İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

TATİL SÜRESİNCE YAPACAKLARIMIZ

2022-06-20
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Malum olduğu üzere önümüzdeki günlerde, bir eğitim ve öğretim yılını daha geride bırakarak tatil mevsimine girmek üzereyiz. Bu ara eğitimci olsun, öğrenci olsun herkes bu tatil dönemini nasıl ve nerelerde geçireceğinin hesabını kitabını yapmaktadır. Herkesin kafasında farklı bir tatil geçirme hevesi, anlayışı ve planı vardır. Her şeyden önce bir Müslüman için tatil nedir? İslam'da tatil diye bir şey var mı? Varsa bir Müslümanın nasıl bir tatil planı olmalı bunu nasıl değerlendirmeli, ne gibi yerlerde tatilini geçirmeli şeklindeki sorulara cevap aramamız gerekir. Aslında bütün bu soruların cevabı rabbimiz tarafından belirlenmiş ve aşağıdaki ayeti kerimelerde özetlenmiş halde bizlere takdim edilmektedir: "Elbette her zorluğun yanında bir kolaylık vardır. Gerçekten her zorluğun yanında bir kolaylık daha vardır. Öyleyse (bir işten) boş kalınca hemen kalk, (başka bir) işe koyul. Ve yalnız Rabbine giden yola yönel." (İnşirah, 5-8) Ayeti kerimelere göre, mümin kişinin boşa harcayacak bir zamanı yoktur. O, her zaman bir işte ve bir vazifeden başka bir vazifeye geçmek durumundadır. Zira onun gerçek anlamda istirahat edeceği yer cennettir. Bu dünya onun için bir sınav yeridir, sınavda ise boş durmak ve gaflet içinde vakit öldürmek yoktur. Zira geçirdiğimiz her an, soluduğumuz her nefes bir fırsattır. Bunu boşa harcamak en azından israftır. Tatile giden insanların çoğu, tatile yüklediği anlamdan ötürü rehavete kapılıp vakitlerini gaflette geçiriyor olabilir. Bu yüzden bizlere düşen görev mümin kardeşlerimize ilahi görev ve sorumluluklarını hatırlatmak ve doğru hedeflere yöneltmektir. Dini hassasiyetimize dikkat ederek İslami hayatımıza uygun olmayan şeylerden sakınarak örnek teşkil edecek bir model ortaya koyabilmektir. Toplumun büyük bir kesimi, cahiliye kültürünün etkisinde kalarak, hayatın bir vazgeçilmezi haline getirdiği; yılda en az bir kere ve bilhassa yaz aylarında tadılması gereken bir haz olarak algıladığı... Kısacası hayatın asli bir rüknü kabul ettiği tatil anlayışı, bizim medeniyetimize tamamen yabancı bir olgudur. Aslında birçok değer ve mefhumlarımızın batı kültürünün etkisiyle yozlaşıp erozyona uğradığı gibi, tatil kültürümüz de yozlaştırılıp erozyona uğratılmıştır. Bir kere İslam kültür medeniyetimizde uzun süreli tatil diye bir şey yoktur. Ama kısa süreli olarak haftalık ve aylık tatillerimiz vardır ve son bir asır hariç tarih boyu hep böyle süregelmişizdir. Müslümanların haftalık tatil günü, Cuma'dır. Geçmişte medreselerimizde Cuma akşamı mu'tad ders ve müzakerelere ara verilerek normal sohbetler yapılır, farklı gece etkinlikleri yapılırdı. Cuma sabahı beden temizliği yapılır, herkes cumaya hazırlanırdı. Cumadan sonra öğrenciler –bazen Seydalarla birlikte- çöle gider, akşama kadar oynar, eğlenirlerdi. Hatta bazı Seydalar, o günde eğitimi yasak ederdi. Hatırlıyorum Hani'de okuduğum yıllarda Seydamız şeyh Ahmed Efendi, bir gün bizim birkaç arkadaş Cuma tatilinde gidip büyük cami müezzini Hafız İsmetüllah'dan Tecvid