İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
    • 260.SAYI
    • 261.SAYI
    • 262.SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Ümmetin örnekliği itidali ve vasatlığı ile doğru orantılıdır

2020-02-29
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

وَكَذٰلِكَ جَعَلْنَاكُمْ اُمَّةً وَسَطاً لِتَكُونُوا شُهَدَٓاءَ عَلَى النَّاسِ وَيَكُونَ الرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَه۪يداًۜ وَمَا جَعَلْنَا الْقِبْلَةَ الَّت۪ي كُنْتَ عَلَيْهَٓا اِلَّا لِنَعْلَمَ﴾ مَنْ يَتَّبِـعُ الرَّسُولَ مِمَّنْ يَنْقَلِبُ عَلٰى عَقِبَيْهِۜ وَاِنْ كَانَتْ لَكَب۪يرَةً اِلَّا عَلَى الَّذ۪ينَ هَدَى اللّٰهُۜ وَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيُض۪يعَ ا۪يمَانَكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ بِالنَّاسِ لَرَؤُ۫فٌ رَح۪يمٌ ﴿١٤٣ “Böylece, sizler insanlara birer şahit (ve örnek) olasınız ve Peygamber de size bir şahit (ve örnek) olsun diye sizi orta(vasat) bir ümmet yaptık. Her ne kadar Allah'ın doğru yolu gösterdiği kimselerden başkasına ağır gelse de biz, yönelmekte olduğun ciheti ancak; Resûl'e tabi olanlarla, gerisin geriye dönecekleri ayırt edelim diye kıble yaptık. Allah imanınızı boşa çıkaracak değildir. Şüphesiz, Allah insanlara çok şefkatli ve çok merhametlidir.” (Bakara: 142-143) Namaz İslam dininin en nadide ibadetidir. Ve bir müminin Allah’a en yakın olduğu an da namaz üzerinde olduğu andır. Namaz içindeki sünnetleri, adapları saymazsak; yani sadece namazın farzlarını ele alırsak bütün namaz boyunca müminin Allah’tan tek bir dileği oluyor. Fatiha Suresinin; اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَق۪يمَۙ  “Biz dosdoğru yola ilet” 6. Ayet-i kerimesi ile işaret olunan yalnızca sırata’l-müstekime/dosdoğru yol üzere olmayı diliyor mümin Allahu Teala’dan… Bu ayet-i kerimenin tefsiri ile ilgili olarak ulemanın şöyle bir ortak görüşü mevcut: “Ya Rabbi! Din olarak bizi dosdoğru olan, içinde eğrilik-büğrülük olmayan dine, yani sağa sola yalpalamayan dine ilet! Sosyal ilişkilerimizde bizi dosdoğru olan, aşırılıktan ve duyarsızlıktan uzak olan muamelelere yönelt! Aile içi ilişkilerimizde, eşimizle çocuğumuzla, yakın ve uzak akrabalarımızla olan ilişkilerimizde bizi dosdoğru olan yola ilet! Bizi ne sert ve haşin olan ne de vurdumduymaz olan yöntem ve ilişkilere değil, tam aksine dosdoğru-vasat olan ilişkilere yönelt! Ekonomik hayatımızda, ticaretimizde, dünyaya ve ahirete olan bakış açısı ve yönelmemizde bizi dosdoğru olan yola ilet! Bizi ne dünyaya tamamıyla yönelip varlık ve hayatı dünyadan ibaret bilip ona göre davranan istifçi kapitalistlerden eyle ne de dünya ve dünyalık her şeyi lanetli bilip ondan tamamıyla el etek çekip sadece içlerine çekilen sufistlerden eyle.” İşte bu, vasat olan ümmetin durumudur. Yapması gerekenlerdir. Konunun başına aldığımız ayet-i kerime sanki bizim günde en az on yedi kere tekrar tekrar Allah’tan olan dua ve talebimizin kabul edildiğini ve vasat bir ümmet olarak dosdoğru yol üzere olmak için bütün sebeplerin var edildiğini ifade ediyor. Nitekim ondan önceki ayet-i kerimede Allahu Teâla kıblenin yönünün Mescid-i Aksa’dan Mescid-i Haram’a yönlendirilmesi hakkındaki itirazlara değindikten sonra; يَهْد۪ي مَنْ يَشَٓاءُ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ ﴿١٤٢﴾ “Allah dilediği kimseyi dosdoğru yola iletir.” (Bakara:142) Buyurarak dosdoğru yola iletilmenin ancak Allahu Teâla’nın kendi katından, kendi hikmeti gereği kullarına vermiş olduğu bir hediye, bir nimet olduğunu belirtiyor. Mümin dosdoğru yolu, vasat yolda olmayı Allahu Teâla’dan diliyor, Allahu Teâla da bir ferdi olunan ümmetin bu dosdoğru vasat yol üzere kılındığının müjdesini veriyor. Ve bu vasat ümmet olma sayesinde de ümmetin ve ümmetin her bir bireyinin tüm insanlık için dünyada örnek, kıyamet gününde Allahu Teâla’nın huzurunda ise insanlık aleyhine şahitlik makamına oturtulacağının müjdesini veriyor. Tıpkı Resul aleyhi’s-selamın o vasat duruşuyla dünyada kendilerinin yegâne örnek ve rehberi olup ahirette ümmetin aleyhine şahitlik makamında olduğu gibi… Ayet-i kerimedeki bazı terimler bazı hususları nazar-ı dikkate getiriyor. En fazla öne çıkanı ise; tıpkı Resul-i Ekrem aleyhi’s-salatu ve’s-selamın ümmet için dünyada örnek ve ahirette Allah’ın dininin her cihetiyle, teorik ve pratik olarak onlara gösterildiği ve tebliğ hususunda ümmetin aleyhine şahit olma makamında olduğu gibi ümmetin de insanlık için dünyada örnek ve ahirette aleyhlerine şahitlik makamına oturtulmaları hususudur. Ancak bu şahitlik hususunun, yani şahitlik makamının hak edilebilmesinin yegâne ve olmazsa olmaz şartı vasatlıktır. Aşırılık ve gerilikten yani ifrat ve tefritten uzak olan vasat sıfatı… Ümmet bu makamı tek bir şartla hak eder; o da ifrat ve tefritten uzak olan vasat olma vasfını haiz iseler... Allah Teâla; اِنَّا كُلَّ شَيْءٍ خَلَقْنَاهُ بِقَدَرٍ  “Gerçekten biz, her şeyi bir ölçü ve dengede yarattık.” (Kamer suresi: 49) Ayet-i kerimesinde ifade ettiği gibi her şeyi bir ölçü ve denge üzere yaratmıştır. Aynen onun gibi dininin ilkelerini de bir ölçü ve denge üzere kılmıştır. Dinde aşırı giden ehli kitabı uyararak; قُلْ يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ لَا تَغْلُوا ف۪ي د۪ينِكُمْ غَيْرَ الْحَقِّ وَلَا تَتَّبِعُٓوا اَهْوَٓاءَ قَوْمٍ قَدْ ضَلُّوا مِنْ قَبْلُ وَاَضَلُّوا كَث۪يراً وَضَلُّوا عَنْ سَوَٓاءِ السَّب۪يلِ۟ “De ki: "Ey Kitap ehli! Hakkın dışına çıkarak dininizde aşırı gitmeyin. Daha önce sapmış, birçoklarını da saptırmış ve dümdüz yoldan da şaşmış bir milletin arzu ve keyiflerine uymayın." (Maide Suresi: 77) onları bu haksız yere aşırılıktan men etmiştir. …. Allah Teâla bu ümmetin vasat bir olması için maddi ve manevi bütün sebepleri var etmiştir. Onları Orta Dünya diyebileceğimiz dünyanın ne doğusunda ne de batısında tam ortasında kılmıştır. Hem batı dünyasına ve hem de doğu dünyasına eşit mesafededir. Aynı şekilde onların kıblesi ne batıya doğru ne de doğuya doğrudur her taraftan dünyanın ortası denilebilecek bir noktaya doğrudur. Zaman olarak bu ümmet ne zamanların başında ne de zamanların sonunda ortaya çıkmıştır. Tam aksine insanlığın ortak aklının olgunlaştığı orta döneminde ortaya çıkarılmıştır. Bundan dolayı onlar hem doğuya ve hem de batıya rahatlıkla ulaşabilecek ve hitap edebilecek bir konumdadırlar. Bu ümmetin dininin ilkeleri de aynı şekilde hem doğudakilere hem de batıdaki insanın psikolojisine hitap edebilecek ilkelerden oluşmaktadır. Zira bu din insanın ruh dünyası, iç aleminin, kalbinin temizliğine önem verdiği gibi -ki bu doğu kültürünün ana temasıdır- insanın dış dünyası, çevresinin, toplumun düzen ve temizliği ile de ilgilenmektedir. Yani kısaca ifade etmek gerekirse bu ümmetin üzerinde olduğu dosdoğru yol, batının felsefi aklına hitap ettiği gibi doğunun mistik ruhuna da hitap etmektedir. Yine bu ümmetin dininin temel ilkeleri insanın öbür hayatında kurtuluşu için onu hazırladığı gibi bu dünyasını mamur etmek için de bu dünya hayatını huzurlu geçirmek için de onu sevk ve idare eder. O yüzden ulemamız İslam dinini tanıtırken; saadet-i dareyn tabirini kullanırlar. Yani her iki hayatın; dünya ve ahiretin kurtuluş ve selameti ve huzurunu temin edecek olan ilkeler manzumesi olarak ondan söz ederler. Ümmet üzerinde oldukları dinin gerektirdiği şekilde vasat olmayı başardığı oranda insanlar için örnek ve onların aleyhine şahittir. Ama bu dengeyi kaybettiği anda şahitlik vasfını hak ettiği söylenemez. Zira örneklik ancak ve ancak fıtrat tarafından sevildiği zaman mümkün olur. Fıtratın nefret ettiği birinin örneklik olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Ve fıtrat ne aşırı gidip ifrata düşenleri ne de hantal, vurdumduymaz, uyuşuk denilebilecek şekilde tefritte olanları sever. Bu şekilde örneklik vasfı yitirildiği zaman da ahiret günü Allah Teâla’nın huzurunda insanların aleyhine hakkıyla şahitlik makamı da yitirilir. Zira Allah’ın dini hususundaki görev hakkıyla icra edilmemiş ki aleyhte şahitlik yapılabilinsin. Bu ayet-i kerimenin işmam ettirdiği bir diğer husus da ümmetin ancak bu vasat olma sayesinde; örneklik ve ahirette aleyhte şahitlik makamı ile var olunduğu, onun yitirilmesi halinde gerçek manada bir ümmet gerçeğinden söz edilmesinin zor olduğu hususudur. En doğrusunu ancak Allah bilir.
Mehmet Zeki Ergin

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS