Terör şebekesinin saldırılarından, köylerinden göç etmek zorunda kalan Filistinliler, Hayfa kenti yakınında Cenin Mülteci kampına yerleşmişti. Burada on üç bin beş yüz’den fazla insan bulunuyordu. Güvenlik açısından sözde BM’nin kontrolü altındaydı. Terör şebekesi önce helikopterlerle Cenin Mülteci Kampını, havadan bombaladı. Ardından dozerlerle, kamptaki yapıların tümünü yerle bir etti. BM’nin kontörlünde olan bu kampta, 1300 kişi katledildi. Dört bin ev yıkıldı.
Dicle Üniversitesinde BDP Hırçınlığı (10 Nisan 2013)
Diyarbakır’da Bilge Gençlik Kulübü, Rektörlükten izin alarak Dicle Üniversitesinde İlahiyatçı Yazar Mehmet Göktaş hocanın da davetli olduğu bir kutlu doğum programı düzenledi.” Bizden izin almadan program yapamazsınız” diyen BDP, gençlerinin eline taş sopa ve satır vererek sağa dola saldırttı. Programı sabote etmek için ellerinden geleni yapmaktan geri durmadı. Kutlu doğum programı tasarlandığı gibi yapıldı. BDP programı engellemekten aciz kalınca, araya devlet girdi. Devletin saldıran tarafları sorgulaması gerekirken, olayla alakalı olarak Bilge Gençlik Kulübü üyeleri hakkında yargı süreci başlattı. Saldıran taraf BDP, saldırılan taraf Bilge Gençlik Kulübü… Serbest kalan BDP yandaşları, ceza alan bilge Gençlik Kulübü.. Herhalde çözüm süreci çözümsüz olmasın diyedir.
Hizbullah Mensuplarına Yardım Ettikleri Gerekçesi ile Dava Açıldı (14 Nisan 2011)
Tutukluluk süresini belirleyen yasa gereği birçok tutuklu tahliye olduğu gibi, bazı Hizbullah mensupları da serbest kalınca medya vaveylaları kopardı. Oysa aynı düzenlemeden bine yakın kişi istifade etmişti. Ortamın kuru gümbürtüsüne dayanamayan hükümet, peş peşe sert açıklamalarda bulundu. Adeta operasyon için düğmeye basıldı. Kanun dinlemeden yakalanacaklarını anlayan Hizbullah mensupları sırra kadem bastı. Çıkan Hizbullah mensuplarına yardım ettikleri gerekçesiyle birçok kişi hakkında on yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı.
Peygamber Sevdalıları Alanları doldurdu (21 Nisan 2012)
Muhammedi Sevdayı bütün halka ulaştırmayı hedef edinen, Peygamber Sevdalıları Platformu, Nisan ayı boyunca Müslümanları peygamber sevdasında buluşturdu. Nisan ayında birçok farklı yerde kutlamalar gerçekleştirildi. Batman, Diyarbakır, Van, Adana, İstanbul’daki Müslüman halklar yılların özlemini giderme hasretiyle meydanlara akın etti.
Ankara’da Hizbullah Mensuplarına Ceza Yağdı (20 Nisan 2002)
Cumhuriyet tarihinden bu yana “laiklik tehlikededir “ paranoyası ile sürekli olarak İslam ve Müslüman kesimler potansiyel tehlike olarak görüldü. İslami camiaların üzerindeki takip, baskı durmak bilmedi. Ankara’da yakalanan Mehmet Emin Alpsoy, Mustafa Gürler ve Şeyhmus Gürler’e “anayasal düzeni silah zoruyla değiştirmek suçlamasıyla “ idam cezası verildi. Aynı şekilde başbakanlıkta çalışan Abdulsamet yıldız, Sadullah Arpa, Şeyhmus Alpsoy’a 15’er yıl, aynı dosyada yargılanan diğer 24 kişiye 7,5’er yıl ceza verildi.
Hizbullah’ın Nusaybin Dosyasına Ceza (22 Nisan 2005)
İslami faaliyetlerde bulunmak, laikliği yıkıp, yerine Şeriat düzenini kurmak suçlaması ile 10 yıl yargılanan 22 Nusaybinli Müslüman’ın yargılandığı dosya inceleme bitmeden sonuçlandı. Mahkeme heyeti on yıl tutuklu yargıladığı şahısların, mahkeme tutanaklarının önemli bir kısmını okumadan onayladı. Çünkü eğer mahkeme günü saat 24 00’ü geçseydi, uzun tutukluluk süresinden tutuklular tahliye olacaktı. Verilen kararla, Kaan Aktaş, Mehmet Salih Aslan, Abdurrahim Haşimi Güneş, Hayrettin Demir, Abdurrahman Orhan, Şeyhmus Uğur, Sait Özbey, Adnan Aktaş, Mehmet Kadri Can, İbrahim Güler, Mehmet Şerif Bayındır, Zeki Şinegu, Selami Sevim, Mehmet Ziya Gümüş, Hayrettin Şayık, Selman Dil, Ömer Saruhan, Mehmet Mansur Demir, Mehmet Beşir Demir, Mahmut Avcı ve Asım Şinegu’ya Müebbette çevrilen İdam cezası verildi. Tutuklulardan beşi suçun isnat edildiği tarihte küçük oldukları için daha önce dosyaları tefrik edilerek çocuk mahkemesine gönderilmişti.
İslami Camialara Operasyon (28 Nisan 2009)
Hizbullah, Vasat ve Kaplancı Müslümanlara Yönelik on dört ilde operasyon yapıldı. Şantajcı ve montajcı zihniyet, Müslümanları kirli söylemler ve montaj delillerle kirli ve eli kanlı çetelerle ilişkilendirmek için bütün imkânlarını seferber etti. Malatya, Elazığ, Erzurum, Bitlis, Diyarbakır, Bingöl, Gaziantep, Adıyaman, Adana, Adıyaman, Maraş, Urfa ve Osmaniye’de yapılan eş zamanlı operasyonlarda, 154 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınan Müslümanların bilgisayarlarına el konuldu.
Yargıyı ve emniyeti ele geçiren grup elele verek, Elazığ İhya-Der’e oluşturdukları düzmece delilleri dosyalara yerleştirdiler. Neticede yasal çerçevede faaliyet gösteren dernek üyelerine toplamda 150 yıl ceza kesildi. Kimse bu zulmü duymadı, duymak istemedi. Fakat önü alınamayan zulmün yarın kime yöneleceği belli değildi. Çünkü bütün diktatör ruhlu insanların ortak bir özelliği vardır ki kendilerine boyun eğilmedikçe karşılarındaki herkesi silinmesi gereken bir tehlike olarak görürler. O gün iktidar bunun zulüm olduğunu bildiği halde sessiz kalmıştı. Aynı grup bugün kendilerine yönelince nasıl da vaveyla koparıyorlar.
Apartmanını İsrailli Yahudi’ye Satan Filistinli Öldürüldü (15 Nisan 2006)
Filistinli halk, terör şebekesinin bütün baskılarına rağmen, bir karış toprak bile satmazlar. Doğu Kudüs’te buna muhalif giden Filistinli, Muhammed el Hava, apartmanını Yahudilere sattı. Bir hafta sonra el Hava’nın cesedi kundaklanmış bir arabanın içinde bulundu. Cesedi terör şebekesi tarafından morga alındı. Olayı el Aksa Şehitleri Tugayı üstlendi.
Rüstem Şayık’ın Şahadeti (30Nisan 1992)
Henüz on yedi yaşındaydı. İstanbul’a gitmişti. Ama bölge kaynıyordu. Kaynayan kazanın içinde kavrulan, ehli imandı. Üretilen mürtet örgüt, Müslümanlara karşı amansız bir saldırı furyası başlatmıştı. Haklı bir savunma refleksine giren Müslümanların şahadet kervanı yola çıkmıştı. Bu mücadelenin aktif kahramanlarından olan baba şehit Hacı Musa Şayık, İstanbul’da olan oğluna telefon açar. Şahadet için bölgeye gelmesini ister. Rüstem bölgeye gelir. Mürtet örgüt Müslümanların evine roket ve keleşlerle saldırıyordu. Rüstem amcasının evindeydi. Sokakta gördüğü şüpheli iki kişiye yaklaştı. Bu kişiler samimi davranır ve Rüstem’e “dayı bizi tanımadın mı? Biz akrabayız” diye seslenirler. Rüstem şüpheli hareketlerini görünce, buralarda bulunuş sebebini sorup, geri dönmek için sırtını onlara dönünce, silahlarına sarılıp ateş ederler. On yedi yaşındaki taptaze bir gül, henüz baharındaki Rüstem, yere yığılır. Nusaybin’den, Diyarbakır Dicle üniversitesi hastanesine kaldırıldı. Burada Ruhunu rabbine teslim etti. Babasının bir dava arkadaşı şehidin kendilerine verilmesini istedi. Şehit hacı Musa bunu kabul edince, Rüstem Diyarbakır Yeni Köy mezarlığına defnedildi
Sadullah Polat Ve Maşallah Yavuzun Şahadeti (23 Nisan 1993)
Küfür barbardır. Küfrün çeteleri satanist ruhludurlar. Küfrün çeteleri yarasa karakterli, utanmaz ruhludurlar. Sadullah henüz yirmi yaşlarında ve yeni altı aylık evliydi. Helal kazanç için ekinini biçmek için tarlaya gitmişti. Aynı traktörde bir başka gül yüzlü bir başka can vardı; Maşallah Yavuz… O henüz on dört yaşındaydı. Yaşıtları belki de o zamanlar parklarda oyun oynuyordu. O ise tarlaya çalışmaya gitmişti. Mürtet çeteler sanki aşılması çok güç bir cepheymiş gibi uzun uzadıya pusu planları düşündüler, tartıştılar. Kalleş mi kalleş, arlanmaz mı arlanmaz kararlar verdiler. Kararda bu iki canın infazı vardı. Neden mi? Müminlerin safında oldukları için. Ve kalleşler uzun namlulu silahlarla tarlasının etrafını sarıp bu iki güzel genci taradılar. İki can yere yığıldı. Adeta Kürdistan’ın halini, mazlumiyetleri ile yere kapanarak, yani şahadet secdesine vararak Rabbe arz ettiler.
TSK’a Hükümete Uyarı Mahiyetinde Gece Yarısı Muhtıra Yayınladı (27 Nisan 2007)
Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana gelmiş bütün hükümetler TSK’nin yan bakışlarına hedef olmamak için attıkları adımlarına çok dikkat etmek zorundaydılar. Hükümetler, belki iktidar oluyorlardı ama muktedir olamıyorlardı. Bu sefer muhafazakâr söylemleri ile ön plana çıkan AK Parti iktidar olmuştu. TSK, AK Parti’den rahatsızlığını, zamansız yaptığı açıklamalarla dile getiriyordu. Yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde AK Parti, eşi başörtülü olan Abdullah Gül’ü aday gösterince ve bunda ısrar edince ipler tamamen koptu. Buna mukabil TSK’a halkın düzenlediği, kutlu doğum etkinliklerinden kestiği birkaç kare, kopardığı gazete kupürlerinden, çektiği Kuran Kursu fotoğraflarından bir dosya oluşturup, “laiklik çok yakın bir tehlike ile karşı karşıyadır” yaygarası kopardı. Buna mukabil özelde hükümete, genelde bütün Müslümanlara gözdağı olacak bir muhtıra yayınladı. Muhtırada özelikle sayılan tehlikelere karşı TSK’nın üzerine düşeni yapmaktan çekinmeyeceği dile getiriliyordu. Bu bildiri tarihte “E-Muhtıra” veya “27 Nisan Muhtırası” olarak yerini aldı.
Mehmet Şadir / İnzar Dergisi – Nisan 2014 (115. Sayı)
İnzar - Tarihte Bu Ay