İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
    • 260.SAYI
    • 261.SAYI
    • 262.SAYI
    • 263.SAYI
    • 264.SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Temenni açgözlülüğü çağrıştırır, bu da mürüvvete zarar verir

2013-11-08
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

İslam, insanlığın ebedi ikabtan kurtulup ebedi saadete ulaşmasını hedef edinmiştir. Bu da tabi ki kâmil şekliyle ancak ahiret yurdunda vuku bulabilecektir. Ama bu, İslam sadece ahrete müteveccihtir anlamına gelmez.
وَلَا تَتَمَنَّوْا مَا فَضَّلَ اللّٰهُ بِه بَعْضَكُمْ عَلٰى بَعْضٍ لِلرِّجَالِ نَصيبٌ مِمَّا اكْتَسَبُوا وَلِلنِّسَٓاءِ نَصيبٌ مِمَّا اكْتَسَبْنَ وَسْـَٔلُوا اللّٰهَ مِنْ فَضْلِه اِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَليماً

Allah`ın, kiminizi kiminize üstün kılmaya vesile yaptığı şeyleri (haset ederek) arzu edip durmayın. Erkeklere kazandıklarından bir pay vardır. Kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır. Allah`tan onun lütfunu isteyin. Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla bilendir. ﴾Nisa: 32﴿

İslam, insanlığın ebedi ikabtan kurtulup ebedi saadete ulaşmasını hedef edinmiştir. Bu da tabi ki kâmil şekliyle ancak ahiret yurdunda vuku bulabilecektir. Ama bu, İslam sadece ahrete müteveccihtir anlamına gelmez.

Nasıl ki İslam’ın asli hedefi insanın ruhunu/kalbini temizlemesi ise bunu da kirli, pejmürde bir bedenle gerçekleştiremeyeceğinden ruhunu kalıbı bedeni de temizlemek gerekiyorsa aynı şekilde ahirete giydirilmiş beden olan dünya da saadet diyarına dönüştürülmek zorundadır. “Dünyası olmayanın ahreti de yoktur” sözü bu manada söylenmiş olsa gerek.

Beden temizliğinin üzerinde durmayanın hastalıklardan kurtulup sıhhat bulması, hastalıklarla boğuşanın selametle Rabbine yönelip ona kullukta kusurlardan arınması imkânsız değilse bile her kulun başarabileceği bir durum değildir. Aynı şekilde dünyada huzur namına bir şey bilmeyenin, ibadet için gerek asgari enstrümanlardan hiçbirine sahip olmayanın istenildiği şekilde kulluk vazifesini yerine getirip arzu edildiği şekilde ahretini imar etmesi de aynı şekilde çok zordur.

Tabi dünyanın mamur edilmesi derken bu; sakın mal, makam ve benzeri o kadar da ihtiyaç duyulmayan enstrümanlar anlaşılmamalı…

Bu ayet-i kerime önceki ayetlerle beraber ele alındığı zaman İslam’ın insanlığa ahiretten önce bir dünya cenneti tesis etmeye çalıştığını, bunu hem zahirlerinde ve hem de batınlarda hayata geçirilmeye çalışıldığı anlaşılacaktır. Ta ki insanlar ahretteki cennetin bir küçük misaline de dünyada şahit olsunlar ve ona olan iştiyakları artsın.

Huzur ve saadetin en mükemmel enstrümanı, insanın haline şükretmesidir. Modern tabirle insanın kendisiyle, insanın zahiriyle, insanın ailesi ve yakın dostlarıyla, insanın toplumu ile barışık olması olarak tabir ediliyor.

İşte bu ayet, insanın haline şükretmesinin/kendisi ve çevresi ile barışık olmasının önündeki en büyük engel olan haset illetinden öte insanın başkasının elindekine göz dikmesi olarak tabir edilebilecek temenniden bile uzak durmayı insana emrediyor. Ve eğer kemalinin noksanlıklarını gidermek için ihtiyaç duyduğun bir şey söz konusu ise onu Allah’ın fazlından talep etmesini emrediyor.

وَلَا تَتَمَنَّوْا (temenni etmeyiniz, arzulayıp durmayınız) Kurtubi, ‘temenni’ ibaresinin arzulamayınız manasında kullanıldığını, zira temenninin sürekli olarak insanın aklını ve kalbini meşgul ettiğini, dolayısıyla onu sa’yden alıkoyduğunu söylemekle beraber âlimlerin ibareyi ‘haset etmeyiniz’ manasında kullandıklarını söyler. Zira haset dışındaki temenni ve gıptanın serbest olduğu yönünde cumhurun görüşü mevcuttur, der. Ehl-i sünnetin dört mezhebinden Maliki mezhebi hariç diğer üç mezhep imamı, gıptanın caiz olduğunu söylemişler. Delil olarak da Hz. Resulullah (SAV)’ın, “İki kişinin dışında kimseye gıpta edilmez. Bunlardan birincisi Allah’ın kendisine Kur’an verdiği kimsedir ki gecenin ortasında da gündüzün ortasında da onunla kaimdir, diğeri ise Allah’ın kendisine mal verdiği kimsedir ki o da gecenin ortasında da gündüzün ortasında o malı infak etmekle meşguldür.” Başka rivayetlerde Kur’an yerine hikmet zikredilmiştir.

Rağıb el İsfahani ise temenniyi, “insanın bir şeyin kendisi için takdir edilmesini arzulamasıdır” şeklinde tarif ettikten sonra bunun mezmum olduğunu söyleyip bunu şu şekilde gerekçelendiriyor: “Eğer insanın arzuladığı şey sadece elde etmek için sa’y gerektiriyorsa, onun bunu arzulamakla yetinmesi yanlıştır. Yok, eğer bu sa’y ile elde edilecek bir şey değil de Allah’ın bir hikmete binaen verdiği bir nimet ise bunu arzulaması muhaldir. Ve eğer bu şey kendisi için takdir edilmemişse onun buna karşı arzu beslemesi hikmet-i ilahiye itiraz gibi bir manaya gelebilir ki bu da büyük tehlikeleri olan bir haldir. Bundan dolayıdır ki ‘Her kim ki temennide bulunursa Allah’a karşı olan zannını kötü yapmıştır’ denilmiştir.”

Bunlara ek olarak temenni; eninde sonunda hasedi, kini ve zulmü doğuracak bir ahlaktır, bunların haramlığı da sabittir.

Fahreddin er-Razi ise Mefatihu’l-Ğayb adlı tefsirinde temenni ibaresi hakkında Kuffal’ın görüşlerini aktarırken şöyle diyor: “Bunlardan önceki ayetlerde Allah-u Teâlâ müminleri haksız yere birbirlerinin canlarına kast etmekten ve birbirlerinin mallarını batıl bir şekilde yemekten nehyediyor. Bu ayette ise bu iki büyük cürümden içtinap etmeyi kendilerine kolaylaştıracak olan haset ahlakından menediyor. Zira temenni de bulunan, mutlaka hasede düşer ve hasede düşenin de batıl yollarla halkın malına el uzatması veya onların kanlarını dökmeye kalkışması kolay olur.”

İkinci bir açıklama olarak, “Bu ayetin sibakında haksız yere cana kıyma ile batıl yollarla mala el uzatmadan nehyediliyor ki bu iki cürüm cevarihin yani zahirin-insanın organlarının amellerindendir. Böylelikle bu kötülüklerden uzaklaştırmakla insanın zahiri temizlenmiş oluyor ki bu şeriattır. Bu ayette ise insanların canına ve malına haset üzerinden kalb ile taarruz nehyediliyor ki insanların kalpleri, batınları temizlensin; bu da tarikattır.

Fahrettin er-Razi’nin kendisi ise şöyle bir yorum getiriyor:

Saadetin mertebeleri ya nefsanidir ya bedenidir ya da haricidir. Nefsani saadet iki kısımdır: Biri nazari kuvvetle ilgilidir ki bu da tam bir zekâ ile başkalarının marifetinden hem kemiyet ve hem de keyfiyet olarak ziyade olan bir marifet iledir. Diğeri, ameli kuvvet ile alakalıdır ki bu da fücur ile humud()’un vasatı olan iffet, korkaklık ile tühür()’ün vasatı olan şecaat, cerbeze ile eblehliğin vasatı olan hikmetle tamamlanır ki bunların hepsinin toplamından adalet ortaya çıkar.

