmesine bir şahiddir. Fakat kinaye veya ta'riz suretiyle yani gayr-ı sarih bir kelime ile söylenilen yalan, kizbden sayılmaz.”
Her şey zıddı ile tanınır ilkesine binaen kizb(yalan)in zıddı olan sıdkın ne kadar ulvi bir ahlak, erdem olduğu anlaşıldıktan onun tam zıddı olan kizb(yalan)in ne kadar şeni’ bir ahlak olduğu daha iyi anlaşılır. Üstad Bediüzzaman bu hususu da şöyle izah ediyor;
“Hülâsa:
Yol ikidir: Ya sükût etmektir. Çünki söylenilen her sözün doğru olması lâzımdır. Veya sıdktır. Çünki İslâmiyetin esası, sıdktır. İmanın hâssası, sıdktır. Bütün kemalâta îsal edici, sıdktır. Ahlâk-ı âliyenin hayatı, sıdktır. Terakkiyatın mihveri sıdktır. Âlem-i İslâm'ın nizamı, sıdktır. Nev'-i beşeri kâ'be-i kemalâta îsal eden, sıdktır. Ashab-ı Kiram'ı bütün insanlara tefevvuk ettiren sıdktır. Muhammed-i Hâşimî Aleyhissalâtü Vesselâm'ı meratib-i beşeriyenin en yükseğine çıkaran, sıdktır.”
Üstad Hazretlerinin bu izahatlarından sonra bir müminin niye yalan söyleyemeyeceği daha iyi anlaşılmış oldu kanaatindeyiz.
Hz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve selleme soruldu;
"Ey Allah'ın Resulü! mü'min korkak olur mu?" denildi. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem: "Evet!" buyurdular. "Peki, cimri olur mu?" denildi, yine: "Evet!" buyurdular. Yine: "Peki yalancı olur mu?" denildi. Bu sefer: "Hayır!" buyurdular."
Başka bir hadiste insanın dile getirmekten hayâ ettiği birçok fiilî günah dile getirilip “mümin bunları yapar mı?” diye sorulduğunda Hz. Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem “Bu bazen olabilir.” Dediği halde, “yalan konuşur mu?” diye sorulduğunda ise Allah Resulü aleyhi’s-salatu ve’s-selam kesin bir ifade ile; “hayır” demişlerdir.
Yalan öyle bir illettir ki nifaka şube açmaktan başka bir meyve vermez. Mürüvvetinden yontmadan onu terk etmez. İtibarını zedelemeden onu bırakmaz.
Bu kadar tehlikeli neticeler doğuran şeni’ bir fiil ve ahlaksızlığın uzağından dahi geçmesi mümin için düşünülecek bir şey değildir.
Allahu Teala bizi doğru söyleye söyleye sadıklar mertebesine ulaşan kullarından eyleyip en sonda rahmetiyle cennetine dahil olanlardan eylesin, inşaallah.
Mehmet Zeki Ergin
Mehmet Zeki Ergin