20 Ocak 2020
Bugün biraz daha resmiyet kazandı adımız ve Dünya Sağlık Örgütü bizim adımıza ilk defa bir rapor yayınladı. Rapor ki ne rapor!... Çok şey yazılan ancak hiçbir anlam ifade etmeyen cinsten… Tam bir acziyet belgesi. Evrak-ı perişan…
Bu arada hiçbir sorununuz yokmuş gibi “yayınladı” sözcüğüme takıldınız değil mi? “Yayın” değil “yayım” diye düzeltmeye çalışan şaşkınlara bak sen! Siz bendeki anlatım bozukluğunu bırakın da bozulan psikolojinizi düzeltmeye bakın!... Şaftınız kaymış, kaportayı düzeltme çabasındasınız. Ölüm döşeğinde Azrail’in cümlesini düzeltecek kadar yiğitseniz eyvallah. Ancak ben sizin ciğerinizi biliyorum. Çaresizliğinizi perdeleme derdindesiniz. Hem “yayın” ile “yayım” arasındaki farkı sizden iyi bildiğim gibi sizin gibi yüzlerce şaşkına bunun dersini de verebilirim. Siz şimdi bu detayda boğulmayı bırakın da kendinizi kurtarmaya bakın. Görünmez halimle uykularınızda kâbusunuz oluyorum. Gölgenizden korkar oldunuz. Sevdiklerinizden kaçmak için ne yalanlar uyduruyorsunuz. Girdap içinde boğuluyorsunuz. Çırpınmanız boşuna… Buna rağmen yine de deli cesaretinizle hatayı bende görecek kadar zavallı duruma düştünüz. Ah insanoğlu ah!... Cahil ve nanköre adınız boşuna çıkmamış.
Gün itibariyle merkez üssümüz Vuhan olmak üzere üye sayımız, üç basamaklı sayılara ulaştı. Şu ana kadar kurban sayımız da bir elin parmaklarını geçti. Şimdilik Çin’deki resmi kaynaklara göre kurban sayımız sadece altı. Bizcesi mi?
Bizce yüzlerce kurbanımız var. Ancak ölüm gerekçelerini farklı farklı hastalık adlarıyla örtmekteler: Kalp yetmezliği, damar tıkanıklığı, beyin kanaması… Ne de olsa her savaşta önce gerçekler ölür ve bu olayda da insanlar yine ilk kurşunlarını hakikate sıktılar.
Çin Ulusal Sağlık Komisyonu Başkanı Zhong Nanshan bizim insanlar vasıtasıyla dolaştığımızı ifade ederken yüzündeki ifadeyi görecektiniz. Adamın korkudan gözleri içine kaçmıştı adeta.
Biz de insanların bizi sırtlarında taşıdıklarını biliyorduk ancak bildiğimiz bir hakikati onların itiraf etmesi bizi gerçekten gururlandırdı. Neredeyse amaçla aracı karıştıracak duruma gelmiştik.
Kibirlenmeye ramak kalmıştı ki bilge adamlarımız devreye girdi ve beylik sözü bir daha tekrarladılar:
“Biz sebep değil sonucuz ve sonucun sebep olarak algılanması bir kişilik bozukluğudur.”
Kibrimize format attık ve tekrar görev alanlarımıza koştuk.
21 Ocak 2020
ABD’nin Washington eyaletinde temsilcilik açtık ve arkadaşlarımızdan deneyimli, özverili ve birikimli biri, bir ekiple birlikte oraya atandı. Seçkin arkadaşımızın oraya atandığını görünce aksakallılarımızın aldıkları isabetli kararlarıyla gurur duyduk. Bu tarihten itibaren artık okyanus ötesinde de varız. Bundan sonrasını Asya’yı vatandaşlarına yasaklayınca bizden kurtulacağını sanan Kızılderililerin katili Coni düşünsün. Bu arada Çin’de kurban sayımız iki gün öncesine göre ikiye katlanırken dünyadaki kurban sayımız bugün üçe katlandı ve Dünya Sağlık Örgütü ilk defa bizim için acil toplanma kararı aldı. Tutuştu Sağlık Örgütü. Sağlığı bozuldu adamların.
Hah şöyle! Ya varlığımızı kabul edecekler ya da biz ettireceğiz. Ya teslim olacaklar ya teslim alacağız.
22 Ocak 2020
Türkiye’de de bizim Türklere zarar vermeyeceğimizi dillendirenler oldu. Asil kan, saf kan tartışmaları başladı. Alyuvar ve akyuvarın dışında yeni kan çeşidi varmış gibi soyu ön plana çıkaran soyu belirsizler bir daha sahne aldı.
Şu insanlar ne acayip yaratıklar! İki gün geç gitmemizi bile nesebe bağlayacak kadar bedbahtlar. Bir anda anı okumaktan aciz insanların milliyetçilik duyguları tavan yaptı. Buna inanmaya hazır büyük bir kitlenin olduğunu görünce doğrusu gülmekten kırıldık. Türklerin gen yapılarının virüse karşı korunaklı olduğunu sanan zavallıların bilmediği basit bir gerçek vardı. Hakikati kendi gerçeğiyle mukayese gafleti burada da başladı. Hakikat gerçeğin mana kazanmış hâlidir, ancak ikisini bir sanıyor bedbahtlar. Gerçek, madde ile sınırlı iken hakikatin mana yönünü bilmiyor bazı insanlar. Bunu bilmeyenlerin hakikati idrak etmesi de mümkün görünmüyor. Şimdiye kadar gerçekte Türkiye’de yoktuk ama hakikatte olmak için yazılan anın gelmesi gerekiyordu ve o an geldi.
Yani aslında Türkiye’ye atanan arkadaşımızın bineceği uçak özel şartlardan dolayı iki gün rötar yapmıştı. Hepsi bu. Türkiye Sağlık Bakanı’nın “bizde herhangi bir risk yok sözüne” Türkiye temsilcimiz gülümseyip “acele etme Bey Amca! Bir iki güne kalmaz geliriz” diye tweet atmıştı ki Avrupa’ya atanan bütün arkadaşlarımız söz konusu twete FAV’a atmışlardı. Ha bu arada “twetleri ikiye katlama” gibi basit trol hesaplar kadar alçalma gereği de görmemiştik.
23 Ocak 2020
Amerika başta olmak üzere birçok ülke, ilk deşifre olduğumuz Vuhan kentinden giden kişilerin kontrolden geçirilmesi için havalimanları ve gümrük kapılarında önlemler almaya başladı. Tedbirin takdirin önüne geçmeyeceğini biliyorlardı ancak tehlike çanları kulaklarını sağır edecek cinstendi. Tehlike çanları ilk defa kilise çanlarına karıştı. Kimi ülkelerin camilerinde ezandan daha uzun bir şeyler okunmaya başladı.
Batı Şeria’da çocuğu hastalanan bir kadın, çocuğunu hastaneye götürmek istemedi. Gerekçesi Siyonist Hemşirelerin çocuğa virüsü bulaştırma korkusuydu. Dokuz Filistinli çocuğa AİDS virüsünü kasıtlı bulaştıran Yahudi hemşireyi gerekçe gösteriyodu kadıncağız. İnsalara acı çektirdiğimize bir kez daha sevindim. Hem de merhamet duygularımın tavan yaptığı bir sırada… insanların birbirine verdiği zarar hiçbir canlının kendilerine verdiği zararla mukayese edilmez.
Ve Vuhan şehir olarak karantinaya alındı. Okyanus ötesindeki elçilerimizin insan avına çıktığı bir dönemde Vuhan’dan çıkışlar yasaklandı; şehir dışına yapılacak uçuşlar ve tren seferleri durduruldu. Sizce gerçekten geç mi kalınmıştı yoksa tedbir takdir tahterevallisinde iniş çıkış sırasının değişimi miydi, bunu anlamak gerçekten zor.
Tam da Pekin yönetimini, 25 Ocak’ta başlayacak tüm Çin yeni yılı etkinliklerini iptal ettiği sırada Dünya Sağlık Örgütü bizim Çin dışındaki insanlar arasında yayıldığımıza dair bir kanıt bulunmadığını belirterek, “uluslararası kamu sağlığı acil durumu” oluşturmadığını açıkladı. Biz gülmekten yarıldık, insanlar şaşkınlıktan aynı anda iki ayrı yöne bakacak durumda. Belli bir yaşın üstündekiler etrafa bayat balık gibi bakarken körlerin gözlerinin fıldır fıldır döndüğünü görüyoruz. Korkunun ecele faydası yoktur sözünü diline pelesenk eden bu yıllanmış insanlar bugünlerde ecel terleriyle duş alıyorlardı adeta. Ecel bu sefer sanki acele geliyordu.
24 Ocak 2020
Hubei eyaletinde karantina altına alınan şehirlerin sayısı bugün itibariyle 13’e çıktı. Sadece bu eyalette 41 milyon insan karantinada. Vuhan artık hayalet şehir. Kapılar polisler tarafından kalas çakma yoluyla kapatılıyor. Sokağa çıkana ateş etme yetkisi verildi polislere. Çin hükümeti Çin Seddi ve birçok turistik yerin kapatılacağını açıkladı. Turistler gelmeyince bizi durduracaklarını sanıyorlardı. Olsun, sanmak da bir umut değil mi? Hem zaten insanoğlu nefes alıp verdiği için değil umudu olduğu için yaşamıyor muydu?
İnsanların kodlarındaki bu ayrıntıyı bildiğimiz için onları umutlarından vuruyorduk ve ilk teslim olanları da umudunu kaybedenlerdi gerçekten. Bilgelerimiz ne güzel çözmüşlerdi insanoğlundaki yazılımı. Yazılımı doğarken sorunsuzdu ancak anti virüs kullanmamanın cezasını çekmeye mahkûmdu.
27 Ocak 2020
Çin’deki etki alanımız 18 şehirde toplam 56 milyon kişi. Biz dünyanın birçok ülkesinden daha fazla nüfusa nüfuz ediyoruz. Deşifre olan arkadaş sayımız 4 bin 500’ü geçti. Hubei eyaletinde üye sayımızı bir önceki güne göre ikiye katladık. Suya atılan taş gibi halkalarımız halkalanıyor. “Yaşasın halkların kardeşliği” diyecektim ki içime Lenin veya Stalin mi kaçtı anlayamadım. Yoksa biz de Mao gibi köyden şehre doğru devrimimizi gerçekleştirmeye mi çalışacağız. Vuhan, Hubei, Çin…
Polpot ve Stalin’den daha çok insanla kaynaşacağız sanki. Birin sağına atılan sıfırlar kadar katlamalı ilerliyor, Avrupa sınırlarını zorluyoruz. Avrupa’da halaya durmamıza ramak kaldı. Avrupa’ya geçiş için ey uygun kapının Fransa kapısı olduğunu kararı çıktı bizim yönetim kurulundan. Gerekçe olarak Vebanın yıllar önceki altyapı çalışmaları gösterildi. Ve bütün tedbirlere rağmen üç arkadaşımız bugün Fransa’ya ulaştıklarına dair mesaj attılar ki sevincimiz görülmeye değerdi.
30 Ocak 2020
Dünya Sağlık Örgütü’nden açıklama üstüne açıklama geliyor artık. Açıklamalar örgütün işe yaradığını göstermek için ancak hiçbir açıklama insanları tatmin etmiyor. Üstelik tatmin etmemekle kalmıyor, örgüte olan güven de her geçen gün zedelenmeye başlıyor. Ve ilk defa Dünya Sağlık Örgütü “küresel acil durum” ilan etti ki arkadaşlarımızdan biri yanlış okuma yüzünden mi sırf ironi olsun diye mi “küresel aciz durum” diye duyuruyu sesli okumuş, sonra ironi yaptığını ifade etmişti. Bana kalırsa ironi değil yanlış okumadan kaynaklı idi ancak yanlış okumadan güzel bir anlam çıkmıştı ve bu söz gün boyu herkesin dilinde espri olarak kaldı. Herhalde uzun süre de kalacak gibi.
Çin’deki 31 bölgede 7 bin 700’den fazla arkadaşımız deşifre oldu, kurban sayımız,170. Eh şimdilik bu kadar da fena değil…
Hindistan, Filipinler, Rusya, İspanya, İsveç ve İngiltere’de de hücre evlerimiz deşifre edildi. Artık Viyana kapılarına dayandık.
ABD Dışişleri Bakanlığı Çin’e seyahat uyarısı yaptı, Amerikalı birçok hava yolu şirketi Çin ile ABD arasında uçuşları en az iki ay durdurma kararı aldı. Ancak ABD’deki ekibimiz çalışmalarına başlamış bile. ABD’nin başındaki sarı tüylü şaklaban da son 14 günde Çin’e seyahat eden yabancı ülke vatandaşlarını ABD’ye almama kararı aldı. Kararın ardından insanların düştüğü çaresizliğe içten içe gülen arkadaşlarımız ABD Başkanı’nın sahte kahramanlık pozlarını görünce arkadaşlarımızdan biri kendini tutamayıp bilge adamlarımızın yanında kahkaha attı. Kahkahadan sonra toparlamaya çalışsa da yönetim kurulunun o anda aldığı karara göre o arkadaşımızın ABD Başkanı’na operasyon çekmesine karar verildi. Yönetim kurulunun bazen öyle ani katı kararları da olmuyor değil. Bizde kast sistemi gibi sınıfsal bir ayrım yok ancak herkesin de haddini bilmesi gerektiğinin bilincindeyiz.
Türkiye’deki babacan görünümlü yetkili, henüz bizimle tanışmadıklarını açıkladı. Açıklamalar peş peşe gelince deşifre edilip gizlenen arkadaşımızın olabileceğini söyleyenler de ciddi bir yekûn oluşturuyordu. Bu konuda kesin bir açıklama yapamıyorum. Türkiye’ye gönderilen arkadaşımızın ulaşıp ulaşmadığı bilgisine vakıf değilim ancak bildiğim tek gerçek her ülkeye birer temsilci gönderdiğimiz ve en kısa zamanda bir yerde biteceğimizdir. Bitmeyi inşallah tükenme olarak anlamadınız. Ortadoğu’ya geçişimiz biraz ertelemeli oldu. Her ülke gecikmemizi bir şans olarak okuyor. Ancak onlar için şans mı azabın ertelenmesi mi bilinmez. En azından şans zannedip kendilerini avutuyorlar. Bizim açımızdan ise sadece sırasını beklemekten başka bir şey değil.
Hamdullah Yıldız
Hamdullah Yıldız