Bedeni saadet ise, güzellik ve sıhhat ile lezzet içerisinde geçirilen uzun bir ömürdür.

Harici saadet ise, salih evlatların çokluğu, aşiretinin büyüklüğü, dost ve yardımcılarının çokluğu, tam bir riyaset, etkileyen söz, halk tarafından sevilip kendisinden iyilikle söz edilmesi ile emrine itaat edilmesidir. İşte bütün bunların birleşimi tam kusursuz bir saadettir.

Bu vesilelerin kimi fıtridir, kimi de kesbidir. Kişi kesbi olanlar hakkında da akl-ı selim ile düşündüğü vakit bunların bile Allah tarafından verilen atiyeler olduğunu görecektir. İşte bunlar Allah-u Teâlâ’nın insanların kimilerini kimilerine faziletli kıldığı saadet araçlarıdır.

İnsanlar bu vesilelerin bazı kişilerde bulunduğunu görüp kendisinin bunlardan mahrum kaldığını gördüğü zaman ve bununla meşgul olduğu zaman kalbinde bunlardan dolayı elem peyda olur. Ve kendisinde iki şeyden biri meydana gelir: Ya bu nimetlere sahip olanların elindeki bu nimetlerin zail olmasını ister ki bu zemmedilen haseddir ve o da Allah’ın kullarına yaptığı kereme, Allah’ın takdirine itiraz manasını taşır. Hatta bazen kendisinin bu nimetlere sahip olan kullardan daha müstehak olduğu vehmine kapılır. Bu ise Allah’ın hikmetini sorgulamak manasına bile gelir ki zamanla insanı küfrün karanlığına bile sürükleyebilecek kadar tehlikelidir. Hased, insanın dini için tehlikeli olduğu kadar dünyası için de tehlikelidir. Zira hased sevgiyi ve bağlılığı keser, zıtları ile değiştirir. Bundan dolayı hased haram kılınmıştır.

Bugün çocuk eğitiminde en büyük yanlışlıklardan biri çocuğu başkası ile kıyas etmektir. Kıyas, bu şekilde bir hitapla karşılaşan çocuğun sürekli olarak elindekini basit ve işe yaramaz olarak görmesine ve başkasının elinde olup kendisinin belki de hiçbir zaman sahip olamayacağıyla meşgul olmasına neden oluyor. Bu ise hem elindekinin atıl kalmasına neden oluyor hem de çocuğun başkasının elindekine göz dikmesine neden oluyor.

Allah-u Teâlâ, bu ayette insanın bu çocukluk duygusundan kurtulup kendisiyle meşgul olmasını, başkalarının elindeki ile meşgul olma gibi zamanı öldürmekten başka bir netice vermeyen ahlaktan sıyrılmasını istiyor.

İnsana hiçbir şey dahi verilmese ona sadece elindekine şükretme duygusu verilmişse bu, hem Allah katında hem insanlar nezdinde fazilet olarak ona yeter.

Böyle yapan kişi, Allah katında faziletlidir zira Allah’ın taksimatına rıza göstermiştir. Hikmetini sorgulama gibi bir haddini bilmezliğin içine düşmemiştir. Allah’ın dilediğini yapabileceğini ve bundan hiçbir şekilde sual olunmayacağını bilmiştir ve iman etmiştir. Aynı şekilde Allah’ın kendisine verdiklerinin küçük olmadığını bilmiştir. Hediye verenin hediyesine değer vermek, insanı en ulvi makamlara ulaştıran unsurdur.

Böyle bir kişi, insanlar arasında da faziletlidir. Zira insanların en fazla değer verdiği ve kendileri ile olmak istedikleri kişiler, kendileri ve çevresi ile barışık olan insanlardır. Yani hallerine şükreden insanlardır.

Öyle ise başkasında bulunan hiçbir şeye tamah edilmez. Hatta Hz. Resulullah (SAV)’ın ifade ettiği iki kişinin dışında hiç kimseye gıpta dahi edilmez. İnsan için en değerli olan, Allah’ın külli ilminden ve hikmetinden kendisine ihsan ettiğidir. Ayetin sonunda geçen اِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يماً ibaresi de bu manaya işarettir.

Faruk Hamza / İnzar Dergisi – Kasım 2013 (110. SAYI)
 

 


Faruk Hamza

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS