İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
    • 260.SAYI
    • 261.SAYI
    • 262.SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

TOPLUMSAL BAĞLAMDA İMAN İLKELERİNİN OTURUP YERLEŞMESİNDE EĞİTİMİN ÖNEMİ

2022-09-20
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Eğitim, geçmişten günümüze ve geleceğe dönük her zaman ve her toplum için en üst düzeyde önem verilen bir olgu olmuştur. İnsanoğlu dünyaya geldiğinde bazı ihtiyaçlarını görme ve gidermeye dönük fıtri eğitimini de adeta beraberinde getirmiştir. Yeme içme, giyinme, sevgi ve şefkate ihtiyaç duymanın yanı sıra akli melekelerin gelişmesiyle birlikte inanma mecburiyeti belirmeye başlar. Eğitim; insanın, istenen davranışları gerçekleştirip ortaya koyması için belli bir kalıba, belli bir kıvama erebilmesi, yetiştirilmesi, bilgilendirilmesi, beden ve ruha bazı özellikler kazandırması çabasıdır. İnsan eğitimi ve öğretimi, doğum öncesinden ölümüne kadar devam eden bir süreçtir. Bu sürecin temel taşlarını her toplum kendine göre döşer. Her dinin, her ideolojinin ve her toplumun kendine has birtakım eğitim ilkeleri ve metotları olur. Her din, kendi tabilerini inandığı ve kutsadığı inanç ilkeleriyle yetiştirmek ister. Her ideoloji, kendi bağlılarını kendine göre bir yapının içine koymak için ilkelerini ortaya koyar. Her toplum, kendi çekirdeğini daha geniş alanlara yaymak için örf ve geleneklerini öğretmeye çalışıp çabalar. Maddeci veya Pozitivist Seküler eğitim anlayışı; sadece bu dünyayı ya da dünyada karşısına çıkan olguları dikkate alır. Maneviyattan yoksun, ruhsuz, çıkarcı, bencil bir insan tipi hedefler. Söylem farklı olsa da genel anlamda bütün materyalist toplumlarda sonuç budur. Bunların yetiştirdiği insan, vicdansız ve merhametsizdir. İslam Medeniyeti ise "mümin ve salih insanlardan oluşan bir toplum modelini oluşturmak, var kılmak ister. İslam Medeniyetine bağlı olan biz Müslümanlar açısından elbette her şeyin ölçüsü, Rabbimizin belirlediği ve Resulüllah sallallahu aleyhi vesellem’in pratikte öğretip uyguladığı ölçüdür. Sosyal ve siyasal alanda olduğu gibi eğitim ve öğretim alanında da bu böyledir. Resulüllah sallallahu aleyhi vesellem Efendimize inen ilk ayette ve surelerde Allah'ın Rab sıfatına dikkat çekiliyor. Ve bu eğitimi alan ilk güzide insanlar, Allah'ın Rab sıfatıyla eğitiliyor. Neden Allah'ın başka bir ismi veya sıfatıyla değil de Rab sıfatıyla eğitilmişlerdir?  Bunda tüm zamanların Müslüman şahsiyeti eğitiminde bir mesaj var mıdır? Elbette Allah'ın pek çok sıfatı vardır. Kâinatı yoktan var eden Allah (cc), aynı zamanda "Âlemlerin Rabbidir." Âlemlerin sahibi, efendisi olan Allah, tüm varlığı biçimlendirme anlamında da ilkeler koymuştur. Fertten başlayan aile, toplum, millet, ümmet ve tüm insanlık bağlamında devam eden eğitim süreci peygamberler ve onların yolunda yürüyen insanlar vasıtasıyla devam eder. Cahiliye sapıklığıyla kirlenmiş, kalpleri katılaşmış, davranışları eğrilmiş bir toplumun halidir. Bunun düzeltilip tevhid ruhuyla arınması için son Peygamber vasıtasıyla süreç başlatılmıştır. Tevhid inancıyla, Allah'ı doğru anlayarak, O’na doğru inanarak başlamak gerekiyordu. Çünkü İslam'dan önce Hristiyanlık da Yahudilik de tevhitten sapma göstermişti. Allah'a inanılıyordu ama Allah'ın istediği şekilde ibadet yapılmıyordu. Allah'ın yaratıcılığı kabul ediliyor, ama Kâinat ve insanlar üzerindeki tasarrufu, kanun koyuculuğu, yönlendiriciliği, belirleyiciliği kabul edilmiyordu. Bu yüzden Allah'ın Rab oluşu, yeni bir toplum inşa etmede, ilk sıralarda belirtilmiştir. Aslında hepimiz biliyoruz ki, ilk insan ve ilk peygamber olan Âdem aleyhisselam; Allah'tan aldığı ilkeler, kavramlar doğrultusunda mücadele vermiş, insanlığın ilk muallimi ve eğitimcisidir. Allah (cc), kendisinin yegâne "Rab" olduğunu hatırlatmak ve kanıtlamak için her devirde insanlara peygamberler göndermiştir. Fakat tarihi süreç içinde kimi insanlar Allah'ı değil, kendi liderlerini rab edinmişlerdir. Onlar da kendilerince oluşturdukları ilke ve esasları dayatarak toplumu eğitmeye çalışmışlardır. İnsanları eğitmeye çalışan, bu anlamda kural ve ilkeler ortaya koyan pek çok şahıs ve ideolojiler olmuştur. Ancak onlar, bazı kırıntılarla oyalanmış, sadece aklı ve bilimi yücelten reçeteler ortaya koymuş, ama hakikatte başarılı olamamışlardır. İşte Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem, bir eğitimci olarak karşımıza çıkıyor. Kuşkusuz her yönüyle bizlere örnektir. O’nun sözleri, fiil ve davranışları, suskun kalarak onayladıklarının hepsi bizim için esastır, bağlayıcıdır. Bu yüzden hayatın tüm alanlarında söylediği sözler, yaptığı işler ve onayladığı eylemler bizim gündemimizin baş sırasında yer almaktadır. Bir baba olarak, bir eş, bir komutan, bir lider, bir davetçi, bir komşu, bir tüketici, bir tüccar, bir imam, hâsılı taşıdığı tüm unvanlarda bizim için örnekliği ve bağlayıcılığı vardır. Dolayısıyla toplumu eğiten, şekillendiren, biçimlendiren bir peygamber olarak en büyük eğitimcidir. Kur'an-ı Kerim O’nun bu özelliği hakkında şöyle buyurmaktadır: "Nitekim kendi içinizden size ayetlerimizi okuyan, sizi kötülüklerden arındıran, size kitabı ve hikmeti talim edip öğreten bir peygamber gönderdik." (Bakara: 151) Bu ayeti kerime, Resulüllah'ın öğretici vasfını bize hatırlatmaktadır. Çünkü insanlığı şirkin, zulmün ve cahiliyenin bataklığından çıkarıp faziletli bir ahlaka, adil bir hayata kavuşturmuştur. Bize Kur'an'ı, Hikmet’i öğreterek en güzel yaşam biçimini sunmuş ve tatbik ederek pratiğini göstermiştir. O, bizim başöğretmenimizdir. Bu konumunu bizzat kendisi şöyle ifade etmiştir: "Allah beni zorlaştırıcı ve şaşırtıcı değil, bilakis bir muallim, eğitimci ve kolaylaştırıcı olarak gönderdi." (Müslim, Talak 29/1428.) Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem, eğitim ve öğretim metotlarının en evrensel ilkelerini kullanmıştır. O eğitimcilikte herkesin önünde olduğu gibi, bu hizmetin önemini göstermiş ve bu işle meşgul olanları takdir etmiştir. Bir defasında Mescid-i Nebeviye girince orada iki grup insan gördü; bunlardan biri Allah'ı zikretmekte, diğeri ise ilim tahsili yapmaktaydı. Kendisi doğrudan ilim halkasına yönelir ve şöyle buyurur: "Bunlar fıkıh ve ilim öğreniyorlar. Bilmeyenlere de öğretiyorlar. Bunlar daha üstündür. Ben de zaten bir muallim olarak gönderildim."(İbn-i Mace, Mukaddime, 17 Resulüllah sallallahu aleyhi vesellemin tüm hal ve hareketleri vahiyle oluşmuş ve vahiyle kontrol edilmiştir. Nerede, ne zaman ve ne şekilde davranması gerektiğine dair temel ilkeleri Rabbinden almış ve aldığı gibi uygulamıştır. Onu Rabbi eğitip terbiye etmiştir: "Beni Rabbim eğitip terbiye etti ve böylece edep ve terbiyemi ne güzel yaptı. (Suyuti El Camiussağir, 1, 12) Allah'ın en son ve mükemmel dinini bizlere ulaştıran Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem, insanları eğitirken, mesajını açık ve net bir şekilde takdim ederdi. Edebiyat kaygısı gütmez, sözü uzatmaz, insanları bıktırmazdı. Az ve öz konuşur, az kelimeyle çok anlam ifade eden cümleler kurardı. Seviyeye çok dikkat ederdi. İnsanların yaş, zekâ ve kabiliyetlerine göre bilgilendirilmesini esas alır ve bunu dikkate alarak ashabından uygulamasını isterdi. Konuları adım adım takip eder, uygulamasını isterdi: "İnsanlarla, akıllarının ereceği (anlayacağı) ölçüde konuşun." (Buhari İlim, 49) Bu metot aynı zamanda Kur'anî bir metottur. Bilindiği gibi, içkinin haram kılınması nasıl tedricen olduysa, bazı bilgilerin öğretilmesi ve kavratılması da buna benzetilerek aşamalı aşamalı yapılırdı. Mesela Muaz b. Cebel'e yaptığı tembih buna bir örnektir. Muaz (r.a)'ı Yemen'e davetçi veya vali olarak gönderirken onu şöyle uyarmıştır: "Ey Muaz! Sen ehli kitap olan bir topluluğa gidiyorsun. Onlara önce Allah'ın birliğinden, O'ndan başka ilah olmadığından, Muhammed'in Allah'ın kulu ve resulü oluşundan bahset. Bunu anlat. Eğer bunu kabul ederlerse beş vakit namazı anlat, öğret. Şayet bunu da kabul eder ve uygulamaya başlarlarsa bu defa zekâtı anlat..." (Buhari, Zekât,1) Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem, ashabını hitabet konusunda eğitip yetiştirirken onlara jest ve mimiklerini kullanmasını da öğretirdi. Bugün beden dili diye ifade edilen ve pek çok eser yazılan bu konuda da bizlere öncülük yapmıştır. Konuya göre abartıya kaçmadan, el-kol hareketleri, yüz ifadeleriyle mevzuyu daha canlı kılardı. Hakeza görselliğe de önem verirdi. Tabi ki o zaman şimdiki gibi teknik imkânlar yoktu. Ancak anlatılan konunun akılda iyice kalabilmesi için zaman zaman bazı şekillerden faydalanırdı. Örneğin bir defasında ashabına sırat-ı müstakimden, bahsederken eline bir çubuk alarak önce dosdoğru bir çizgi çizer. Sonra da sağına soluna bazı çizgiler çizer. Doğru ve dümdüz olan çizgiye "Bu sıratı müstakimdir." Diğer eğri ve yan çizgilere de "Bunlar da batıl yollardır." buyurur. Medine'deki Suffa medresesi, İslam Ümmet'inin temellerinin atılmasıyla birlikte, inanç anlamında olduğu gibi sosyal, siyasal ve ekonomik anlamda da var olma mücadelesinin kavratıldığı bir merkez olmuştur.  Mekke'de temelleri sağlam atılan ve çileyle yoğrulan bir neslin, Medine'de genel anlamda İslam için aktif bir mücadele verdiği dönem olmuştur. Bireyden cemiyete yöneliş ve yeni hükümlerin tatbik edildiği bir alan olmuştur. Son olarak şunu söylemek istiyorum: Günümüzde biz Müslümanlar; bir taraftan Mekke/ Darü’l Erkam'ı, diğer taraftan Medine/ Suffa medresesini yaşamak durumundayız. Sağlam bir tevhid inancıyla, İslam'ı bir bütün olarak kabul eden bir anlayışla, bir taraftan kendimizi yetiştirirken diğer taraftan da çevremizdeki insanları, gençleri, kadın ve erkekleri yetiştirmekle yükümlüyüz. Çünkü topluma aktarmamız gereken çok ödevlerimiz var. Bu sebeple işimiz, ünvanımız ne olursa olsun bu din için her türlü öğrenme, öğretme, yaşama ve yaşatma faaliyetlerinin içinde olmalıyız. Yoksa müfsit Avrupai eğitim modelleri, daha çok bizi kasıp kavurmaya devam edecektir.  
Mehmet Şenlik

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS