Kurban bayramı sonrası Amerika’dan dönen HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın çağrısıyla sokağa çıkan PKK/HDP’li çetelerin saldırılarında katledilen şehitlerden Cumali Güneş’in ağabeyi Zülküf Güneş ve ablası Remziye Taş, kardeşleri Şehit Cumali’yi İnzar dergisine anlattılar.
Şehid Cumali Güneş’i, kardeşlerinin dilinden dinlerken bir kez daha küfrün o karanlık yüzüne lanet okuyacak ve Mehmet Akif’in dediği gibi; Küfrün o karanlık ve insanlıktan nasibini almamış karanlık yüzüne bir kez daha tüküreceğiz.
Kardeşi Cumali’nin katledilmesinin tek sebebinin İslami kimliği olduğunu söyleyen abi Zülküf Güneş, gerek son yaşanan Diyarbakır’daki 6-8 Ekim saldırılarının gerekse de daha önce PKK/HDP tarafından yapılmış olan diğer saldırıların tamamının temelinde sadece Müslümanlara ve İslam’a duyulan kin ve düşmanlığın olduğunu söylüyor ve sözlerini “Allah-u Teâlâ bütün şehitlerin şahadetlerini mübarek kılsın. İslam ümmeti için bereket kılsın.” şeklinde tamamlıyor.
“Ben bu kardeşimin imanına şehadet ederim”
Kardeşinin küçüklüğünden bu yana çok yardım sever olduğunu ve insanlara iyilik yapmaktan çok fazla hoşlandığını belirten ağabeyi Zülküf Güneş, Şehit Cumali’nin insanlarla sürekli olarak iyi geçinen, çevresine rahatsızlık vermeyen, bilhassa muhtaç insanlara yardım etmekten haz alan biri olduğunu haklı bir gurur ve özlemle söylüyor.
“Kardeşim şehid olduğunda cebinde bir liste çıkmıştı”
Ağabey Zülküf Güneş kardeşi Şehit Cumali’nin Sünnet-i Seniyye aşığı olduğunu ve yaptığı her amelin mutlaka Allah Resul’ünün yaşantısında karşılığını aradığını söyleyerek, Cumali’nin çevresinde de böyle tanındığını hatırlatıyor.
“Şehidin çevresi çok genişti. Çok yumuşak huylu bir insan olması hasebiyle insanlar kendisine çok meylederdi. Kardeşim şehid olduğunda cebinden bir liste çıkmıştı. Listede kendisince belirlediği aileler vardı ve bu ailelere her ay düzenli olarak yardım ediyormuş. Ben şahsen abisi olmama rağmen, kendisine çok yakın olmama rağmen bunu bilmiyordum. Gizlice hayır yapmaktan çok hoşlanıyordu. Kendisi DHMİ’de memurdu ve çok iyi bir maaş alıyordu. Fakat buna rağmen duyduk ki borcu harcı için harcadığının gerisini ihtiyaç sahiplerine infak eder ve malını Allah yolunda sarf etmekten kaçınmazdı.” diyen abi Zülküf Güneş, kendisini tanıyanlardan birinin şehid hakkında sarf ettiği sözleri bizlere hatırlatıyor:
“Sonradan arkadaşlarından öğrendiğimiz kadarıyla şahadet haberinin duyulması üzerine kendisiyle arkadaşlık yaptığı birçok insan bunu yapanlara adeta lanet yağdırmış ve çok büyük bir hüzne boğulmuşlardı. Hatta içlerinden birinin sözü aynen şöyle idi; ‘3 yıldır kendisiyle tanışıyorum. Allah benim gibi aciz, günahkâr bir kula şahitlik yetkisi verirse; ben bu kardeşimin imanına şahadet ederim.’ Ne kadar güzel bir şahadet değil mi?”
Olayların yaşandığı gün kardeşinin evde olduğunu ve bir sonraki gün Urfa’ya gideceğini söyleyen ağabey Zülküf Güneş, kardeşinin arkadaşı olan bir öğretmen tarafından aranarak şehirde kargaşanın olduğunu ve çıkmaması yönünde uyarılmış olmasına rağmen kendisinin bir huzursuzluk yaşadığını ve bundan dolayı da o gün dışarı çıktığını söyledi.
Sonrasında gelişen olayları Allah’ın kendisinden kaçınılmaz bir takdiri olarak değerlendiren ağabey Zülküf Güneş, “Diyarbakır merkezde olayların olduğu bilgisi bize geldi. Ben de o akşam Dicle’den Diyarbakır’a gelecektim. Şehit, Dicle’ye geliyor ve Dicle’de bir arkadaşının babasının taziyesine gidiyor. Sonra biraz dolaşıyor ve eve geliyor. Evde valizini hazırlıyor, gece Urfa’ya gidecek. Devlet Hava meydanlarında memur olarak çalışıyordu. Sonrası yaşananları bize bir öğretmen olan arkadaşı anlatıyor; ‘Cumali dışarı çıkacağını söyledi. Ben de ona; Cumali! Ortam çok gergindir, dışarıya çıkma dedim. Ama takdiri ilahi. O çıkmak istedi. Demek ki kader onu oraya çekiyor. “ diyerek şehit Cumali’nin olay günü yaşadıklarını anlattı.
“Saldıranlar insanlığı hedef aldılar”
Şehit Cumali’nin özellikle Müslüman kardeşlerine büyük bir muhabbet beslediğini, ancak insan olması hasebiyle her kese iyi muamelede bulunmaktan ve onlara merhamet etmekten hiçbir zaman geri durmadığını ifade eden ağabey Zülküf Güneş, kardeşi Cumali’nin olayların yaşandığı gün saldırıya uğrayan Müslümanları hastanenin önünden alarak içeriye taşımaya çalışırken kalleşçe kurşunlandığını söyleyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Müslüman kardeşlerimizin yaralılarını görüyor ve bu yaralıları hastane önünden alarak içeriye taşımak için hastane önünde bulunan kardeşlerimize yardım ediyor. O vahşetin yaşandığı o günde kim olsaydı bu durumda Cumali’nin sergileyeceği tavır yine bu olacaktı. Ancak insanlıktan nasibini almayanlar onu bu halde iken katletmekten geri durmadılar. Ancak bizler Müslüman’ız. Bırakın Müslüman olmayı, hastane önünde yaralı olan insanlara saldırmak, onları katletmek, onlara yardım edenleri katletmek ne zamandan beri Kürd milletinin töresine girdi? Bu hangi inançta vardır. Bizim inancımızda, örfümüzde, âdetimizde kim olursa olsun, eğer yaralı ise yardım etmek vardır. Ancak vicdandan yana nasibi olmayanlar, bu insanlıktan anlamadılar ve orada bulunan o insanlara saldırarak orada kardeşimi şehit ettiler.”
“Düşmanımız dahi olsa böyle vahşi bir tutum sergileyemeyiz”
Kardeşinin hastane önünde insani bir durumun gereğini yerine getirirken hedef alındığını ve alçakça katledildiğini söyleyen abi Zülküf Güneş, hastane önünde insanların çığlığına, imdadına yetişmek için koşuşturan birine kurşun sıkmanın arkasındaki zihniyetin bu insanlara ne verebileceğini söylüyor ve haklı olarak soruyor;
“Bu mudur hak aramak?”
“Şunu tarif etmek gerçekten zor bir olaydır. Kürtlerin hiçbir zaman örfünde, âdetinde olamayan şeyleri özellikle bu olaylarda gördük. Vahşi bir toplumda bile yaşanması muhtemel olmayan olaylarla karşı karşıya geldik. Vahşi bir hayvan bile bu olaylarda şahit olduğumuz bazı durumlara düşmez. Dinimizde, örfümüzde, âdetimizde, gelenek ve göreneklerimizde, düşmanımız dahi olsa bunu yapamayız, böyle bir vahşi tutum sergileyemeyiz diye gördük. Hak arama şeklinin bu şekilde olmaması lazım. Etrafı dağıtarak parçalayarak, insanları öldürerek, aranan hak hak değildir.”
“Hedef yalnız İslam’dır ve Müslümanlardır”
Yıllardır zulme uğradıklarını ve zulme karşı bir başkaldırı halinde olduklarını iddia edenlerin ellerine fırsat düşer düşmez kendisinden olan ve aynı ırkın mensupları olanlara karşı giriştiği bu katliamın düşündürücü olduğunu söylüyor Zülküf Güneş ve 6-8 Ekimde yaşanan olayların aslında merkezinde olan en önemli ve dikkat edilmesi gereken hususa değiniyor…
“Şunu herkes iyi anlamalıdır ki yapılan bu saldırıların hedefinde Müslümanlar vardı ve bu saldırılar açıkça ve tamamen İslam’a, İslami değerlere yapılmış bir saldırıdır. Herhangi bir gruba, bir kişiye yapılmış bir saldırı değildir. Bunu zaten görüyoruz. Hz. Süleyman Camisinin orada yapılan ve sırf eşi çarşaflı diye linç edilen insanlar, sırf sakallı olduğu için linç edilen insanlar, yakılan camiler, medreseler, Kur’an kursları ve benzeri yaşanan olaylar bunu gösteriyor ki hedef yalnız İslam’dır ve Müslümanlardır.”
“Yarın huzuru Rabb-ul Âleminde sorumludurlar”
Müslümanların tüm yaşanan bu olaylar karşısında takınması gereken bir tavrının olması gerektiğini, aksi durumda Huzur-u Rabbul Alemin’de sorumluluktan kaçamayacağını söyleyen Zülküf Güneş, sözlerini şöyle bitiriyor:
“Bizim şer zannettiğiniz birçok şeyde hayır, hayır zannettiğiniz birçok şeyde de şer vardır. Lakin Allah bilir biz bilemeyiz. Sonuçta mal da, mülk de Allah’ın… Allah-u Teâla mülkünde istediği şekilde tasarruf sahibidir. Allah’tan temennimiz: Bütün İslam Ümmetine bu yaşananları bir uyanış vesilesi kılsın. İslam için akan bu Müslümanların kanı, dağınık olan Müslümanları bir araya getirmeye vesile olsun. Biz de burada şunu diyoruz tüm Müslümanlara; Şeyh Ahmet Yasin’in söylediği gibi: bu durumu görüp de halen daha falan kesime yapılmış diyerek kendisini beri eden ve bu olaylara lakayt kalan Müslümanları Allah’a şikâyet ediyoruz. Yarın huzuru Rabb-ul Âleminde sorumludurlar.”
Kardeşi Cumali’nin şehid edildiği gün hasta yatağında yattığını ve Cumali’nin kendisini hastaneye götürmek için o gün onu beklediğini söyleyen abla Remziye Taş, duygu yüklü sözleri yürek burkuyor.
Remziye abla; “O günden bu yana şehidimin gelerek beni hastaneye götürmesini bekliyorum. Onu katledenlere lanet olsun.”
Kardeşi Cumali’nin şehid olduğu günün gecesinde Cumali hakkında gördüğü rüyayı anlatan Abla Remziye Taş, Cumali’yi, beyaz elbiseler içinde giyinmiş bir halde Hira mağarasına çıkarken gördüğünü ve o an yaşadığı duygu yoğunluğunu tekrardan hissederek bizlere anlatıyor.
“Cumali’nin üstünde beyaz bir elbise vardı”
“Cumali ile beraber Hac ’da Mekke’deydik. Öylesine büyük bir kalabalık vardı ki! Cumali’nin üstünde beyaz bir elbise vardı. Cumali ile beraber 4 kişiydik. Hira mağarasına çıkıyorduk. Bir poşette de para vardı ve onun elinde idi. Cumali ise sürekli olarak, ben işimden istifa edeceğim diyordu ve bu saatten sonra aldığı paranın kendisine haram olduğunu söyleyip duruyordu. Elindeki paraları alıp çamurun içine batırarak eziyordu. Ben de onun bu tavrını ibretle izliyordum. Evet, o dünyadan yönünü çevirmiş, doğru bildiğini Allah’ın rızasını gözeterek yaşıyor ve dünyalığı arkasına atıyordu. Aslında Rüyanın verdiği mesaj bu idi. Fakat biz bu mesajı şahadetinden sonra aldık.”
Fikret Özkan / İnzar Dergisi – Şubat 2015 (125. Sayı)
İnzar Röportaj/Söyleşi