İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
    • 260.SAYI
    • 261.SAYI
    • 262.SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

TATİLLER DAHA GÜÇLÜ DÖNÜŞLER İÇİN FIRSAT OLMALI

2022-06-21
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

On yıllardır hikayemiz üç aşağı beş yukarı şöyle seyrediyor: Modernite bir alan belirliyor, biz de moderniteden emanet aldığımız ama bize hiç yakışmayan kavram ve bakış açılarıyla yaşamımızı sürdürmeye çalışıyoruz. Ömrümüz, modernitenin ürettiği sorunlara çözüm bulmakla geçiyor. Zaman ve mekân bilincimiz kontrolümüzden çıkalı çok oldu. Oysa mü’min olmak; İslam’ın bizden talep ettiği yaşam biçimini hayatımızda tatbik etmektir. Mümin’in ufku ahirete endekslidir. Orada vereceği hesap onun ana gündemidir. Hayatında aldığı her kararın ahirete etkisini hesap ederek yaşamını sürdürmek zorundadır. Hz. Muhammed sallallahu aleyhi vesellem peygamberlikle görevlendirildiğinde ona inen sureler, muhtevası gereği üç ana başlıkta toplanıyordu:
  • Doğru bir Allah tasavvuru
  • Doğru bir okuma tasavvuru
  • Doğru bir ahiret tasavvuru
Kusurlu ya da eksik bir Allah inancı insanları putçuluğa ve şirke götürür. Evreni, yaşadığı toplumu ve kendini doğru okuyamamak kişiyi anlamsız ve amaçsız bir yaşama götürür. Ahiret bilincinden yoksun bir bireyin de varacağı yer “hesap vermeyecek oluşunun verdiği rahatlıkla” nefsin azgınlaşmasına ve ilahlaşmasına götürür. İslam davetinin ilk gününden son gününe dek Peygamber sallallahu aleyhi vesellem muhataplarının zihin ve gönül dünyalarına, bu üç meseleyi Kur’an aracılığıyla net bir biçimde yerleştiriyordu. Bu üç hayati konudan biri olan ahiret bilincine yönelik Kur’an’da yüzlerce ayet bulmak mümkün. Yarattığını herkesten daha iyi bilen Rabbimiz, dünyanın talepleri karşısında şaşırmadan, meyletmeden ve onların içinde boğulmadan yollarına devam edebilmeleri için kullarının öncelikle böyle bir bilince sahip olmalarını istedi. Bugün modern dünyanın talepleri karşısında yaşadığımız bu savrulmaların temelinde de bu bilincin eksik ya da kusurlu yerleşmesi bulunuyor. Önüne gelen her meseleyi modernite tarafından tasarlanan bir akılla elle alan, haramları masumlaştırılıp normalleştiren, mübâh olanları sınır tanımadan yaşamaya çalışan insanlarla dolu etrafımız. Başka dünya, inanış ve düşüncelerden alınmış kavramlarla kendi dünyamızı inşa etmemiz mümkün değildir. Bize ait olmayıp, modern dünyanın hayatımıza soktuğu ve üzerimize bir türlü tam oturmayan meselelerden birisi de tatil kavramıdır. İnsanlar, sanayileşmeyle birlikte daha çok üreten ve ürettiklerini daha büyük bir hızla tüketen bir sarmala hapsoldu. Tatil; hapsolduğu bu sarmaldan haftanın ve yılın belirli günlerinde azat edildiği “âtıl” zamanlardır. Kısacası, robotlaştırılmış insana kapitalist düzenin bir “lütfu”dur. Hayata Kur’an ve sünnetten kopmayan bir gerçeklikten bakan Müslümanın “İslam’da tatil yoktur, Müslüman tatil yapmaz” demesi kolaycılığa kaçmaktır. Modernite tarafından zihnen, bedenen ve ruhen yorulup yıpratılan insanın, yılın bazı zamanlarında bu hengameden uzaklaşması bir ihtiyaç halini almıştır. Özellikle büyük şehirlerin genelde şehir hayatının bizi hapsettiği koşuşturmadan ve karmaşadan etkilenmemek mümkün değil; ama burada karşımızda daha büyük bir sorun var: Modern dünyanın talepleri zamanla içselleştiriliyor. Bunun sonucunda, İslam’ın talepleri ve bizim İslamî heyecanlarımız yitip gidiyor. Zamanla sistemin bir dişlisi oluyoruz. Sistemi besleyen, güçlendiren ve büyüten bir dişli. Nihayetinde modern dünyanın gereklerini yerine getirmeye çalışan ve zihnen modernleşen Müslümanlarla karşılaşıyoruz. Allah’a ve ahiret gününe iman ettiğini iddia eden bir Müslüman, karşılaştığı her meseleyi mü’mince ele almak zorundadır. Mü’min, bütün yaşamı boyunca karşılaştığı her meseleyi şu dört süzgeçten geçirip tavrını ona göre belirlemekle mükelleftir.
  • Allah bu konuda bir hüküm koymuş mu? Haram ise tartışmaya açmadan direkt olarak konuyu kapatır. Helal ise bu helalin uygulanma biçimini Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem’in yaşantısından hareketle uygular.
  • Kur’an’da yok ise Peygamber sallallahu aleyhi vesellem’in sünnetinde arar. Sünnette bulursa “en güzel örnek” olan Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem’e uyar. Tavrı ne ise onu aynen uygular.
  • Peygamber sallallahu aleyhi vesellem yaşamında bulamazsa en hayırlı nesil olan sahabelerin uygulamalarına bakar. Onların o konudaki tavır ve uygulamaları ona örnek olur.
  • Sahabe yaşantısında da bulamazsa ümmetin geçmişten gelen uygulamalarına bakar ve bir tavır ortaya koyar.
Kişi aradığını bu dört yerde bulamazsa demek ki o şey mübâh dediğimiz kategoridedir. Aradığımız mesele, “Serbest bırakılmış, müsaade edilmiş, yasak olmayan” anlamlarına gelen bu kavramın içerisinde bir yerdedir. Mubah olanlar ile ilgili İslam peygamberinin, sahabenin ve ulemanın tavırları ortadadır. Bu konuda İmam-ı Gazzali’nin şu yaklaşımı genel olarak Müslümanların mübâh karşısındaki tavırlarının ne olması gerektiğine bir örnek teşkil ediyor: “Mübah olanda ısrarlı ve devamlı olmak bazen o mübahı küçük günah haline getirebilir.” Kaçınılmaz olarak hayatımızın içinde olan ve mübâh kategorisinde bulunan tatil meselesi de bu dörtlü süzgeçten muaf değildir. Toplumda tatil meselesine yönelik üç tavır olduğunu söylemek mümkün. Birincisi, hayatı dünyadan ibaret bilen ve “bu dünyada ne yaşarsak kârdır” deyip, ahiret bilinci olmadan yaşayan zevkperest kitle: Rabbimiz bu gibilerini Furkan suresi 25. ayette şöyle tanıtıyor: “Kendi nefsinin arzusunu ilah edineni gördün mü?” Nefisleri onlara neyi güzel gösterirse onun peşinden giden bu büyük çoğunluğa denecek bir şey yok. İkincisi, Allah’a ve ahiret gününe inandığını söylemesine rağmen, yaşadığı toplumun gereklerinden de yüz çevirmek istemeyen tavır sahipleri: “İşi kılıfına uydurmak” konusunda maharetli olan bu kişiler, birkaç dini motif ve yaptıkları işin başına da “İslamî” etiketini yapıştırınca o şeyin İslamileştiğini zannedip hayatını öylece sürdürmeye çalışıyor. Rabbimiz bu gibilerini Hac suresi 11. ayette şöyle tanıtıyor: “İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah’a kıyıdan kenardan kulluk eder… O dünyayı da kaybetmiştir, ahireti de. İşte bu apaçık ziyanın ta kendisidir.” Üçüncüsü, ahireti yani hesap verme ve mükafat görme bilincini içselleştirmiş mü’minlerin tavrı: “Âtıl olmak, boş kalmak, işlevsiz olmak” anlamına gelen tatil kavramını inancından beslenerek içini yeniden dolduran bir tavır. Allah’ın halifesi ve adaleti hâkim kılma sorumluluğuyla yaşamını sürdüren bir mü’minin boş kalması ve âtıl olması düşünülemez. Rabbimiz İnşirah suresi 7-8. ayetlerde: “Boş kaldın mı hemen (başka) işe koyul ve Rabbine yönel” (İnşirah/7-8) ve Âl-i İmran 191. ayette “Onlar ki gerek ayakta gerek otururken ve gerekse yanları üzerinde yatarken Allah'ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışı hakkında inceden inceye düşünürler: "Ey Rabbimiz, sen bunları boşuna yaratmadın, seni bütün eksiklerden tenzih ederiz; o halde bizi o ateş azabından koru” buyurarak Müslümanların sürekli bir şekilde hareket ve tefekkür halinde olmaları gerektiğini vurguluyor. Ruhlarımızı, bedenlerimizi ve zihnimizi dinlendirmek adına yılın belirli günlerinde içinde bulunduğu koşturmaya ara vermek bir zaruret halini almıştır. Çalışma hayatının yoğun temposundan sıyrılmak ve yaşama dair tefekkürlerde bulunmak hepimize iyi gelecektir. Rabbimize, varlığa, kâinata, toplumumuza ve kendimize yönelik derin tefekkürlere ihtiyacımız var. Yaptığımız veya yapacağımız tatiller kullukta gevşemeye değil, tam tersine daha bir azimle bilenmemize vesile olmalıdır. Dava ve davet bilincimizi canlandırmalıdır. Ruhumuz ve bedenimizdeki yorgunluğu Kur’an’la, zikirle, tefekkürle onarma fırsatına çevirmeliyiz. Yapacağımız okuma listeleriyle kendimizi eksik hissettiğimiz konularda okumalar yapmalıyız. Tatiller daha güçlü dönüşler için fırsat olmalı.    
inzar

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS