1937 yılında Filistin de doğan Ahmet Yasin henüz üç yaşındayken babası vefat etti.15 yaşında yüzme esnasında kafa üstü düşmesi üzerine boyun kemiği kırıldı. Boyundan aşağı kısmı felç oldu.
İhvani Müslimin’nin Filistin yapılanmasının içinde yer alan şeyh Ahmet Yasin bu felçli haliyle eğitimine devam etti ve İslami davete çok büyük faydaları oldu. Siyonist teröristler onu defalarca gözaltına aldılar.1984`te şeyh ve yanındaki birçok Müslüman yakalandı. Şeyh 13 yıl ceza aldı. Ancak 1985’te Filistinliler ve terörist Siyonistler arasında yapılan bir esir değişiminde Şeyh, serbest bırakıldı.
Şeyh Ahmet Yasin, zindandan çıktıktan sonra İhvanı Müslimin merkeziyle yapılan istişare neticesinde HAMAS hareketi kuruldu. Liderliğine şeyh Ahmet Yasin getirildi.
Siyonistlerin Filistinli işçileri kamyonla ezip öldürmesi üzerine, Hamas hareketi birinci intifada fitilini ateşledi. Bu karardan sonra, Hamas’ın ismi her tarafta duyulmaya başladı.
Şeyh Ahmet,18 Mayıs 1989 da tekrar yakalanınca bir yıl sonra mahkeme önüne çıkarıldı. Şeyh onurlu duruşuyla Siyonist işgalcilerin kendilerini mahkeme etme yetkisine sahip olmadıklarını ilan etti. Mahkemeye savunma ifadesi vermedi. Mahkeme belirsiz bir tarihe ertelenince, HAMAS genel grev ilan etti. Siyonistler 6 Ekim 1991 de şeyhi mahkemeye çıkardı. Ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.
Siyonistler direniş karşısında her sıkıştığında içerdeki Şeyhle pazarlığa gidiyorlardı. Şeyh onlarla olan hiç bir pazarlığı kabul etmedi ve kendilerine şöyle bir cevap verdi."siz dışarıda bana karpuz yememi bile şart koşsanız ben yine kabul etmem. Çünkü ben işgal rejimini kabul etmiyorum ki onu muhatap alayım.”
Serbest kalmasının sırrı açıklanmamakla birlikte, iddiaya göre Mossad ajanları Halid Meşale karşı suikast girişiminde bulundu. Siyonist ajanlar, Halid Meşal’in korumaları tarafından esir alınıp Ürdün polisine teslim edildi. İşte esir düşen bu ajanların pazarlığı sonucu 30 Eylül 1997`de şeyh tedavi edilmek üzere, Ürdün’e gönderilerek serbest bırakıldı. Pazarlığı Ürdün Kralı yapmıştı. Bundan Şeyhin haberi olmadığı gibi Hamas da bu pazarlığa şiddetle karşı çıktı. Ürdün’de bir süre tedavi gören Şeyh kendi vatanı olan Gazze`ye geri döndü.
2000 Yılında verilen Aksa intifadasının mimarı olan Şeyh Ahmet, İsmail Heniyye ile bir ziyarette iken, bulundukları apartmanın katı F-16’ların saldırısına uğradı. Bina tamamen tahrip olmasına rağmen takdiri ilahi Şeyh yara alamdan saldırıyı atlattı.
22 Mart 2004`te direnişin asırlık çınarı felçli haliyle sabah namazına gitmişti. İşgalci teröristler, Apaçilerden Füzelerle camiden dönen Şeyhe saldırdılar. Olayda şeyhle beraber olan iki yardımcısı toplam dört kişi şahadet mertebesiyle Rablerine yükseldiler.