ve kıraat dersi okuduğumuzu öğrenince bizi çağırdı ve şöyle dedi; "Men hassale yevme ta'til, seyüattilu yevme tahsil". Yani kim tatil günü tahsil yaparsa, tahsil günü tatil edecektir. Bunun açık anlamı şudur: hafta boyu derslere yoğunlaşan beyin, bir gün derslere ara vererek dinlenmeye ihtiyaç duyar. O günü tatil yaparak beynini dinlendirmeyen kişi, hafta başı yorgun beyinle sağlıklı bir şekilde dersini anlayamaz. İşte o gün öğrencilerin oynayıp eğlenerek hem beyinsel hem de bedensel olarak dinlenme ihtiyaçlarını giderirlerdi. Ne yazık ki, Cumhuriyet döneminde gerek resmi kurumlarda ve gerek eğitim kurumlarında olsun Cuma tatilimizi bizden aldılar. Bunun yerine Yahudilerin tatil günü olan cumartesi gününü ve Hıristiyanların tatil günü olan Pazar gününü koydular. Yani Müslümanlara kendi tatil günü olan Cuma'yı değil, Yahudi ve Hristiyanların günleri olan Cumartesi ve Pazar günleri birlikte tatil ettiriyorlar. Hakeza bayramlarımız da öyle... Her ne kadar bu günlerimizde tatil yapılıyor ise de bunların yanında bir de milli bayramlar diye farklı farklı bayramlar ihdas etmişlerdir. Böylece milli bayramlar ve dini bayramlar diye bir ayrımla bayram mefhumunu da yozlaştırmışlardır. Oysa Müslümanların sadece iki bayramı var. Bunların dışında yapılan etkinlikler anma günleri olarak kutlanabilir, ama bayram farklı bir şeydir. Ne yazık ki günümüzde tatil mefhumunun da içi boşaltılmış, oyun ve eğlenceye dönüştürülmüştür. Bazılarının sandığı gibi tatili, eğlence yerlerini dolaşma, gezip tozma, denize girme, yatlarla denize açılma, kampa çekilme, yatıp uyuma gibi şeylerle doldurulmak suretiyle tamamen bir gaflet havasına büründürülmüştür. Modern dünya düzeni daha açık bir ifadeyle; üretimi ve tüketimi çoğaltmak histerisine kapılmış ve bu alanda da reklam sihirbazını kullanan modern kafalar, "maksimum tatil", "sınırsız eğlence" gibi söylemlerle, insanları ve ne acıdır ki, biraz da Müslümanları avlayarak, kendilerine ait bir yaşam tarzına alıştırmışlardır. Bilmem ne tatil köyü, deniz manzaralı lüks oteller, kaplıcalar, kamplar, plajlar, yüzme havuzları... adlar altında cezbedici mekânlara çekerek, lüks ve aşırı tüketime, israfa ve hepsinden de kötüsü bâtıla dalmaya, âdeta dinden arındırılmaya özendiriyorlar. Modern hayatın, makine parçası gibi insanı yorduğu doğrudur. Yorulan insan dinlenmek ister, ancak dinlenme ile boş kalmayı birbirine karıştırmamak gerekir. Bu iki olgu, hem anlam hem de mahiyet itibariyle çok farklı şeylerdir. İşte İslami düşünce ile modern algının çakıştığı nokta burasıdır. Bugün birçok Müslüman, bu çakışmadan habersiz olarak onların döngüsüne kapılmış gidiyor. Bir defa şunu kesin olarak bilmemiz gerekir ki; Modern insanın tatil anlayışı yanlıştır. Çünkü modern insan, tatili boş kalacak, çok uyuyacak, çok yiyecek, çok gezip tozacak, çok eğlenecek bir zaman dilimi olarak algılıyor. Bu ise İslam'ın genel çizgileriyle çelişen bir durumdur. İslam boş kalmayı kabul etmez çünkü haktan boş kalan yeri batıl işgal eder. Modern insanın tatili sevaba kapalı günaha açıktır. Oysa Müslüman günaha kapalı sevaba açık olmalıdır. Tatilden 5 yıldızlı oteli anlayanlar, dinlenmekten de, açık büfeden tıka basa yemek yemeyi, herkesle birlikte denize girmeyi, kumsalda yatmayı, bol müzikli ortamlarda dans etmeyi anlayacaktır. Kimse kusura bakmasın, günah kazanarak dinlenmek Müslümana yakışmaz. Her şeyden önce şunu unutmamalıyız ki, İslami vazifeler tatile girmez! Ertelenemez ve ihmal edilemez! Dünyalık işlerimizin sağlıklı olarak yürütülmesinde belki bir dinlenme payı olarak işten, güçten uzakta kafa dinlemeyi istemek normal görülebilir. Hatta işte başarılı olmanın bir yönü böyle molalar vermekle alakalı olabilir. Ama kalkıp dinimizin gereklerini belli sürelere ya da dönemlere ayırıp sanki "dini vazifeleri ve ibadetleri" tatile çıkarabilirmişiz gibi bir acayipliğe çeviremeyiz. İmanı kalbine yerleştirmiş bir mümine yaz rehaveti gelmez. Allah'ın nimetlerini anlatmak, iyiliği emredip kötülükten sakındırmak, Kur'an'a davet etmek, mümin için kararlılıkla sürdürülmesi gereken faaliyetlerdir. Mümin fikri mücadele ile Allah yoluna davet etmek veya birkaç çocuğa Kur’an dersi vererek hizmet ederek dinlenir. Aksi halde yorulur, huzursuz olur. İnsanımız İslami geleneklerinden gelen hayat tarzını bırakıp Batı'yı taklit edeli tatil anlayışında da gözle görülür bir değişim oluştu. Artık tatil deyince akrabalık bağlarını sağlamlaştırmaya vesile olan, sıla-ı rahim anlaşılmıyor. Gittikçe zayıflayan ailevi ilişkiler yüzünden artık herkes "gönlünce" ve "özgür" bir tatili akrabadan olabildiğince uzakta geçirmeye özen gösteriyor. Modern hayatla ayda yılda bir olan görüşmeler en asgari düzeye indirildi. Eskiden uzakta olanlar hiç olmazsa bayramlarda büyüklerini ziyaret eder ve dualarını alırlardı. Ama neden ve nasıl olduysa bayramlar bile artık tatil mevsimine dönüştü. Zahmet edip anne-babanın elini öpme biraz da teknolojinin hezimetine uğrayıp telefon etme veya mesaj göndermeye indirgendi. Şunu da özellikle vurgulamak isterim ki, tatile gitmeyin, tatile gitmek caiz değildir gibi geneli kapsayacak yargılarda bulunmuyoruz. Haram-helal sınırlarının aşılmadığı tatil faaliyetlerinin "mubah" olduğunu söyleyebiliriz. Hatta kişiden kişiye değişecek şekilde tatilin kendileri için "vacip" kategorisine girdiği insanlar da olabilir. Mesela sağlık amaçlı tatiller böyledir. Ama haram-helal hudutlarının aşındığı, haremlik-selamlık hassasiyetinin kaybolduğu, başkalarına benzeme durumunun ortaya çıktığı ve israfla geçirilen tatil faaliyetlerinin de kesinlikle haram olduğunu söylemek durumundayız. Sonuç olarak, tatil süresi boyunca kardeşlerimize şunları tavsiye edebiliriz: -Hocalarımızın eğitim sürecinde bir türlü imkân bulup yenilemediği dini bilgilerini yeniden gözden geçirip zenginleştirmeye gayret etmeleri; -Gençlerimizin, bilgilerini pekiştirmek, dini konularda ufuklarını zenginleştirmek için medreselerde sunulan seminerlere ve kitap okuma kamplarına katılmalarını; -çocuklarımızın da kendilerine en yakın olan Kur'an kurslarına veya Diyanet İşleri Başkanlığı'nın her camide açtığı Yaz Kur'an Kurslarına katılmalarını tavsiye ediyoruz. Haramlardan uzak, Rızaya yakın, hayırlı ve bereketli bir tatil geçirmeniz dileğiyle...
Mehmet Şenlik

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS