Her biri birer Mus’ab, birer Selman gibi Muhammedi davetin kokusunu alınca, hidayetin yolunu seçti. Ve bu yol beraberinde mukaddes mi mukaddes bir çile beraberinde getirdi. Vahdettin İslam davetinin saflarına katıldığında henüz 18 yaşındaydı ama aşk doluydu, heyecan doluydu. Nusaybin’in taze güllerinden biriydi peygambere sunulan. Mürted çetelerin gözüne batıyordu. Kalleşçe saldırdılar ve çapraz ateşe tuttular. O gencecik beden henüz 19 yaşında iken Nusaybin’in mazulumiyetine arzuhal olarak Rabbine döndü.
DARGEÇİT’TE PKK DEHŞET SAÇTI (15 Aralık 1997)
Pkk çetelerine göre kendileri gibi düşünmeyen ve kendilerine taraf olmayan herkes düşmandır. Bu kategoriye dâhil olanların çocuk, yaşlı veya kadın olması durumu değiştirmez. Dolaysıyla taraflarında yer almayan herkes potansiyel düşmandır. Bu zihniyetle Mardin’in Dargeçit ilçesinin yoluna mayın döşendi. Yolcuları taşıyan araç mayına bastığı anda, mayın büyük bir gürültüyle infilak etti. Olayda çocuk kadın
ŞEHID ABDURRAHMAN BAKIR(17 Aralık 1993)
Aşkla, şevkle cami çocuklarının arasına oturup Kuran’ı öğretiyordu. Sizin o halinize bakan peygamberi hatırlardı. Ashabını hatırlardı. Düşmanınız Ebu Cehilleri, Velit bin Muğireleri andırırdı. Henüz on dokuz yaşındaydın. Diyarbakır’da sade bir hayatın vardı. Ama o sade hayatın hülyalarında cennetin tohumları filizleniyordu. Derin fitne odakları o gencecik yaşına acımadan pusu kurdular ve seni kalleşçe şehit ettiler, elleri kurusun.
FİLİSTİN İNTİFADASININ BAŞLAMASI: (7 Aralık 1987)
1948’de Filistin’in gasp edilen toraklarında, Batılı güçlerin yoğun destek ve çabasıyla oluşturulan terör oluşumuna karşı, bizzat İmam Hasan El-Benna’nın talimatlarıyla İhvan-ı Müslimin Cemaati mensupları, Yahudi işgaline Mısır’dan gelerek karşı koydular. Bu mücahitler bir yandan savaşarak mücadelelerini sürdürürken, öte yandan tebliğ çalışmalarını örgütlü bir şekilde sürdürüyordu. Çalışmalar kısa bir zaman zarfında, geniş bir taban bularak yayıldı, aynı zamanda bu çalışmalar HAMAS’ın oluşum aşamasını da başlatmış oluyordu. Filistin’deki İhvan-ı Müslimin’in kanadı olan HAMAS Şeyh Ahmet Yasin, Abdülaziz Rantisi ve Muhammed Taha tarafından kuruldu.
Öte yandan terör devleti, Filistin halkına zulmediyor, her gün yeni yeni katliamlara imza atıyordu. Bütün dünyanın gözü önünde Sabra ve Şatilla katliamı gerçekleştirildi. Gün geçtikçe zulümlerine bir yenisini ekliyordu. 8 Aralık 1987’de bir Yahudi kamyoneti Cebeliye Mülteci Kampında yaşayan Filistinli işçileri taşıyan araca kasıtlı çarparak dört kişinin ölümüne ve dokuz kişinin yaralanmasına sebebiyet verdi. Yaralılar Filistin Şifa Hastanesine kaldırıldı. Örgütlenmesini sağlam temellere oturtan HAMAS’ın da talimatlarıyla halk hastanenin önünde toplandı. HAMAS’ın mensubu öğrenciler bu organizasyonu sağlıyordu. Bu tepki dalga dalga halkın arasına yayıldı. İşte burada İntifada başladı. Yani, ezilen, işkence gören, sürgün edilen, zorla evlerinden ve yurtlarından çıkarılan, en ağır katliamlara maruz kalan Filistin halkının topyekun israil terörüne karşı bir başkaldırısı olan intifada başladı..
ŞEHİD RESUL EKİNCİ (18 Aralık 1994)
Muhammedi davet yeniden filizlendi Kürdistan’ın çorak topraklarında. Bir güneş doğdu. Karanlıklar dağıldıkça nura koşarak gelen erler coştu. Sahabevari bir metotla.
İslam daveti ile tanışan Şehit Resul’ün hayatı tamamen değişti. Adeta ayetler Resul’ün şahsında ete kemiğe büründü. İnsanlığın bu nura ihtiyacı vardır. Bunun kimseye zararı olmazsa gerektir. Ama gel gör ki bu Muhammedi sünnet gene tecelli etti. Hakkı sevmeyen ve korkunun kulları Resul’ü döndürmek için mal mülk teklif etiler ama nafile. Bu sevdaya malın mülkün kıyasını yapanlar hep yanıldılar ve hep yanılacaklar. Eziyet etmeye başladılar. Resul davasından caymadı. İftiralarla şikâyet edilerek zindana attılar. Bu sevda, bu iman daha da nurlanarak neşesini buluyordu Resul’ün şahsında. Bütün bunlar olmayınca feci bir şekilde şehit ettikten sonra pamuk balyasına bağlayarak Nehrin dibine attılar. O pak beden dört gün nehirde kaldı. Ve pak haliyle rabbine döndü. Bir Resul rabbine gitti ama arkasından yüzlerce Resul safta yerlerini alıp sıra bekledi.
İKİ ZULMÜN ARASINDA İKİ ATEŞ ORTASINDA (21 Aralık 1990)
Devletin derin yapılanmalarının da içinde yer aldığı Pkk ve devlet çatışırken en büyük zararı masum halk görüyordu. Diyarbakır’ın Lice ilçesindeki halk baskılara ve zulümlere dayanamayarak artık yeter dedi. Ve baskıları şikâyet etmek için kaymakamlığa doğru yürüyüş yaptılar. Kendileri için kanunun geçerliliği olmayan bir yüzbaşı ateş emri verdi. Kalabalığın üzerine ateş açıldı. Olayda biri kadın diğeri çocuk iki kişi can verirken onlarca kişide yaralandı.
ROBOSKİ KATLİAMI( 28 Aralık 2011)
İran, Irak ve Suriye’ye komşu ülkelerin sınırlarına komşu olan köylüler yılardan beridir küçük çaptaki kaçakçılıkla uğraşırlar. Irak sınırına komşu olan, Şırnak, Uludere Roboski köylüleri de bu maksatla kuzey Irak’a geçmişlerdi. Alışveriş için ihtiyaçlarını aldıktan sonra akşamleyin yükledikleri hayvanlarla geri dönerlerken uçak saldırısına maruz kaldılar. Saatlerce bombalandılar. Sonuçta aynı köyden olan ve aynı soyadını paylaşan otuz dört kişi parçalanarak can verdi.
HASAN EN-NEDVİ’NİN VEFATI: (31 Aralık 1999 )
Ehl-i imanın âlimleri birer güneş gibidirler. Güneş dünyayı aydınlatırken onlar karanlığa boğulmuş gönülleri aydınlatırlar. Çoğu zaman o güzide insanlar yaşadıkları yerlerle özdeşleşirler. Tıpkı Ebül Hasan En-Nedvi gibi…
Hindistan dendiğinde ilk akla gelen güzide insanlardan biri olan Ebül Hasan En-Nedvi, aslen Bağdatlı olup, dedeleri Tatar zulmünden kaçarak Hindistan’a yerleşmişler. Babası ilim ehlinden olan Ebül Hasan, henüz küçük yaşlarda ilimle tanışmış olup tahsile başlamıştır. Dokuz yaşında babasını kaybetti. Bu durum onları ekonomik sıkıntının içine koymuş olduğundan o, okumamaya niyetlenir. Ancak takdiri ilahi ona yeni bir kapı açar. Babasını daha önce tanıyan prens Nur Hasan, onun okuma masraflarını üstlenir. Kısa bir zamanda ilmini epey ilerletti ve yirmi yaşında medreselerde okutulan ilimlerin hepsini tahsil etti. Ondan hemen sonra medreseye hoca olarak tayin edildi. Devrin önemli simalarıyla bir araya gelip fikir telakkisinde bulundu. Muhammed ikbal, Tebliğ cemaatinin lideri Muhammed İlyas Kandehlevi, Mısır’da İhvanı Müslimin’in illeri gelenlerinden olan Üstad Seyyid Kutup, Muhammed Gazali ve Hicazın illeri gelen alimleri ile tanışmıştır. ‘Müslümanların gerilemesi ile dünya neleri kaybetti’ adlı eseri kaleme almış olup bu eserle anılır olmuştur. İslam gençliğini batının emperyalist, maddeci ve ahlaksız dünyalarından kurtarmak, tebliğinin temel çizgilerinden bir tanesiydi. İlk eğitim çağlarında ilim masraflarını üstlenen prens Nur Hasan’ın sarayına defalarca gitmesine rağmen kendisini sarayın debdebeli ve şatafatlı yaşamın bir parçası olarak görmediği gibi böyle bir hayata ilgi bile duymamıştır. Hayatta birileri size yardımcı olabilir ama özgür ruhunuzu satın almamalıdır. O bu şartlarda zahitlik yapıyor, fakir ve fukaralarla hemhal oluyordu. Bütün hayatı eğitim ve öğretimle geçen Üstadın fikirleri bütün dünyaya yayılmıştır. 31 Aralık 1999’da hakkın rahmetine kavuşmuştur. En büyük hedeflerinden bir tanesi, İslam Gençliğini batının maddeci ve ahlaksız dünyasından kurtarmaktı.
Tarihte Bu Ay / İnzar Dergisi – Aralık 2013 (111. Sayı)
İnzar - Tarihte Bu Ay