Üstad Bediüzzaman`ın Bitlis Savunmasında Ruslara Esir Düşmesi (2 Mart 1916)
Osmanlı İmparatorluğu istememesine rağmen, Alman yanlısı olan gurubun kışkırtmaları sonucu ülke birinci dünya Savaşına katılmak zorunda kalmış ve tamamen macera olan Sarıkamış harekâtı başlamıştı. Açlıktan ve soğuktan atmış bin asker cephede çarpışmadan, ruhunu Allah`a teslim etti. Bu arada Ruslar doğudaki Ermenilerle anlaşmış ve Ermeni milisler fırsat buldukları anda Müslümanlara saldırıyordu. 15 Nisan 1915`te Ermenilerin yardımıyla Van işgal edildi. Ardından Muş, Bitlis, Erzurum ve Erzincan düştü. Buralardan Hükümet birlikleri geri çekildi. İşgale karşı çıkan yerel halk birlikleri oldu. Buradaki yerel birliklerden bir tanesinin başında Üstad, öğrencileri ve cepheden geri çekilmeyen birkaç asker vardı. Bütün saldırılara rağmen Üstad Gevaş bölgesinden geri çekilmedi. Savaş taktikleri ile halkın can, mal ve namusunu korumuştur. Üstad bu cephede “İşaretül İcaz” adlı eserini söylemiş, yanında cephede olan Molla Habib de yazmıştır.
Üstad ve beraberindeki birlikler birçok defa düşmandan silah ve mühimmatı ganimet alarak bununla savunmalarını sağlamıştır. Molla Said öne atılırken vücuduna isabet eden dört gülle ile yaralandı. Burada yeğeni ve fedakâr öğrencisi Ubeydullah Şehit oldu. Üstad ayağı kırık, yaralı halde 33 saat çamurun içinde mahsur kaldı. Sonunda bu yaralı haliyle, Rus askerleri tarafından esir alındı. Üstad iki buçuk yıl esir kaldı. Bu sırada Rusya`da Bolşevik ihtilalı olunca, bir fırsatla üstad firar ederek Varşova, Viyana yoluyla İstanbul’a geldi. Nitekim gazeteler onun gelişini şöyle haber ediyordu."Kürdistan ulemasından olup talebeleriyle beraber Kafkas cephesinde muharebeye iştirak eylemiş olan Bediüzzaman Saidi Kürdi Efendi ahiren şehrimize muvasalat eylemiştir." (Tanin Gazetesi)
Aslan Mashadov`un Şahadeti (8Mart 2005)
Sürgündeki bir ailenin çocuğu olarak 1951 de doğan Aslan Mashadov 1957 yılında ülkesine döndü. Askeri akademiden mezun olup Rus ordusunun çeşitli kademelerinde görev aldı. Sovyetler dağılınca 1992`de Çeçenistan’a döndü. Cevher Dudayevle beraber bağımsızlık mücadelesinde saf tuttu. Çeçenlerin Ruslara karşı başarılı olmasında önemli katkıları oldu. 27 Ocak 1996`de Çeçenistan Cumhurbaşkanı oldu. İslami ilimlerde kendini geliştiren örnek şahsiyet Aslan Mashadov ikinci Rus-Çeçen savaşında ailesinin birçok ferdi kaçırılarak birçok defa bu yolla, ya teslim olmasını ya da ülkesini terk etmesini istediler. Buna karşılık esir alınan atmış Rus askerini bunlar daha çocuk diye serbest bıraktı.
Rusların pazarlık tekliflerine "Ben her çeçen gibi dinim ve vatanım için savaşmak üzere Allah`a söz verdim. Sizin pazarlık teklifinizi elimin tersiyle itiyorum. Allah`la pazarlık yapan ve kendisini O`na adayanlar insanların pazarlık tekliflerine aldırış etmezler"
Rusların acımasız saldırılarına karşı direnen efsane komutan İslam Âleminden şöyle bir yakınmada bulundu."Bizi anlamıyorlar ya da anlamak istemiyorlar. Elbet bir gün anlayacaklar ama inşallah çok geç olmaz”
Ruslar savaşı bitirmek için Mashadov’a görüşme teklifinde bulundular. Araya girenler onu görüşmeye ikna ettiler. Mashadov belirlenen yere geldiğinde Rus ihanetiyle karşı karşıya kaldı. Teslim olması istendi. Kabul etmeyince çatışma başladı. İslam’ın yiğit bir komutanı Allah`a verdiği söze sadık kalarak şehit oldu.
Takriri Sükun Kanunu Çıkarıldı (4 Mart 1925)
Şeyh Said Kıyamı ile beraber CHP, ”Takriri sükûn Kanunu” adıyla bir kanun teklifi meclise sundu. 22’ye karşı 122 oyla kabul edildi. Bu kanun ile sıkıyönetim bölgelerinde kurulan İstiklal Mahkemelerinin kararları tartışmasız askeri erkânın emriyle yerine getirilmesi sağlandı. Nitekim bugün doğuya hangi köye gidilse bu kanuna dayanarak bir onbaşının kendisinde gördüğü yetkiye dayanarak yaptıkları, tüyleri ürpertmeye yeterlidir. Bu mahkemelerin başında olan üç Ali’ler kim bilir kaç mazlumun önce infazına, yargılanmasına bilahere yapılmasına karar verdi. Genelde memleketin tamamında, özelde Kürtlerin yoğunlukta yaşadıkları bölgede bu kanunla halka adeta kan kusturuldu. Rivayetlere göre Ankara’da Ulus’ta idam sehpasının görülmediği yer yoktu.
Şeyh Abdurrahman’e Aktepe’nin Vefatı (16 Mart 1910)
Şeyh Hasanın oğlu olan Şeyh Abdurrahman ilim için Suriye ve Irak’a gitti. İlim tahsilini bittirdikten sonra kendi köyü olan Diyarbakır’ın Aktepe köyüne geri geldi. Babasının vefatından sonra, medresenin başına geçerek talebelere ders vermeye başladı. Halkın gönlünde taht kuran Şeyh, fıkıh ve tasavuf’ta çok derin bir ilme sahipti. Talebelerini irşad için sistematik olarak halka gönderdi. Yazılmış on üç eseri olan Şeyh, fakirleri ve misafirleri çok severdi. 16 Mart 1910`da kalp krizi geçirerek vefat etti.
Şeyh Esat Erbili’nin Şahadeti (4 Mart 1931)
Kürdistan’ın Erbil Şehrinde doğan Şeyh Esat aslen seyyittir. İlim eğitimini burada yaptı. Taha el Hariri’ye intisap etti. Hilafeti aldıktan sonra hacca gitti. Dönüşünde İstanbul’a yerleşti. Burada meşayihlerin üyeliğine getirildi. 1900 yılında Abdülhamit tarafından Erbile sürgün edildi. Mektubat adlı eserini bu sürgün esnasında yazmıştır. Gerçi kendisi bu sürgüne “sıla-i Rahm” demiştir. Çünkü uzun yıllar memleketine gelmemişti. Meşrutiyetin ilanıyla beraber tekrar İstanbul’a gelmiştir. Bundan sonra meclisi meşayıhın başkanlığına getirildi. Tekkelerin başına icazet ehlinin getirilmesini sağladı. 1915’te buradan istifa etti. Medreselerin kapatılmasıyla evine inzivaya çekildi. Yeni rejim onu hep gözetim altında tuttu. 23 Aralık 1930’da Menemen vakasıyla alakalı olarak tutuklandı. İdam cezası aldı. Yaşı sebebiyle idam müebbede çevrildi. Oğlu Ali Efendi gözleri önünde asılarak şehit edildi. 4 Mart 1931`de hasta olarak yattığı hastanede zehirlenerek şehit edildi. Cenazesi yakınlarına verilmedi. Onların görmesini de engellediler. Eren köy kimsesizler mezarlığında toprağa verildi.
İnzar - Tarihte Bu Ay